Ben olsam bu yazıyı okumam. Sağlığa zararlı bir yazı çünkü. Hatta elim de olsa döverim okuyanı.
Herşeye rağmen okuyorsanız ne yapayım benden günah gitti.
Buyrun öyleyse...
Eğitim sistemimiz külliyen sağlığa zararlı. Hem de bildiğiniz gibi öyle böyle zarar değil. Yıllar yılı bize öğretilenlerin tam tersini yaparak doğruyu bulabiliriz dersem sanırım demek istediklerim daha net anlaşılabilir. Okulda öğretilenleri unutmak en az on beş yılımı aldı diyen yazarın kasdettiği de bu olsa gerek.
Hadi gelin bir çok psikoloğun kullandığı ifadeyi biz de taklit edelim ve meseleyi daha açık seçik kavramak için çocukluk dönemlerine inelim.
Çocuklarımız konuşsun diye hatta bir kez bile olsa baba desin diye dünyaları veririz elimizde olsa.Ancak ne zaman ki büyür konuşmaya başlar bu sefer de susturmaya çalışırız. Tahammül sınırımız sınırlıdır çünkü. Sonra gün gelir aynı çocuk okula gider. Öğretmen: "Hadi sessiz olun bakalım, herkes papatya olsun şimdi..."deyiverir. Anlayacağınız hem elini hem dilini bağlamayı öğreterek başlarız çocuklarımızı sözümona eğitmeye. Onun olağanüstü artamlara sahip olması umurumuzda dahi değildir. Bu susturucu takma dönemi ölene kadar da gider. Ölünce de çenemizi bağlarlar zaten. Hal- i ahvalimiz böyleyken fikri hür vicdanı hür nesiller yetiştirmek de sizlere ömür...
İfade özgürlüğü olmalı sözü de kandırmacadır bu minvalde. Çünkü ifade aslen doğası gereği özgürdür zaten. Ama işte eğitim sisteminin katlettiği madur kıldığı bir durum da budur.
Sonuç mu?
Boşanmak için bile avukat tutacak kadar (Herhangi bir cezai müeyyidesi olmamasına rağmen) aciz, özgüvensiz bireyler olmak...
Ya da en basit adli şikayet dilekçesi için adalet sarayları önündeki ilkokul mezunlu görevlilere derdimizi anlatıp (mahrem, namahrem farketmeksizin) dilekçe yazdıran bireyler olmak...
Dahası,
Annesinden aldığı harçlıkla satın aldığı dondurmayı erimeden bitirmeye çalışan çocuk gibi yiyip bitirmeye çalışıyoruz hayatı. Tadına varmadan. Yarım.
En acısı da bu.
Sadece bu mu?
Keşke olsa ama hayır.
Aşk gibi en masum kavramları bile öğretmediler bize. Ya da öğrettiler de yanlış oldu mu demeliydim?
Öyle ya eskiden "aşk yaşamak" gerçek anlamında kullanılırken şimdilerde edepsiz manalara çekmeden duramaz olduk. Haksızmıyım?
Nerde o eski aşklar? Elbette nerde o eski eğitimciler?diye de sormadan geçemeyiz.
Aşk dışında acılar konusunda da sınıf da kaldık. Muhtemel ki bu yüzden hayata dair yaşadığımız acılar üç numara büyük duruyor üzerimizde her daim. İşin kötüsü yaşamın tekrarı yok; sınıf tekrarı gibi. Silgi kullanmadan resim yapma sanatı çünkü yaşam. Yaşarsınız biter. Elimizde joker de yok ki düzeltelim.
Evet aynen anladığınız gibi. Geriye gidiyoruz eğitimde.. Geriye. Dünya alem uzaya insansız araçlar gönderirken bizse hala kanalizasyon borularının patlaması sonucunda oluşan sellerde boğularak ölüyoruz. Hala.
Bir başka yönü de:
Veled-i zina denir eski dilde piç için. Genel doğruya göre kimi çocuklar öyle doğar. Yani piç olunmaz piç doğulur. Belki bir hatadan, belki bir anlık nefse uyup şeytanı suçlama neticesinde.
Fakat benim anlatmaya çalıştığım bu değil. Kanaatimce piç olmak sadece doğumla olmaz. Bir de sadece insanlar değil aynı zaman da piç edilen hayattlar da olur; vardır. Aldığı eğitim sonucunda 70 milyondan kaçının mutlu olduğuna bakarsanız demek istediklerime dair sis bulutları gidecektir.
Belki de çözüm Nietzzche'nin eleştirilerine katlanıp sürüye katılıp rahat etmeyi seçmektir.
Kim bilir?
Onların ekmeğine yağ sürdünüz dediğinizi duyar gibiyim...
Anlayan anlasın diye anlattım anlattıklarımı oysa ki.
Neyse bana müsade ben biraz daha unutmaya çalışayım okulda öğretilenleri.
İsteyen varsa elimi uzatayım ve diyeyim ki "Gel beraber unutalım"