GAZETECİLER (MUHABİRLER) VE MÜFETTİŞLER KÖTÜ İNSANLARDIR.
Gazeteci ve köşe yazarı olarak; haklı da olsanız, ülkemizde ne zaman baştakileri dostlar alışverişte görsün türünden değil de ciddi ve sürekli olarak gazetenizin haber sütunlarında ya da köşelerinde eleştirirseniz, işiniz bitik demektir.
İktidarla her zaman iyi geçinmeyi prensip edinmiş patronunuzun; “vazgeç iktidarı eleştiren şu yazılarınızdan” türü söz ve ikazlarını da dinlememeye devam ederseniz; hiç saf olmanıza gerek yok, ne olacağınız belidir. Sonunuz kısa süre içinde kapı önüne bırakılmaktır.
Başta, bir dinci yönetim ya da dini siyasete alet eden bir yönetim olsa da; onlar daha fazla “dünya nimetine düşkün olduklarından”, dürüst kalma inadınızdan ötürü, uğrayacağınız felaket ve akibet yönüyle, durum hiç fark etmez.
Çünkü görülmüş ve yaşanmıştır; dünya var oldukça, toplumlarda makam ve konumları ne olursa olsun bireyler arasında ilişkilerde“para” ve para hükmündeki maddi değerler, her zaman maneviyat denilen insanı yücelten ulviliklerin, yani hak ve adaletin önünde olmuştur…
Bilin ki; yöneticiler ne denli dindar görünmeye çalışsalar da; bu ülkede ne “Hz Ömer adaleti” ne de “Hz Ali’nin yöneticilere öğütleri” işlevseldir.
Dinin emrettiği; “doğruluk”, “dürüstlük”, “tarafsızlık”, “adaletli olma” gibi akideleri dillerde bol bol vardır ama(!) eylemlerde pek yeri yoktur!
Ülkeyi yöneten Başbakan Tayip Erdoğan, son zamanlarda inanılmayacak ölçüde sinirli ve tepkili bir ruh haline büründü…
Hemen her şeye sinirleniyor ve tepki koyuyor. “Deniz Feneri” olayından sonra Başbakan sinirlerini hepten kontrol edemez duruma geldi.
Geçtiğimiz hafta meslekte deneyimli yedi gazeteciye Başbakanlıkta muhabir olarak görev yapma yasağı getirildi. Sebep; yanlı ve asılsız haberler yapıyorlarmış, gerçekleri saptırıyorlarmış… Bir yaşımıza daha girdik(!)
Bildiğiniz gibi Sayın Başbakan, bundan bir süre önce de, kendisini rahatsız eden ve yolsuzluklar hakkında haberler yapan bir grubun gazetelerini satın almamaları ve boykot etmeleri konusunda çıkıp kürsülere halka çağrıda bulunmuştu.
Geçmişte Başbakan’ın büyük çaplı gazetelerin sahip ve yöneticilerini telefonla arayarak ya da arattırarak, bazı köşe yazarlarını kadrolarından çıkarmaları, gazetelerinde yazı yazmalarına fırsat vermemeleri konusunda uyardığını basında çıkan haberlerde zaman zaman okuyor, acaba gerçekten böyle bir durum söz konusu mu diye düşündüğümüz oluyordu.
Son zamanlarda yaşanan olaylara baktığımızda, bu yöndeki haberlerin doğru olabileceği yönünde kanaatımız arttı.
Emin Çölaşan’ın Hürriyet gazetesinden kovulması olayı (Sayın Çölaşan, gazeteden çıkarılışını “kovulma” olarak nitelediğinden, biz de ayni sözcüğü kullandık.) bu konuda ki gerçeği somut biçimde ortaya koymuş oldu.
Eğer bir ülkede, ülkeyi yönetenler, basınla ve basın mensuplarıyla şu ya da bu nedenle uğraşmaya ve onları susturma çabasına girmeye başlamışsa; tarih göstermiştir ki; o yönetim için artık yolun sonu yaklaşıyor demektir.
Gazetecilik mesleği, kimi yönleri itibarıyla müfettişlik mesleğine benzer.
