Kim olduğunu mu öğrenmek istedin baş belası, ya da bu dünyada ne işe yaradığına dair bir ipucu mu istedin? Sayfalarca niyetini yazıp en sonunda ağladığın maddede duracaksın. Hayattaki amacını anlamak için NLP’cilerin önerdiği yöntemlerden birisi bu.
Diyelim ki denedin. Anlamak, bilmek, sevmek, öğrenmek, annelik, babalık, sıraladın.. sayfalarca yazdın. Bilgisayar geldi gitti o sırada, renk değiştirdi. En sonunda hırsız çıktın.
Ne yapacaksın? Tam o noktada ağladığın için sen o musun? Yoksa başka birisinin kimliğini almış olabilir misin sen kendini bilmediğin için?
Hapishanede herkes değişim geçirirmiş, bir dine, bir yörüngeye, bir ideale bağlanırmış da bir tek hırsızların umurunda olmazmış. Çünkü bu suçu meslek olarak benimsemişler onlar. Ne? Suç mu? Hayır, mesleğimi yapıyorum ben. Usul usul arka bahçeden yürümek ve kimseye çaktırmadan, kimseyi rahatsız etmeden hakkım olanı almak nasıl bir suç olabilir ki? Kendine en çok hak veren hırsızlardan bu bahaneleri örnek almalıyım.
Bense genelde olmaklarla değil, olmamaklarla ilgiliyim. Bir ruhunun olmadığını, aslında ruhun kazanıldığını, herkese verilen bir hediye gibi olmadığını anladım diyelim. Ve belki bir hırsızsın; sözleri değil de Teoman’ın şarkısındaki gibi gönülçelenlerden. Chp’liler gibi anlayış göstermeye ve tarafına almaya çalıştığın insanların sembolünü (biraz eski bir hikaye ama çarşafları yırtmaları gözümün önünden gitmedi nedense) diğer yandaşlarınla terbiyesizce paralayacak mısın artık işin bittiği için?
Yoksa hırsızlık tarafına bir son mu vereceksin?
Belki vicdan da sonradan edilinilen bir şey. Bilinç olmadan o da olmuyor. Vicdanı yok gibi gözüken bir çok kişi gördüm.
Her neyse, ben sayfalarca hayattaki amacımı yazıp da hırsız yazıp da ağlamadım, denemedim daha bu yöntemi. Ama nedense hırsızlıktan böyle bir korkum var. Hayat maddelerimi yazarken ayrıca tam bir geri zekalı gibi romantic partner isterken ağlarken bulurum kendimi diye de korkuyorum. Evren bir restaurant, sen yeter ki sipariş et diye bas bas bağırıp duruyorlar kaç senedir, kimse sipariş etmeyi bilmiyor ne acayip. Çünkü garsonlar sanal, restaurant sanal, aynen şu sıralar iletiştiğimiz gibi.
Oh, tam de istenilen, sipariş edilen gibi. Bu yarı gerçek, yarı gösteri. Truffaut’nun final için istediği anahtar. Tüm filmlerin finali yalnız bir görüntüde yatar. Ne? Hayır, Truffaut bir peynir markası değil.