GAZETECİ RÖGAR FARESİ OLMAMALI
Gazeteci kişisel takdir ve görüşlerine,
yani subjektif ölçülere göre
önemli konularda ki devlet görevlilerine sık sık övgülerde bulunmaz,
daha doğrusu bulunması normal ve kabul edilebilir değildir.
Sık sık övgüde bulunan gazeteci ve yazarın
övdüğü makamdan mutlaka bir çıkarı vardır ya da çıkar peşindedir.
Gazeteci/köşe yazarı,
önemli mevki sahiplerine ne zaman övgüde bulunur?
Toplumun büyük kesimlerinden gelen bir memnuniyet varsa
ancak bunu kamuoyuna yansıtmada vesile olur.
Bir gazetecinin
önemli makam ve görevlerde bulunan devlet yöneticilerinden,
“şahsını obje” yaparak açıklamada bulunmasını talep etmesi
hiç normal değildir.
“Valimizden kent güvenliğini nasıl sağlayacağının açıklamasını BEKLİYORUM” ya da “Belediye başkanından falan bölgede ne gibi işler yapacağı konusunda BENİ AYDINLATMASINI İSTİYORUM” tarzı ifadeler
o gazeteci ya da köşe yazarının,
önemli insani zaaflardan biri olan
“aşağılık kompleksi” içinde olduğunu gösterir.
Sen kimsin kardeşim?
“BEKLİYORUM” diye kendini fasulye gibi nimetten sayıyorsun!
Validen, belediye başkanından ve diğer önemli mevkilerde bulunan devlet görevlilerinden, ancak “toplum adına” talepte bulunursun.
“BEKLİYORUM” değil “BEKLİYORUZ” diye çoğul ifadesi kullanarak…
Eğer gazeteci ve köşe yazarıysan,
kamu adına görev yapıyorsun demektir.
önerilerin ve taleplerin ancak kamu adına olur,
kendi adına değil.
Bir köşe yazarının yazısında kullandığı ifadelerden,
kaç kıratlık adam olduğunu anlamak zor değildir.
Genelde bakın ünlü yazar Nihat Genç’in
“Veryansın” kitabında tanımladığı
“RÖGAR FARESİ” kratında olan köşe yazarları,
güvenilir olmayan ve her türlü insani zaaf ve çöküntü içerisinde olan tiplerdir.
“RÖGAR FARELERİ” nin tanımı, ünlü yazara göre şöyle:
“Eskiden belediyelerde kadrolu fareler vardı. Rögarlar sıkıştığında
bu kemirici fareleri kanalların içini kemire kemire açsın diye atarlardı oraya. Rögar fareleriydi bunlar. Şimdi aydınlarımız AKP hükümetinin başına bir sıkıntı geldiği zaman köşelerden rögarlara atılan fareler gibiler…”
Adam, bir kentin ömrü uzun ama
az satışlı sıradan bir günlük gazetesinde
sözde köşe yazarı.
İşi gücü her gelen iktidara yalakalık yapmak
ve bu maharetine dayalı olarak da,
nemalanmayı yaşam biçimi haline getirmiş bir tam bir “rögar faresi.”
Kendini bir şey sanıp,
Kentteki yanar-döner siyasetçi ve bürokrat takımına,
habire hava yapıyor.
“Büyük gazeteci/köşeyazarı pozlarında(!)”
“bekliyorum” , “istiyorum” tarzında ifadeler kullanarak…
Son söz:
Ülkede ki kötü gidişin durması,
ülkeyi ve milleti sarsan sıkıntıların azalması için,
her zaman söylüyor ve yazıyoruz,
önce gazeteci/köşe yazarı takımının,
yani bizlerin adam olmamız,
güvenilir ve saygın olmamız gerekir.
Adam olmayan ve olmamakta direnen matbuat takımını
kim adam edecek?
Okur, halk, toplum edecek.
Nasıl edecek?
Gazetesini okumayarak,
televizyonunu izlemeyerek,
tepkisini koyarak,
parmağını taşın altına sokarak,
Ne demiş Moliere:
“Yalnız yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan da sorumluyuz.”
“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın”
diyerek kenara çekilirsek,
dokunmadığımız yılanlar belki bin yıl yaşarlar ama,
yılanlara dokunmayanlar olarak sizlerin/bizlerin
bu vatan toprakları üzerinde
huzur içerisinde yaşamamızın
hiç mi hiç olasılığı ve olanağı yok…
İşte ortalıkta ki durumu ve gidişatı görüyorsunuz…
BURHAN ÖZBEY