BERLİN, 02/07(BYE)--- Tirajı günde 364 bin 240 olan muhafazakar eğilimli Frankfurter Allgemeine Zeitung'un 02 Temmuz 2010 tarihli sayısında, Lothar Rühl imzasıyla ve yukardaki başlık altında yayımlanan yorumun geniş özet çevirisi şöyledir:
--İsrail ve Batı'nın Güvenlik Siyaseti--
Batı Güvenlik siyasetinin ana hattı Orta Doğu'da Türkiye-İsrail ekseninde yer almaktadır. Ankara-Kudüs arasındaki ilişkiler siyasi açıdan hassas olmasına rağmen, ortak güvenlik çıkarları sebebiyle daima kusursuz bir şekilde yürütülmüştür.
İsrail-Arap savaşlarında, Ankara, İsrail'in desteklenmesi için ABD'ye gerekli izinleri vermekten kaçınmıştı. Yaklaşık son 40 yıldan beri Türkiye-İsrail arasındaki siyasi ilişkiler daima muğlak bir şekilde süregelmesine rağmen, Türk hükûmetleri, İsrail'in Filistin siyasetini eleştirmekten kaçınmamışlardır. Buna rağmen Türkiye ile İsrail arasında özellikle savunma sanayi, teknoloji transferi ve istihbarat alanlarında önemli ortaklıklar kurulmuş ve imtiyazlı bir ilişki sürdürülmüştür. Bu süre içinde Washington-Ankara-Kudüs üçgeninde pragmatik bir siyaset izlenmiştir.
Son yıllarda Başbakan Erdoğan hükümeti döneminde, bölgede ABD ve İsrail'den belirgin bir uzaklaşma olduğu dikkat çekmiştir. Günümüzde artık Ankara'nın İsrail'in güvenlik çıkarlarına uygun davranıp davranmak istemediği belli değildir.
Başbakan Erdoğan, bir yandan İsrail-Suriye arasında arabuluculuk yapmak istemiştir, diğer yandan da, İran'ın atom programı konusunda Tahran'ın yanında yer almıştır. Bu konuda Başbakan Erdoğan, ABD'nin muhtemel bir İran askerî operasyonunda ABD'ye hava sahasını açmayacağı sinyallerini vermiştir.
NATO kapsamında hava sahasının savunması için stratejik bir füze savunma sisteminin oluşturulması için Ankara'ya ihtiyaç duyulduğu takdirde acaba Türkiye bu durumu nasıl karşılayacaktır? Böyle sorunun 10 yıl önce gündeme getirilmesine gerek yoktu? Fakat son dönemlerde Türk siyaseti kompleks bir hale gelmiş ve ülke daha başına buyruk davranmaya başlamıştır. Dikkat çeken başka bir husus da Türkiye'nin İsrail devletine yönelik eleştirilerinin artmış olmasıdır.
"İnsani yardım" taşıyan filonun, İslami eğilimli kesimin desteğiyle yola çıkmasını Türk hükümeti de onaylamıştır. Başbakan Erdoğan'ın sert çıkışları kendisinin bu konuda İsrail'e yönelik risk almaya hazır olduğunu gösteriyor. Ankara-Kudüs stratejik ekseninde çatlaklar meydana gelmiştir.