Gazeteci AKYOL'un Sabah'tan çıkarılışına neden olan yazı
Değerli ve duayen gazeteci Sayın Mete Akyol'la ilgili 19 Ağustos 2010 tarihinde bu köşede yazmış olduğumuz yazı nedeniyle Sayın Akyol'un yazımıza karşılık vermiş olduğu yanıtı, 1 Eylül 2010 tarihinde yine köşemizde sizlerle paylaşmıştık. (Bakınız yazarın tüm yazıları)
Sayın Akyol'dan aldığımız ikinci bir maili ve Sayın Mete Akyol'un Sabah gazetesinden çıkarılmasına (kendisi kovulma diyor) neden olan yazıyı (biraz gecikerek de olsa) isteği üzerine aynen sizlerle aşağıda paylaşıyoruz...
***
Sayın Burhan Özbey,
Gönderdiğim yanıtım, üstelik zarif üslubunuzla, yayınladığınız için size teşekkür ederim.
Yanıtımın Google'da yayınlanmasından sonra, sayıları hiç de azımsanmayacak kişiler, Sabah gazetesinden kovulmama neden olan söz konusu yazımı okumak istediklerini bildirdiler. Ayni konuyu, cumartesi günü davet edildiğim Ulusal Kanal'da, benle yapılan birbuçuk saatlik bir söyleşide de yinelemek zorunda kaldım.
Dönemin başbakanı Bayan Tansu Çiller, 25 Mart 1994 yerel seçimlerinde "İstanbul'u istiyorum" diye "tutturunca", ben de seçimden üç hafta önce, Sabah'ın pazar eki Star dergisinde, size daha önce sözünü ettiğim ekteki yazıyı yazmıştım.
Birbucuk ya da iki ay ancak dayanabildiler Sabah yöneticileri. Sonunda, kovulduğum haberini yüzüme bildiremediler, gazete binasına giriş elektronik kartıma elektronik bir "dokunuş" yaparak giriş kartımı geçersiz kıldılar.
16 yıldan buyana sözünü bile etmediğim bu olayı, size yanıtımda açıklayınca ve cumartesi günkü Ulusal Kanal'daki programda yineleyince, okur ve seyircilerin "O yazınızı okumak isteriz" dilekleriyle karşılaştım.
Bana yardımcı olur musunuz lütfen? Bu yazımı da, yayınlar mısınız?
Siz, benim bir ricamı yerine getirmiş olacaksınız; birlikte, sizin okurlarınızın ve benim seyircilerimin isteklerini yerine getirmiş olacağız.
Size şimdiden çok teşekkür ederim.
Saygılarımla,
Mete Akyol
Mete Akyol’un Star'da yayınlanan sözünü ettiği yazı
Beş yıldızlı otelin resepsiyonunda görevli genç adam karşısındaki hanımın sözlerini yanlış anladığını sandığı için önce özür diledi. Sonrada hanımın isteğini yanıtladı.
“Elbette bir oda istiyorsunuz hanımefendi dedi. “Herhalde dalgınlığımdan olacak bir an için “ben bu oteli istiyorum dediniz gibi anladım da… Kusura bakmayın onun için duraksadım.” Ayva sarısı saçlı genç hanım beş parmağını
açabildiği denli açtığı sağ elini yukarıya kaldırdı ve avucunun içi göz hizasına gelebilecek denli elini resepsiyon görevlisinin yüzüne uzatt“Biraz önce hiçte yanlış anlamadınız” dedi. “Ben bu oteli istiyorum… Bana bu oteli vermenizi istiyorum” Resepsiyon görevlisi mesleksel yeteneğini ve deneyimini
kullanarak karşısındaki vakaya “yumuşak iniş” formülünü uyguladı. “Biraz önce sizi yanlış anladığımı sanarak sizden özür dilemiştim” dedi. “O bir özrümün yerine sizden bin kere on bin kere özür diliyorum. Hanfendi. Gerçekten çok çok afedersiniz…”
Deniz mavisi gözlü sarışın hanım resepsiyon görevlisinin suçunu olgunlukla kabul etmesi karşısında memnunluk duyduğunu belirtti.
“Evet özürlerinizi kabul ediyorum dedi. “Şimdi lütfen konumuza dönelim: Ben bu oteli istiyorum. Hem de şimdi…”
Resepsiyon görevlisi soygun anında gizlice diz basarak çalınabilen alarm düğmesinin bulunduğu yere doğru kaydı. Dizini hafifçe büküp düğmeye basacağı sırada bir kişinin telaşla resepsiyona doğru koştuğunu gördü… Telaşlı adam bir yandan “bu oteli isteyen” hanıma sarıldı bir yandan da resepsiyon görevlisinden özür diledi.
“Bizi lütfen bağışlayın.” Dedi. Karım şey… Yani biz alışverişe çıkmıştık ama… Aslında başka şeyler almak için çıkmıştık çarşıya. Lütfen bağışlayın bizi…”
Resepsiyon görevlisi ne olup bittiğini anlayamamanın verdiği şaşkınlıkla, karşısındaki adamla eşine baktı.
