Fehmi Koru ve sonsuz
ırmak...
Zamanın nasıl akıp gittiğini, nelerin yaşanıp bittiğini anlamak
bazen çok kolay olabiliyor, o herşeyin çakmasıyla meşhur milletin atalarının son derece
orjinal ifadelerle dediklerine hafif bir kulak irkiltme gayreti sarfedilirse
eğer; ‘yeterince beklersen, düşmanlarının, önündeki ırmaktan geçip gittiğini
görebilirsin...’
Ve...
Yıllarca omuz omuza vererek, gerektiğinde tırnaklarla
eşelenmiş, nasırlı ellerin acısıyla marjinal duygularla tohumlanmış, her türlü
mihraktan sakınmaya çalışılarak zar zor filizlendirilmiş ve koruya
dönüştürülmüş onlarca ağacın; ufak kıvılcımlarla yakıldığı görülebiliyor,
ırmaktaki eski yeni ağaç parçacıklarına bakılarak...
Ve...
Düşünce farklılıklarının ifadesinde kullanılan incesi az
sözcükler yüzünden; zamanında kucak kucağa uyunmuş, sıkı sıkı sarılınmış, dost
dost diye bağırlara basılmışların hiddet balgamları, celal terleri, öfke
tükürükleri hemen seçilebiliyor, berraklığıyla ünlü o sonsuz ırmakta...
Ve...
Apansız, ani, herkesi şaşırtan mimikler, kaş çatmalar ve
donuk simalarla; evvelce göz karartılarak siper olunmuş göğüslere korlar
bırakılmasından mütevellit, o hatırsızmış, sanki hafızasızmış gibi korların
vahdetten kopardıkları hemen işaret edilebiyor, renksiz, hiç durmadan akan
ırmakta...
Ve insan bu dakikalarda; isimler geçiriyor aklından, manalar
sayıklıyor dilinden...
Fehmi Koru sesleniyor bir an dudaklarımda; az önce ırmakta
türlü yanıklarla kayan ağaçların, tohumlandığı, filizlendiği, büyütüldüğü toprakları
ve sonra bir kıvılcımla yakıldığı koruyu düşününce...
Taha Kıvanç tıktıklıyor dilimi... Kur an’daki ‘Tâ, Hâ’
harflerini hatırlıyorum... Surelerin başında gelen bu türden harfler, ‘kafirlere
meydan okumaktır’ diye kalmış aklımda... Kıvanç ise, ‘övünç, iftihar’ demek
değil mi bizim dil haznemizde... Taha Kıvanç’tan yıllardır; kafirlere olan dayılanmaları
ve karşı duruşlarıyla iftihar eden, övünen adamı anlarım ben...
O ara ırmaktan akan; hiddet balgamları, celal terleri, öfke
tükürükleri daha bir anlam kazanıyor nezdimde...
Sonra ‘Tayyip, Tayyip’ diye terennümde buluyorum kendimi...
Irmaktan geçip giden vahdet parçacıklarını, o vakit çok daha
derin manalara şavulluyorum işte...
Daha kısa bir süre önce kızcağızının mutluluğunda daimlik
olsun diye; adıyla ‘iyi, doğru’ anlamına gelen adamın şahadetliğini
isteyen Fehmi Koru’nun (Taha Kıvanç), ‘söylemlerinizde
karakter sapmaları var’ cihetinden ifadelerinin, Tayyip Bey’in yüreğine nasıl
bir kor bıraktığını ve vahdetten neler kopardığını gösteriyor o parçacıklar, anladım
şimdi...
Evet bundan, ırmaktaki o henüz soğumamış parçacıklar...
Zamanın nasıl akıp gittiğini, nelerin yaşanıp bittiğini
anlamak bazen çok kolay olabiliyor, o herşeyin çakmasıyla meşhur milletin atalarının son derece
orjinal ifadelerle dediklerine hafif bir kulak irkiltme gayreti sarfedilirse
eğer; ‘yeterince beklersen, düşmanlarının, önündeki ırmaktan geçip gittiğini
görebilirsin...’
Bu beşer, çok eski dostu düşman etti birbirine...
Lakin erbaplık da başka şey dünya ilişkilerinde...
Ancak ırmak da akmaya devam ediyor, edecek elbet...
Bakalım o sonsuz ırmaktan daha kimler akıp gidecek ve kimler
onlara el sallayacak...
‘Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler’, ümidi ve
inancıyla...