GAZETELER BASILMADAN ÖNCE NEREYE BAŞVURACAKLAR (!)?
Türkiye’nin tüm vidaları gevşedi…
Vidası gevşeyen dolaplar,
sandalyeler, kaportalar,
motor aksamları gibi;
takır tukur, gacır gucur
ülkenin her yerinden
rahatsız edici sesler geliyor…
İnsanların,
bu iktidar döneminde olduğu kadar,
ürktüğü, korktuğu,
ruhen sarsıldığı bir dönem görülmedi!..
Partililerinin dahi
kendisinden korktuğu,
fikir öne süremediği,
bir lider portresi ortaya koyan
Başbakan Tayyip Erdoğan,
ülkenin bugünkü “özgürlüğünden(!)”
memnun mu acaba?
Başbakan giderek
güvenirliğini ve samimiyetini yitiriyor…
Konuşmaları insanlara son zamanlarda
inandırıcı gelmiyor…
Akşam haberlerinde
Başbakanı ekranda gören
tepkili insanların sayısı
hızla artıyor…
Kapatın şu televizyonu feryatlarını
sayısız evde duymak mümkün…
Son olay bardağı iyice taşırdı…
Gazeteci Ahmet Şık’ın
“İmamın Ordusu” adlı cemaatle ilgili
basılmamış, taslak halindeki
kitabı toplatıldı…
Elinde kopyası bulunanlara dahi
suçlu olursunuz
diye haberler gönderildi,
ihtarlar çekildi.
Kitabın basılmasından
Neden bu denli korkuldu?
Kitapta cemaatle ilgili
ne gibi bilgiler vardı?
Türkiye tarihinde,
Abdülhamit döneminden sonra
basında yaşanan “kara leke!”
Ne demek bu?
Böyle bir şey olur mu?
“İleri demokrasi” var denilen ülkede,
yaşanan şu duruma bakın?
AKP yönetimsel rayından
ve rotasından çıkmıştır…
Kontrol iktidarın elinde değildir…
Fethullah Gülen cemaati,
Hanefi Avcı’ nın ve pek çok yazarın
kitaplarında yazdığı gibi,
devletin omurgasına yerleşmiş,
dizginleri ele almıştır…
Bu teslimiyet Başbakan’ın
“Okyanus ötesine” gizemli
teşekkür mesajıyla (!)
iyice belirginleşmiştir…
Ekrana çıkan
AKP sözcüsü Bekir Bozdağ iki önce,
Fethullah gülene övgüler düzmüş,
teslimiyetin ikinci ağızdan
tescilini yapmıştır…
AKP, artık Gülen cemaatine
söz geçirememektedir…
İddia edildiği gibi,
polisiyle, savcısı ve hakimiyle,
devlet kademelerinin
büyük ölçüde bu cemaatin içinde
olması söz konusudur…
“Düşüncenin suç sayıldığı”
bir ülkede,
baştaki iktidarın iyi niyetine
neye göre inanabiliriz?
Cemaatlere, tarikatlara bel bağlamış
onların güdümüne girmiş ülkenin
polisleri, savcıları ve yargıçları
nasıl sokaktaki insana
tarafsız ve hiçbir gücün
güdümünde olmadığı
güvencesini verebilir?
Şunu sormakta haksız sayılabilir miyiz?
Gazeteler, dergiler bundan sonra,
basılmadan önce nereye,
hangi sansür kuruluna başvuracaklar (!)?
İyice sinmiş,
ürkmüş ve korkmuş
kendine hayrı kalmamış bir basından
artık ne bekleyebilir siniz?
BURHAN ÖZBEY