Gazeteciliğin katli
Bundan böyle, Türkiye’de bırakın dört dörtlük, normal gazetecilik yapabilmek olanağı bile kalmamıştır… Ulusal boyutta yayınlanan gazetelerin, televizyonların birkaç medya patronunun elinde toplandığı bir süreç ve ortamda, ülkede ne “özgür” basından ne de “bağımsız” gazetecilikten söz edemezsiniz…
Mevcut basının ne durumda olduğunu görüyoruz…
Birkaç istisna dışında, tam anlamıyla iktidara bağımlı, hiçbir zaman hükümetle ters düşmek gibi bir riske girmeden, can ciğer kuzu sarması durumunda varlığını sürdürüyor… Köşe yazarları, çok azı dışında, patronlarının sözcüsü, hükümetin destekçisi konumundalar…
Günümüzde pek çok ünlü köşe yazarı ya da gazete yönetmeni, Türkiye koşullarında servet sayılan aylıklar almakta… 20- 30 – 40 bin dolarlık maaşlar, 1 – 2 milyon dolarlık transfer ücretleri… Bu denli hayal ötesi aylıkla gazetecilik yapan kimselerin kalemlerinden, halk adına kahramanlık yazıları bekleyebilir misiniz?
Medya patronu için genel yayın müdürleri, köşe yazarları tek kelime ile kendisinin uydusudur… Öyle olmalıdır, aksi durumda barınma şansları yoktur… yeri geldiğinde ya kılıç ya da kalkan görevi yapmalıdırlar… Bu yönlerde işlevsiz, vatan millet edebiyatı tutturup, hak ve adalet yazıları yazmaya hevesli ve bu tür hatalara düşmüş(!) köşe yazarları, bilinir ki, sevgili medya patronları için makbul gazeteci(!) değillerdir… Sevimsizdirler…
Emin Çölaşan, basın kulvarında her zaman takdir edilmiş, şahsına ve karakterine güven duyulmuş, yüreği gerçek vatan sevgisiyle dolu olan ve milyonların sevgilisi bir köşe yazarıydı… Dün ipi çekildi…
20 yılı aşkın bir süre ile alnının akıyla görev yaptığı gazetesi tarafından “tu kaka” ilân edildi ve işine son verildi…
Bu eylem, ünlü bir köşe yazarının işine son verme eylemiyle birlikte, “patron sözü dinlemeyen” öbür gazeteci ve köşe yazarlarına da gözdağıydı!...
Ya adam olursunuz ya da sizin de ipinizi çekeriz mesajıydı!
Ekonomik açıdan gücü olmayan, çoluk çocuğunu emeği karşısında aldığı mütevazi aylıklarla geçindirmek zorunda olan ve iş bulabilme açısından pek fazla şansı bulunmayan bir gazeteciden, medya patronuna karşı nasıl bir kahramanlık - Donkişotluk bekleyebilirsiniz ki?
O nedenle, Mevcut durumda Türkiye’de yazımızın başında da belirttiğimiz gibi bırakın dört dörtlük, normal bir gazetecilik yapabilme şans ve olanağı hemen hemen hiç kalmamıştır… Ne yazık ki durum böyle!..
Ulusal yayın yapmakta olan gazete ve televizyonların patronları hükümetlerin uydusu olmayı misyon edinirken, yerel basın patronları ise, il ya da ilçe belediyelerinin güdümlü yayın organı olmayı yeğliyorlar…
Bugün medya ister ulusal olsun isterse yerel; gelir kaynağı olarak büyük ölçüde “Devlet” i görmekte… Ya ihale peşinde koşacaksın ya da hatırı sayılır reklam ve ilân kapmaya çalışacaksın… O nedenle de yukarısı ile arayı iyi tutacaksın.. Bugün Türkiye’de büyük ölçüde basının işlevi böyle…
Okumakta olduğunuz önünüzde ki bu yazımızı, istisnalar dışında, sorarım size, hangi ilin hangi yerel gazetesi sayfalarında yer verip köşe yazısı diye yayınlayabilir. Ulusal boyutta yayın yapmakta olan holding medyasının genel yayın müdürleri, böyle bir yazıya sayfalarında cesaretle yer verebilirler mi? Veremezler…
İnternetin normal yaşamın bir parçası durumuna gelmekte olması; günümüzde medya patronları tarafından işlerine son verilen önü tıkanan gazeteci ve köşe yazarları için seslerini duyurabilme açısından, çölde su kaynağına kavuşma ölçüsünde bir ferahlık unsurudur… Fatih Altaylı bu savımızın en yeni somut örneğidir…
Emin Çölaşan’da yarın öbür gün, bir süre de olsa, kimi önemli konularda yapacağı açıklamalar için internet medyasını tercih edebilir… Seçmesi de doğaldır ve beklenebilir…
Yazımızın sonuna doğru gelirken, Türkiye’de yeni bir güneş doğmadan, gerçek anlamda yeni sayfalar açılmadan, sanırız yazılı ve görsel basında normal ölçülerde gazetecilik yapabilme olanağı kalmadığını, ne yazık ki belirtmek durumundayız…
Kendi çapında yazarlık yapmak talihsizliğinde bulunan bu satırların yazarının; yüzüne kapanan yazılı ve görsel basın organı deneyimlerinden ve kendisi dışında ülkede yaşanmakta olan medya felaketlerini de gördükten sonra, umudunun tükenmiş olmasını, sanırız anlayışla karşılamanız gerekir…
Ancak, bunları yazmış olmakla sakın ola bir teslimiyet ve kadercilik çağrısı yaptığımızı düşünmeyiniz… Savaşımımız, koşullar ne olursa olsun devam edecektir. Her ne kadar, yediğimiz darbelerden ötürü, derin yaralar almış olsak da, yolumuz, namus, şeref, dürüstlük yoludur…
Ulu Önderimiz Atatürk’ün belirttiği gibi, hiçbir koşulda Cumhuriyetimizi, vatanımızı, demokrasi ve laikliğimizi savunmada ve bu yönde ki karalılığımızı ortaya koymada geri çekilmeyeceğiz…
BURHAN ÖZBEY
burhanozbey21@hotmail.com
burhanaozbey@yahoo.com