Telaşlı adam kolunu eşinin omuzlarına uzattı. Onu otelin kapısına doğru götürdü.
Bir yandan da ona, “Gel gidelim buradan karıcığım…” diyordu. “Ben sana daha büyük oteller alacağım, daha güzel oteller alacağım. Bu otel pis, bu otel kaka…”
***
Ayva sarısı saçlı genç ve güzel kadın, başını kocasının omzuna dayayarak, otelden çıktıktan ve açık havada bir süre yürüdükten sonra, gözlerini bu kez, gözlerini tam karşıda ki boğaz köprüsüne dikti. Ve yürümeyi bırakıp bir süre dalgın dalgın Boğaz köprüsünü seyretti…
Uyanık koca duruma el koymakta gecikmedi.
“O köprünün modası çoktan geçti, karıcığım” dedi. “O köprü şimdi hem eskidi hem de kendisinden daha büyüğünün yanında küçücük kaldı.”
Genç ve güzel kadın kocasının gözlerine kuşkulu baktı.“Onu istemeyeyim diye bunu söylüyorsun beni kaldırıyorsun değil mi?” dedi.
Sevgili eşinin bu suçlaması karşısında, kocası içtenlikle üzüldü.“Ben seni hiç kandırır mıyım, ‘Pussy Cat’ciğim” dedi. “Sana her türlü yemini etmeye hazırım etmeye hazırım. İnan ki doğru söylüyorum. Gerçekten de bu köprüden daha büyük ve daha yeni köprü başka bir köprü var.”
Genç ve güzel kadın kocasının bu sözlerinin doğru olup olmadığını anlamak için, dediği o köprüyü gözleriyle görmek istedi.
Kocası hiç karşı koymadı birlikte otoparka gittiler, otomobillerine bindiler ve.. Ve Boğaz köprüsü’nden daha yeni ve büyük olan Fatih Sultan Mehmet köprüsünü tüm görkemiyle seyredecekleri bir yere gittiler. Kocası köprüyü uzaktan gösterdi eşine: “Ötekinden daha büyük dememiş miydim sana?” dedi.”Şimdi söyle bakalım o gördüğümüz birinci köprü büyük yoksa bu köprü mü? Ayva sarısı saçlı kadın coşkuyla sarıldı kocasına…
“Ben bu köprüyü istiyorum” dedi. “Bana bu köprüyü versinler…”
Kocası eşinin bu isteğini anlayışla karşıladı.
“Madem ki sen bu köprüyü istiyorsun, o halde bu köprü hemen senin olmalıdır” dedi.
Gel şimdi kasaya gidelim, parasını ödeyelim ve sana bu köprüyü alalım.”
Karı koca birlikte Fatih Sultan Mehmet köprüsüne gittiler, köprünün gişelerinden birinin önünde durdular ve…
Gişe memuruna gerekli ödemeyi yapıp, gişeden geçtikten sonra otomobilleriyle köprünün üzerinde ilerlemeye başladılar.
Direksiyondaki koca, ailelerinin bu yeni servetinin coşkusunu eşiyle paylaşmak istedi.
“İyi ki istedin de satın aldık bu köprüyü, Pussy Cat’çiğim” dedi. “ikimize de hayırlı uğurlu olsun. İkimizin de gözlerimiz aydın olsun..”
Genç ve güzel kadın kocasının bu coşkusuna hiç de katılmadı.
“Sen niçin seviniyorsun öyle?”dedi. “Bu köprü senin değil ki… Benim o köprü… Çünkü onu ben istedim ve şimdi de o benim oldu… Bu arada sana ne oluyor?..”
***
Genç ve güzel kadın, kendi malı köprüsünden geçerken, güzelliğine bir kez daha tanık olduğu İstanbul’u doya doya seyretti ve… Yine kocasının omzuna dayadı başını:
“Ben bu İstanbul’u istiyorum” diye tutturdu bu kez “bana bu İstanbul’u versinler…”
Kocası bir eliyle direksiyonu tutarken, öteki eliyle eşinin çenesini tuttu, başını bir de bu yana çevirdi:
“Adı Sarıyer’de olsa, şu dağların, şu tepelerin, şu vadilerin yeşilliğine bir baksana benim sevgili Pussy Cat’çiğim” dedi. “İstanbul’un bu koskoca parçasını istedin, onu aldık yana sana… Öteki parçasından bize ne?...”
Deniz mavisi gözlü, nar kırmızısı yanaklı, ayva sarısı saçlı genç ve güzel kadının yüzündeki maskesi birdenbire değişiverdi:
“Bana ne, bana ne, bana ne diye dayatmaya başladı ve yine “Ben İstanbul’u istiyorum… Bana İstanbul’u versinler…”
Ve birinin çıkıp ta kendisine “Al” diyeceğini bildiğinden olacak galiba, şimdi öylesine içtenlikle inanmaya başladı ki istediğini alacağına, sonunda… Mete Akyol