Gaz lambam ve
Obama...
Karanlık günlerin anılarıyla dolu bir gaz lambası geçti
elime; bir rivayete göre kutsanmış adamın, siyah ayaklarıyla beyazlar
dünyasında (!) zafere koşuşunu izlerken...
Elektrik kullanmanın bedelinin, siyah takım içi beyaz
gömlekli adamın yönetmeye hazırlandığı özgürlükler ülkesinin mali yanlışları
hasebiyle arttığını söyleyen alt yazıyı göz ucuyla süzerken; puflamaktaydım miras
gaz lambamın tozlarını...
Birbirinden dolu zihinleriyle; son otuz kırk yılda yeni kıta
görmüşleri, o havaları solumuşları, uçuşan yaşam tarzları ve onları anlatan
sözcükleri yakalamışları ve dahi bu minvalden hareketle, memleketine hüsran
gözüyle bakanları dinlerken buruk kulaklarımla, elim bir çakmak aramaktaydı
ocağın yanlarında...
Kenarı işlemeli yadigar gaz lambamı bir cesaret yakmaya
niyetlenmiştim, bir rüyamı gerçekleştirme umuduyla; ben hiç gaz lambası ışığında
bakmamıştım yüzüme zira, nasıl görünüyordum acaba?!.
O lahza sesler duyuyordum, öneminden mütevellit neredeyse
tüm dünya iletişim araçlarının aynı dakikalarda canlı yayına geçtiğini tahmin
ederek; ‘Bir rüya gerçek oldu!.. Bir rüya gerçek oldu!..’
‘Benim ki henüz değil’ diyemedim; bir siyahın, çoğunluğunu
beyazların oluşturduğu, ırkçılığın hala yok olmadığı, renk hazımsızlığın yazık
ki geçmediği ülkesinin hatta dünyanın başına geçtiğini ilan ettiği sırada...
Sarı tutamaklı, yağ muhafazası mavimtrak, ışığın kaynadığını
düşündüğüm bombesi geniş lambamla uğraşmaktaydım hala; insanlığın bir kısmının
gözyaşları, bazılarının çatık kaşlı, çoğunun yükselen umutla izlediği adam, zaferini
kutlayıp, mücadele merhalelerini ve vaatlerini anlatırken...
Nihayet gazyağı anahtarını çevirdim; özgürlüklerin yeniden
ve daha da yeşereceğinden, ülkesinin ve dolayısıyla tüm dünyanın değişeceğinden,
barışın, huzurun, kardeşliğin, bolluğun yeniden tahsis edileceğinden dem vuran parlak
beyaz dişliyi dikkatle dinlerken...
Çakmağımı ateşlememle, bombeli camı kapatmam bir oldu; ön
adı Hüseyin ise ‘Evet yapabiliriz...’ diyordu kürsüden...
Yağı çok eksildiğinden, belki uzun zaman öylece unutulduğundan
olsa gerek titrek titrek yanmaya başladı benim atadan...
O ara, dalga dalga ‘evet yapabiliriz’ nidaları yükseliyordu
milyonlarca insanın dilinden melodik bir ahenkle...
Bir ayna kaptım hemen; ‘evet yapabilirim... evet yapabilirim...’
Bir elimde ayna, ötekinde lamba...
Etrafında gezdiriyorum yüzümün... Rüyamı
gerçekleştiriyorum...
Eski bir gaz lambasının titrek ışığında sıfatımı yeniden
anlamlandırıyorum...
Göremediklerimi, ıskaladıklarımı, gözümden kaçanları, hasıraltı
ettiklerimi, korkudan düşünemediklerimi, inkar ettiklerimi, yalnızlığımı,
endişelerimi, duymazlıklarımı, bilmezliklerimi, hayallerimi, umutlarımı
çizgilerim arasından, kırışıklarım altından yakalamaya çalışıyorum...
Ve kocaman yuvarlandıktan sonra kendi etrafımda üç beş kere,
büyük teşbihlere şavulluyorum kendimi umarsızca...
Yağı bitmek üzere olan, yaşayanları, sakinleri tarafından
uzun bir zaman önce öylece kenara bırakılan, unutulan, ümit kesilen, takatsiz
ve kara isler eşliğinde titrek ışıklar saçan yadigar gaz lambama benzetiyorum
dünyayı...
Ve bendeniz gibi rüyasını gerçekleştirdiğini ilan eden,
derisinin rengi siyah, ezilmişliğin simgesi, yok sayılmışlığın kanıtı ve şimdi
de değişimin öncüsü, varlığın nidası, nişanesi Obama’yı; dünya lambasını yeniden
alevlendirerek, insanlara yüzlerinin gerçek hatlarını gösterecek, hayatlarına
yeni anlamlar kazandıracak, türlü kalıntılardan filizler yükseltecek bir çift
içi beyaz, dışı siyah el gibi görüyorum...
Belki fazla abartıyorum...
Ama ben her güzel rüyanın yanındayım...