Ömrümüzün çeyrek asrını devlette müfettiş (başmüfettiş, tef. Krl. Bşk.) olarak ifa ettiğimiz için, sözünü ettiğimiz iki meslek grubu içerisinde bulunmuş olmamız nedeniyle; bu yönde ki değerlendirmelerimiz tahmini olarak değil, Yaşamda bizzat karşılaştığımız durumlardır.
Bürokrasi de müfettiş olarak, vicdanınızı karatıp, gerek bağlı olduğunuz makamın ve gerekse teftiş ettiğiniz yöneticinin hoşuna gidecek raporlar yazarsanız; “iyi müfettişsinizdir”. Sizden iyi müfettiş yoktur… Yok eğer yazdıklarınız, bu iki cenahın işine gelmemişse, gelmiyorsa; yazdıklarınızda yüzde yüz haklı da olsanız, siz “kötü bir müfettişsinizdir.” Bu durumlarla çok karşılaştığımız olmuştur.
Sevgili okurlar.
Görevini hakkıyla yapan gazeteci, muhabir, köşe yazarı ve müfettişler; hangi dönemde olursa olsun çoğu zaman sevilmeyen insanlardır. Bu bir ülkemiz gerçeğidir.
Çünkü ülkemiz olumsuz işler bakımından zengin bir kaynaktır.
Pek çok iş, gerek bilerek (yolsuzluklarla, görevi suistimal ederek) gerekse bilmeyerek doğru yapılmadığı için; meslek onurunu özümsemiş, dürüst ve haysiyetli olmayı kutsallık ölçüsünde önemli saymış “gerçek gazeteci ve müfettişler” için; işin ve durumun gereği olarak, hemen her zaman eleştirisel yazı ve raporlar yazmak kaçınılmaz hale geliyor…
O nedenle; kimileri için, GAZETECİLER VE MÜFETTİŞLER KÖTÜ İNSANLARDIR(!)
Burada bir parantez açarak şunu söylemek isteriz; ülkemizde müfettişlik müessesesi; üzülerek söylüyoruz ki; son çeyrek asırda, yani Turgut Özal’dan bu yana, özellikle de AKP iktidarı döneminde işlevini büyük ölçüde yitirmiştir.
Müfettişlik mesleğinin adı vardır, icraata etkisi olacak fonksiyonu yoktur. Yazılan raporların gideceği yer çoğu zaman tozlu raflardır.
Kimse bize istisnaları göstererek, iddiamızın yanlış olduğunu ileri sürmeye kalkmasın. Biz bunları şuradan buradan okuyarak ve duyarak yazmıyoruz. Bizzat içinde yaşadık ve gördük. Yani “damdan düşenlerdeniz.”
Devlet Denetleme Derneği (DENETDE) Başkanı’nın başına gelenleri yakında zamanda basında okuduk. Bu ülkede hangi dönemde olursa olsun müfettiş olarak yolsuzlukların üzerine gitmeye kalkarsanız, başınıza gelecek işler bellidir.
Devlet memuru olarak, gazetelerde ülke yönetiminin başında bulananları, iktidarı öven yağlı ballı yazılar yazın, kimse size “Yasa” gereği “devlet memurlarının basında demeç veremeyecekleri ve yazılar yazamayacaklarını gerekçe göstererek suçlamada bulunmaz ve ceza vermeye kalkmaz(!) Hatta teşekkür bile eder.
Yanılıp aksini yaparsanız, yani haklı olarak da olsa, kimi konularda yapılan (olumsuz) işlerin yanlışlığını yazarsanız, işte o zaman vay halinize!
Hemen 657 Sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 15. Maddesini hatırlatarak, sizi basında yazı yazdığınız için suçlu görüp işinizi derhal bitirirler.
Sonra da çıkıp ortaya kürsülerde, miting meydanlarında ve televizyon ekranlarında; (yolsuzluklar diz boyu iken) haktan, adaletten, tarafsızlıktan, eşitlikten vs.den bol bol söz ederler…
Neylersiniz, hangi iktidar başa gelirse gelsin; “burası Türkiye.”
Değişen bir şey olmuyor...
Ülkeyi; sözde başı secdeden kalkmayanlar, sözde orucunu tutup, sözde Hac ve umre görevini yerine getirenler yönetse de(!)
BURHAN ÖZBEY