Bu ülkede garip şeyler oluyor gerçekten; garip şeyler oluyor derken bile garip şeylerin neler olduğunu kestiremiyorsunuz ve bu garipliklerin üzerine mantıklı analizler yapmakta zorlaşıyor.
Bildiğiniz üzere AKP dokuz senedir bu ülkede iktidar ve yaptıklarını kendi adıma konuşacak olursakta beğeniyorum; hiç beğenmesem bile eski alışkanlıklarını değiştirmelerini takdirle karşılıyorum.
Yalnız bu ülkede AKP'nin dokuz sene boyunca yaptıklarına ve değişimlerine karşılık, Erdoğan'ın bir türlü üslubunu düzeltemediğini görüyoruz; Erdoğan başbakan gibi değil de sanki en yakın dostuyla konuşuyormuş gibi bir üslup sergiliyor.
Önce bir heykele “ucube” diyor, daha sonra içki içenlere “tıksırıncaya kadar içiyorlar” diyor; böyle bir üslubu onaylamamız elbette ki mümkün değil.
Bir taraftan ötekileştirmeye karşı çıkacaksınız ama, konuşmanın sonunda sizin hayat şeklinize uymayan insanları ötekileştireceksiniz; başbakanın bu tavrı ne demokrasiyle ne de özgürlüklerle açıklanabilir.
Demek ki Erdoğan, bilmediği konularda yorum üretmeye başladığı zaman çarpıcı ifadeler kullanmaya özen gösteriyor; “ucube” demesini de bu noktadan ele alabiliriz, heykel konusunda bir bilgi birikimi olmayan bir insanın sanat eleştirmenliğine soyunmasını da anlamak mümkün olmasa gerek.
Yahut hayatında hiç içki içmiş midir içmemiş midir bilemem ama, tüm içki içenlere tıksırıncaya kadar içiyorlar demesi bile içki sofralarında çok oturduğuna dair bir işarette olabilir; böyle bir yorum yaptığına göre başbakanın içki içenleri iyi analiz ettiğini düşünebiliriz.
Tabi başbakanın bu söylemlerinden herkeste nasibini alıyor, örneğin; bende OdaTV'den nasibimi aldım.
Başbakan'ın beğenmediği heykele “ucube” demesini OdaTV, “Yetmez Ama Evet” çilere bağlamış; o kampanyanın bir ortağı olduğumdan dolayı benimde adım orada geçiyor.
OdaTV'nin bu fişlemelerini kaale alacak değilim, keza fişleme amacı ile topluma ibret olsun diye tüm “Yetmez Ama Evet” çileri oraya fişlemiş gibi yazması da tam olarak fişleme değil; çünkü “Evet” dediğimi ben birçok yazımda belirttim ve bunun propagandasını da oraya imza vererek yaptım.
Bundan çok gocunmuyorum ama, başbakanın bir açıklaması tüm insanlıkla ilişkilendiriliyor ise ortada bir gariplik var demektir; nitekim bu gariplikte kendi şiddetçi ideolojilerinden nem alan bazı uyanıklara yarıyor.
Erdoğan'ın başbakan kimliği olduğu gibi aynı zamanda AKP Genel Başkanı kimliği de var ve bu açıklamaları onu tabanını ateşe atması gibi bir gerçeklikle başbaşa bırakabilir; bu da yaklaşan seçimler öncesi büyük bir tehlikeye işaret ediyor.
Dokuz senedir iktidarda olan bir partinin genel başkanının böyle bir tehlikeyi görmemesi elbette düşünülemez ama, açıklamalarına baktığımız zaman bu tehlikeyi görmüyormuşçasına bir tavır uyandırdığından dolayı başbakanı insanlık namına bu tehlikeyi görmesi gerektiğini belirtelim.
Bir heykele “ucube” dediği gibi, içki içenlere de “tıksırıncaya kadar içiyorlar” demesi sözünü kendi üzerime almıyorum ama, içki kullandığımdan dolayı bu sözle ilgili de iki kelam etmek isterim.
Bugüne kadar elbette ki içki de içtim, içki içilen ortamlarda da bulundum; başbakanın nasıl kendine has zevkleri varsa da benim de zevklerimden bir tanesi bu ve bunun hesabını da Tanrı dışında kimseye vermeyi düşünmüyorum.
AKP zamanında tüm içki içilen restoranların kapatıldığına dair söylentilere hep karşı çıktım; kapatılmanın aksine Beyoğlu'nda, Taksim'de birçok içkili restoranların açıldığını da söyleyebilirim.
Keza Anadolu'da da artık içki içilmiyor sözüne de karşı çıktım; çünkü Anadolu'nun belirli illerinde 15 sene öncesinde de içki içilmediğini bizzat iyi biliyorum, o yüzden AKP'ye karşı yapılan bu iftiraların karşısında durdum.
Tüm bu gerçeklerin üzerine karşı durduğum gibi, aynı zamanda tanıdığım hem AKP'li hem de içki içen birçok dostum ve arkadaşım var; onlara da böyle bir hakareti, iftirayı attırmam da düşünülemez.
Tabi bunları söylediğim için bazı aklıselimler beni çoktan “AKP yalakası” olarak etiketlemişlerdir bile ama, AKP'li olmadığımı en azından ben biliyorum, gerisi pekte önemli değil.
Sözün özü... Tıksırıncaya kadar içenler elbette ki vardır ama, bu değildir ki tüm içki içenler tıksırıncaya kadar içsin; ben mesela bugüne dek hiç tıksırıncaya kadar içmedim, içsem bile bu başbakanı ilgilendirmez; başbakandan önce verecek hesaplarımın olduğu bir mercii bulunmakta.
Bugüne kadar adeta sol gibi tüm mağdurların üzerine eğilen demokrat bir başbakanın yerini, şu sözlerle "kendi" mağdurlarının üzerine eğilen demokrat görünümlü bir başbakan almış gibi.
Başbakanın böyle tutumlarını da hem tabanı hem de toplum büyük bir endişeyle izliyor; bu endişenin sonu nereye varacak orasını kestiremiyor insan ama, pekte hayırlı bir yere varacak gibi gözükmüyor.
Bir heykele “ucube” deyip onun yıkılmasını emreden, içki içenleri “tıksırıncaya kadar içiyorlar” diyen bir başbakan ancak üçüncü sınıf doğu ülkelerinin başbakanı olabilir; dokuz senedeki başarılı icraatları da bir kenara atmak isterse de bu şekilde devam edebilir.
Bana kalırsa başbakan bu üslubunu bıraksın, içki içip tıksıranı da, ucube heykeli yapanıda sahiplensin, onları kapsasın.
Yoksa bu gidiş, Gürsel Tekin'in MHP ile de ittifak yapabiliriz şeklinde CHP'yi devşirme ve aynı zamanda CHP'nin şuanki ruh haline idrak eden bir politikaya doğru gidişle eşdeğerdir.
Kısaca özgün olmak öyle kolay değildir; bunları da başbakanın bilmesi gerek.
Hem özgün olup hem özgür olduğunuzda başkalarının özgürlüklerini kısıtlar duruma geliyorsanız şayet, durduğunuz makam nedeniyle özgürlüğünüzü askıya alıp özgünlük peşinde koşmak bana daha mantıklı geliyor sanki.
Bunu da başbakan ve AKP yapabilirse tabi...
E – mail: ekingun@gmail.com
Twitter: http://twitter.com/ekingunhx