Son Haberler
28.05.2012 Pazartesi 11:16
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

FRANKFURTER ALLGEMEINE ZEITUNG: FIRSAT MI TUZAK MI?
19.08.2010 14:00

BERLİN, 18/08(BYE)--- Tirajı günde 364 bin 240 olan muhafazakâr eğilimli Frankfurter Allgemeine Zeitung'un 18 Ağustos 2010 tarihli sayısında, Wolfgang Günter Lerch imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun özet çevirisi şöyledir:

--"Stratejik Derinlik" Siyaseti Bir Takım Tehlikeleri De İçermektedir--

Acaba Türkiye'nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun tasarladığı "Stratejik Derinlik" siyaseti, hedeflerine ulaşabilecek midir? Bu sorunun nihai bir şekilde cevaplandırılması için henüz erken olmakla birlikte, yeni bir takım değişimler ve gelişmeler yeni soruların gündeme gelmesine neden oluyor.

Başbakan Erdoğan tarafından desteklenen Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Batı'ya bağlı kalmaya devam etmek ve AB müzakerelerini sürdürmekle birlikte, ülkesinin "tarihî bağlarının bulunduğu bölgelerdeki" ülkelerle ilişkilerini geliştirmesini arzuluyor. Türkiye'nin Müslüman olan ülkelerle siyasi ve ekonomik ilişkilerinin bu zamana kadar olduğundan daha fazla dikkate alınması hedefleniyor.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin Batı ile Doğu arasında sadece bir köprü işlevi görmesini değil, bölgesel bir güç olarak ön plana çıkmasını da arzuluyor. Türkiye, bölgesinde hem kendi çıkarları hem de Avrupa'nın çıkarları doğrultusunda dengeli bir dış siyaset izlemek istiyor.

Türkiye'nin dış siyasetindeki belirgin değişiklikler, ülkenin, İran İslam Cumhuriyeti'ne ve Hamas'a yakınlaşması ve Bosna-Hersek'teki yapıcı rolüdür. Bilindiği gibi Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilme çabaları başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Şüphesiz bunun sorumlusu tek başına Türkler değildir. Türkiye'nin İran ile yakınlaşması konusunda, Türkiye'yi, İran'daki sistemi kabul etmek ya da Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'a çok fazla itibar göstermekle isnat etmemek lazım. Burada AK Partinin üzerinde durduğu ve önem verdiği konu daha ziyade Müslüman dayanışmasıdır. Ülkenin seküler eğilimli siyasi partileri ile İran arasındaki ilişkiler geçmişte sıkıntılıydı. Aynı şekilde İranlı siyasetçiler de Ankara'ya geldiklerinde Anıtkabir'i ziyaret etmekten kaçınırlardı. Bunun ötesinde Osmanlılar ile Farslar arasında uzun yıllar süregelen Sünni-Şii çekişmesi ilişkileri fazla olumsuz etkilememekle birlikte, Osmanlıların Irak nedeniyle Safaviler ile zaman zaman çatıştıkları bilinir.

Hamas taraftarlarının sosyal çevreleriyleAK Parti taraftarlarının arasında benzerlikler dikkat çekmekle birlikte, Hamas'a sempati gösterilmesi daha ziyade Müslüman dayanışmasından kaynaklanmaktadır. Başbakan Erdoğan'ın, Gazze filosunu desteklemesi de bu şekilde açıklanabilir. Daha önceleri Türkiye'nin, tarihî bağlara atıfta bulunarak İsrail ile Araplar arasında ara buluculuk girişimlerinde bulunduğu biliniyor. Fakat İsrail'in Gazze'ye yönelik tutumu bu çabaların başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olmuştur. "Mavi Marmara" gemisi ile ilgili çıkan olaylar ise, bardağı taşıran son damla olmuş ve iki ülke arasında bir yabancılaşma süreci başlamıştır.

Son zamanlarda İsrail'in Doğu Akdeniz, Güneydoğu Avrupa, Yunanistan ve Bulgaristan gibi yerlerde yeni müttefik arayışları içerisinde olduğu gözlemleniyor. Batılı siyasetçiler, Türkiye-İsrail ilişkilerinin zedelenmiş olmasından memnun değiller. Batılı siyasetçiler, Türkiye'nin holokostu inkâr eden Ahmedinejad'a ve tartışmalı bir nükleer programa sahip İran'a yakınlaşmasından da memnun değiller. Bu konuda özellikle ABD'nin rahatsızlık duyduğu biliniyor.

Türkiye'nin son zamanlarda sergilediği tavır Müslüman Arap ülkelerinde memnuniyetle karşılanıyor. Başbakan Erdoğan'ın özellikle Filistin'de çok sevildiği ve ilgi gördüğü biliniyor. Araplar, Türk Başbakanın açık sözlülüğünü beğenmekle birlikte, kendisinin, İslamiyet ile Türkiye'nin demokratik kurumlarını birleştirme girişimlerine sempatiyle yaklaşıyorlar. Bu bağlamda, acaba "Stratejik Derinlik" konseptigüçlü bir siyasi destek bulmak suretiyle başarılı olabilmiş midir?

Türkiye'nin bölgedeki tarihi parametrelerini dikkate almak makul gözükmekle birlikte, bir takım tehlikeler de içermektedir. Bölgedeki tarihsel gelişmeleri Arapların Türklerden daha farklı değerlendirdikleri bilinen bir şeydir. Türkler, 1517 yılında Yavuz Sultan Selim'in fethinden sonra Arap dünyasının büyük bir kısmına yaklaşık 400 yıl boyunca hükmetmiştir. Balkan halklarında da olduğu gibi Arapların Türkleri yabancı olarak görme durumu söz konusudur. "Stratejik Derinlik" konseptinde bu çelişkili husus daima dikkate alınmalıdır.

Bu nedenle Türkiye'nin bölgede fazla angaje olması yeni bir yabancılaşmaya ve aynı zamanda ülkenin zorlanmasına neden olacaktır. Başbakan Erdoğan döneminde Türkiye'de ekonomik açıdan büyük bir gelişme yaşanmıştır. Bu gelişmenin ülkenin siyasi anlamda dinamik bir bölgesel güç hâline gelebilmesi ve ara bulucu işlevini üstlenebilmesi için yeterli olacağı şüphelidir. Bu tür bir görevi Türkiye'nin -Batı'nın rızası ve arzusu doğrultusunda-90'lı yılların başlarında da üstlenmesi öngörülmüştü. Bu girişim büyük ölçüde başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Uluslararası terörizmle ilişkilendirilen rejimler, kuruluşlar ve şahsiyetlerle yakın ilişki içinde olmak Türkiye için bir tuzağa dönüşebilir.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.