GAZETECİYE TEHDİT
Son zamanlarda yazılı ve görsel medyada görev yapan basın mensuplarına tehditler giderek artmakta. Demokrasinin işlemediği, özgürlüklerin tıkandığı ve despotizmin egemen olduğu dönemlerde, gazetecilere yönelik tehdit ve saldırılar belirgin biçimde artar… Gidişata bakıldığında mevcut konjonktürde ülkemizde bu riskin artacağını önceden söylemek ve iddia etmek bir kehanet değildi..
Yaygın ya da yerel basında, yönetenlerin en çok hizaya getirmeye çalıştığı ve kendisine kul köle etmek istediği kesim medya ve medya mensuplarıdır… yöneten erkler, önce akçalı konulara dayalı olarak medya patronlarını kendilerine bağımlı duruma getirirler, sonra da patronlar vasıtasıyla “can sıkan” basın mensuplarının işini bitirmeye çalışırlar…
Önce maddi çıkarlarla gönlü alınmaya çalışılan(!) basın mensubu, - gazeteci, televizyoncu ve köşe yazarı – yine de yola gelmiyor, dürüstlük ve doğruluktan ödün vermiyorsa, iş başka raddelere doğru kayar (!)
Önce bu konuyla ilgili taze bir haberi, aynen sizinle paylaşmak istiyoruz.
“Ankara Emniyet Müdürlüğü Hürriyet Gazetesi yazarı Bekir Coşkun’a koruma tahsis etti. Hürriyet Gazetesi de Coşkun’a camları açılmayan zırhı bir araç verdi. Bekir Coşkun, Ankara Emniyet Müdürü ve Ankara Valisi’nin kendisini aradığını, dilekçe vererek, koruma istemesini söylediklerini belirtti. Kendisinin, böyle bir dilekçe veremeyeceğinin anlatan Coşkun, “Ben bir yazı yazdım. Ama korktum gelin beni koruyun” demeyi yakıştıramadım kendi kendime” diye konuştu. Daha sonra Emniyet Müdürlüğünün kendisinin talebi olmadığı halde bir koruma polisi görevlendirdiğini kaydeden Bekir Coşkun, şunları söyledi: “Polisin bir bildiği vardır. Bana nedenini söylemediler. Ben her gün tehdit alıyorum. Başbakan’a ‘Çek git’ dedikten sonra tehditler çok yoğunlaştı. Bazı gazeteler benim ve ailemin fotoğraflarını yayınlayarak hedef gösteriyor. Kendimi, yüksek topuk ayakkabı giymiş gibi hissediyorum. Son derece mutsuzum bu durumdan. Kendi kendime karar almış bulunuyorum, Emniyet teşkilatına teşekkür edip korumayı iade edeceğim. Gazetenin verdiği zırhlı aracı da iade edeceğim. Kendi arabamı kullanacağım. Allahın verdiği bir candır. Allah’a bir can borcumuz var. Ben bu ülkenin daha güzel olması için saldırıya uğrayacaksam feda olsun.”(ANKA) – Gazeteport – 10 Aralık 2007
Bekir çoşkun; vatan haini mi?
Hortumcu, üç kağıtçı, devleti soyan, ülkesini satan, halkı sömüren, pek çok alavere ve dalaverenin içinde olan bir toplum düşmanı sahtekâr mı?..
Değil. Peki öyleyse neden tehdit ediliyor? Kimler, ne için Bekir coşkunu susturmak istiyor? Tabi kestirmesi zor değil!
Dürüst, namuslu, onurlu, vatansever gazetecilere yapılan tehditler; yazılı ve görsel basında görevlerini yüreklice yürüten, yönetim erklerinin ve medya patronlarının kuklası olmamış tüm şerefli gazetecilere yönelik bir tehdittir!
Dolayısıyla coşkun’un şahsında; “söz dinlemeyen”, “ yukarılara şirin görünmeyen”, “uslu uslu oturmayan”, “ben doğru bildiğimi yazar ve söylerim” diye dayatan, çizgisinden sapmayan ülkedeki tüm basın mensuplarına yapılan bir tehdittir bu!..
Sevgili okurlar:
Bu ülkede, Bekir Coşkun’lar, Emin Çölaşan’lar, Melih Aşık’lar, Necati Doğru’lar ve rahmetli Uğur Mumcu gibiler çok az kaldı… Genel ve yerel medyada cesaretle kalem oynatan yazarlara, çıkıp ekranlara kimseden çekinmeden, patronunun güdümünde olmadan gerçekleri haykıran yorumculara, ülke halkı, AKP iktidarı döneminde hasret kaldı!...
Genel basını bir kenara koyduk, bakın bakalım kaç kentte; kaç yerel gazete ve televizyon patronu çıkıp ortaya benim gazetemde ya da televizyonumda, bu kentte olan her şey olduğu gibi gizlenmeden, saklanmadan yazılır, ekranlardan okur ve izleyenlere olduğu gibi aktarılır diye çıkıp ortaya gürleyerek konuşur.
Kaç kalemin yazdıklarına o kentin halkı güven ve saygı duyar?
Hangi yerel ekranda ki haber ve programda, kentin iktidar kanadında olan siyasi ve yerel erklerinden korkulup çekinilmeden, yerel yönetimlerden gelecek reklam ve ilan beklentilerini hesaba katmadan, gerektiği biçimde eleştirilebilir?
2. Meşrutiyet döneminde, 1910’lu yıllarda, iktidarda ki erklerinin yaptığı yolsuzluklarla, şimdiki söyleniş biçimiyle hortumlamalarla mücadele eden Hasan Fehmi’ler, Adnan Samim’ler, İştirakçı Hilmiler, Zeki Beyler, yakın tarihte Uğur Mumcu’lar vs. ülke ve millet adına basında verdikleri kahramanca mücadelelerden ötürü, bir bir şehit edildiler… Hepsi meslek onurları ve mücadele verdikleri kutsal davalar uğruna ülkeleri, vatanları için bilerek, hain kurşunlara hedef olup canlarını feda ettiler ve bugün saygı ve şükranla anılan birer basın şehidi olarak tarihteki yerlerini aldılar…
Son söz;
Bu ülkenin: “Ne güzel paralar kazanıyoruz, tatlı hayatlar sürüyoruz, dünyanın en pahalı şaraplarını içiyoruz, bırakın etliye sütlüye karışmayı, bırakın tepedekilerle uğraşmayı, köşelerinizde iktidarı eleştiren yazılar yazmayın muhalefeti yazın, kuş gribini yazın…” diye öğütlerde bulunan sözümüz ona önder ve duayen (!) gazetecilere değil; haksız maddi çıkarlar uğruna kalemini satmayan, kimseye boyun eğmeyen, tehdit ve saldırılardan korkup çekinmeyen, kazancı az ama “şerefi büyük” basın mensuplarına (gazeteci ve televizyonculara) gereksinimi var!
Sayıları henüz az da olsa, bu yolda filizlenen yaşları küçük, “yürekleri ve onurları yüce” genç gazetecileri çevremizde, yakınımızda gördükçe; şimdilerde karanlık dönemlerden geçiyor olsak da, gelecek açısından umudumuzu yitirmiyoruz…
BURHAN ÖZBEY