Son Haberler
28.05.2012 Pazartesi 15:48
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

FINANCIAL TIMES DEUTSCHLAND: ÖZİL KİME AİT?
16.07.2010 14:00

BERLİN, 15/07(BYE)--- Tirajı günde 100 bin 708 olan liberal eğilimli Financial Times Deutschland gazetesinin 15 Temmuz 2010 tarihli sayısında, İnes Zöttl imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun geniş özet çevirisi şöyledir:

--Türkiye, Yurt Dışındaki Vatandaşlarını Beşinci Kolonisiymiş Gibi Algılıyor. Sadakat Yüzünden Yaşanan İhtilaflar Programlı--

Mesut Özil Almanya'nın işini kolaylaştırıyor. Kendisi güzel goller atıyor ve sempatik bir görüntüye sahip. Müslüman oyuncu gerçi kendisini bir Türk olarak hissediyor, ancak büyüdüğü ülkenin arkasında duruyor. Özil, Alman Milli Takımında oynamanın kendisi için hiç bir zaman soru işareti oluşturmadığını söylüyor.

Uyum tartışmasındaki çok daha ilginç bir örnek ise geçtiğimiz haftalarda Dünya Futbol Şampiyonasını daha ziyade zahmete katlanmadan izleyen Serdar Taşçı. 15 yaşındayken Almanya'ya gelen babası Nihat, "Serdar'ın Türkiye'de oynamasını arzu ederdim" diyor ve Esslinger'de doğan 23 yaşındaki oğlunun karar vermeden önce uzun süre bocaladığını söylüyor.

Özil ve Taşçı için bir lüks sorunu olan bu konu, göç ülkesi Almanya için esas ve çözülmemiş bir sorun. Özil ve benzerleri kime ait? Sadakat bölünebilir mi? Vatandaşlarının kalplerinin yarısı ya da çeyreğiyle kendisine bağlı olduklarını hisseden bir devlet ya da toplum kalıcı olarak var olabilir mi?

--Bir Kere Türk, Hep Türk--

Türkiye bu sorunun yanıtını kendi adına çok net bir şekilde yanıtladı: Bir kere Türk, hep Türk. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan için Almanya'da yaşayan Türk kökenliler, Alman pasaportuna sahip olsalar bile Türk'tür. Bu davranışın arkasında yatan kilit cümle, "Türk olarak doğan nerede yaşarsa yaşasın Türk olarak kalır." Ankara'daki hükûmet, Mart ayında yurtdışındaki Türkler için özel olarak bir Bakanlık kurulacağını açıkladı. Hükümet, Avrupa'daki beş milyon Türk kökenliyi çok açık bir şekilde "Türk kültürünün ve Türkiye Cumhuriyeti'nin elçileri" ve Türkiye'nin çıkarlarını koruması gereken "lobiciler" olarak algılıyor. Ekonominin önde gelenlerinden Rıfat Hisarcıklıoğlu, bir zamanlar, Türkiye'nin yurt dışındaki vatandaşlarını "dünyanın en etkin diasporalarından biri yapmak istediğini" söylemişti. Kaldıkları ülkeye uyum sağlanması bunun önünde bir engel olarak değil, tam tersine bir önkoşul olarak görülüyor. Zira, iyi uyum sağlamış yabancılar seslerini daha çok duyurabilme ve etkili olma imkânına sahipler.

Erdoğan'ın yardım, milliyetçilik, duygusallık karışımı çıkışı etkili oluyor. İstanbul doğumlu eski SPD Milletvekili Lale Akgün, yurtdışındaki Türklerin çoğunun hâlâ kendisini "vatandan uzaktaki Türkler" olarak gördüğünü ve 2008 yılında 20 bin vatandaşı tarafından Köln'de bir yıldız gibi karşılanan Erdoğan'ın tam da bu kesime hitap ettiğinden şikâyet ediyor.

Akgün, tıpkı ABD örneğinde olduğu gibi bir göç ülkesi arzu ediyor. ABD'de göçmenlerin, hatta ABD vatandaşı olmayanların bile "It's my country" dediklerini söylüyor.

Gerçekte ise dünyanın hiç bir ülkesi göçmenlerden geldikleri ülkeden -kağıt üzerinde- bu kadar açık bir kopuş talep etmiyor. ABD vatandaşı olmak isteyenlerin eski vatanları karşısında sorumluluk ve sadakat duymaktan tamamen ve kayıtsız şartsız vazgeçtiklerine dair yemin etmeleri gerekiyor.

Ancak kaynaştırıcı ABD dahi uygulamada tıpkı göç konusunda tecrübesiz Almanya gibi aynı ikilemle karşı karşıya. ABD'nin Türkleri ve göçmenler arasında en büyük ulusal grubu oluşturan Meksikalılar. ABD'de 30 milyonu aşkın Meksikalı yaşıyor. Bunlardan 11 milyonu ABD dışında doğmuş. Meksika Parlamentosu 1998 yılında çıkardığı yasayla vatandaşlarına çifte vatandaşlık hakkı tanıdı. ABD de çifte vatandaşlığa hoşgörüyle yaklaşıyor.

Sadakat konusu ise açığa kavuşmuş değil ve belki de açığa kavuşması da gerekmeyecek. Zira iki devlet arasında etnik ihtilaf yaşanmıyor ve küresel bir dünyada insanların göç etmesi normal karşılanıyor.

Ancak kısa bir süre önce Avrupa'da yaşanan bir anlaşmazlık, vatandaşlık meselesinin ne kadar tahrip potansiyeli içerdiğini gösteriyor. Yeni Macaristan hükümeti yurtdışındaki Macar azınlığa Macaristan vatandaşı olma hakkı tanıyan bir yasa çıkardı. Buna öfkelenen Slovakya derhal bu durumdakileri vatandaşlıktan çıkarmakla tehdit etti.

Göçmen alan ülkeler ihtilafın bertaraf edilmesi için, en azından, göçmenlerin kendilerini evlerinde gibi hissedecekleri bir ortam oluşturabilirler. ABD de göç reformu hâlâ yapılmadı ve Meksikalıların çoğunun kendilerini genel anlamda ayrımcılığa maruz kalmış görmekte hiç de haksız değiller. Yüksek düzeyde kalifiye Türklerin çoğu da, burada kabul edilmedikleri hissi nedeniyle Almanya'yı terkediyorlar.

Sorunu bu tür transferlerle çözmeye çalışmak her halükârda yanlıştır.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.