Gel de yaz!..
Hadi gel de bundan böyle, sıkıysa AKP ya da hükümet hakkında eleştirel yazı yazmaya kalk… Yok yok, kim ne derse desin, doğrusu bu işin tadı tuzu iyice kaçtı…
Bundan böyle, kenarınızda ciddi anlamda yüklü bir paranız yoksa, hiç ortaya çıkıp ta, ben demokrat bir ülkede gazetecilik yapıyorum diye köşe yazısı yazmaya falan kalkmayın…
Köşe yazısı yazabilirsiniz… Tek bir şartla…
AKP’yi ve hükümeti eleştirmeyecekseniz, eften püften konulardan söz edip etliye sütlüye karışmadan, sadece sudan konuları yazacaksanız… Neden yazmayacaksınız ki?
Olmadı… Yine yanlış söyledik…
“Su” dan konulardan da yazamazsınız…
“Su” konusu bugünlerde tehlikeli konu olduğundan, sudan konulardan da yazamazsınız…
Sudan yazılarınız, “Su” daha doğrusu “susuzluk” konusunu akla getireceğinden ve ardından da Ankara’nın susuzluğu ve Melih Gökçek’in beceriksizliği ön plâna çıkacağından, tehlikeli bir konuya girmiş olabilir ve de gazeteci olarak, Ankara Belediyesi’ni ve Sayın Gökçek’i eleştirdiğiniz anlamı çıkar, dolayısıyla kendinizi bir sabah kapının önünde bulabilirsiniz…
Kovulduktan sonra, bu ara Cunda adasına da gitme olanağınız da olmayacak…
Çünkü şu sıralar gazetesinden kovulmuş ve de yakında kovulma sırası geleceği açıkça belli olan gazetecilerle dolu olduğu için, yer de bulamayabilirsiniz…
Cunda adası, bundan böyle söz dinlemeyen gazeteci ve köşe yazarlarının “Yassı Ada’sı konumundadır, bunu bilin…
“Bir kişiye yapılan haksızlık (adaletsizlik) tüm topluma yapılan tehdittir”
Günümüz koşullarında bu ünlü sözün, şöyle bir versiyonu da mevcuttur…
“Bir gazeteciyi, iktidarı (hükümeti) eleştiriyor diye işinden kovmak, ayni ‘büyük hatayı(!)’ işlemekte ya da işlemeye niyetli olan öbür gazeteci ve köşe yazarlarına yönelik gözdağıdır!..”
Var mı itirazı olan?
Görelim bakalım, kartel medyası ya da illerde iktidar partisinin belediyelerine bağımlı olan yerel gazete ve televizyonlarda her nasılsa yazı yapmaya ya da program yapmaya devam etmekte olan, özgürlüğe inanmış ve bunu meslek akidesi kabul etmiş “aslan basın mensupları”ndan birisi, çıkıp ortaya AKP’yi ciddi olarak eleştirmeye kalksın da görelim bakalım, boyunun ölçüsünü nasıl alıyor!...
Bundan böyle kim gözünü karartıp gerçekçi anlamda köşe yazıları yazabilir?
Ancak kovula kovula “kovulma bağımlısı” olmuş ve kovulmaya karşı bağışıklık kazanmış akıllanmamış değerli basın mensupları…
Kim ne derse desin!
Kaçtı kaçtı!...
Yazmanın da okumanın da tadı kaçtı…
Aklı olan bu “karanlık günler” de, ne köşe yazısı yazmaya, ne de hükümete tam bağımlı hale gelmiş kartel medyasının gazetelerini okumaya kalkar…
Her iki cenahta da bulunmak, günümüz Türkiye’sinde talihsizliktir…
O halde…
Okur olarak okumayı bırakacak, tavır koymaya bakacaksın, tavır!
Nasıl bir tavır?
“Ben artık boyalı ve güdümlü basını okumayacağım, uyandım artık!” diyerek…
Peki… Tavır koymak yerine hâlâ okumayı sürdürsen ne olur?
“Olduğun yerde”, “olduğun gibi” saymaya devam edersin değerli dostum!
Ancak, birileri senin sırtından gittikçe, “daha zengin”, “daha zengin” olurlar…
Haaa!.. Bu ülkenin vatandaşı olduğun halde:
“Beni hiç ırgalamaz” diyorsan…
O da senin bileceğin iş…
Memlekette “demokrasi” var…
Öyle değil mi?..
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com
burhanozbey21@hotmail.com