HABERX- HÜLYA OKUR
Yazarlara yöneltilen sorular:
1-Geçen mart ayında, CHP Grup Başkanvekili olarak Batman’da yaptığı bir konuşmada, “Toplumsal barışın bir parçası olacaksa genel affa ‘evet’ deriz” diyen ve o dönem genel başkan olan Deniz Baykal’dan, “Şu sırada böyle bir şeyin hiçbir ortamı yok. Bu sözler yanlış sözler” şeklinde tepki alan Kılıçdaroğlu sizce doğru yolda mı? Genel affın CHP ve Türkiye’ye maliyeti ne olabilir? Habur Kapısı’ndan teslim olan PKK’lılar ya da PKK’yı muhatap alma konusunda Başbakan’ı sert eleştiren Kemal Kılıçdaroğlu ne kadar tutarlı bir yol izliyor sizce?
2- Referandum yarışı daha çok genel seçim havasında yürütülüyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun türban sorununu çözmesi ve özgürlüklerin önünü açması şeklindeki vaatlerini samimi buluyor musunuz? Hayır propagandasının bugünkü hali ile amacından uzaklaşıyor diyebilir miyiz?
3- Sizce mitinglerde anayasa değişikliklerinden çok, parti politikalarından bahsediliyor olması, maddeler üzerindeki tartışmalardan uzaklaşılması verilecek oyların içini boşaltır mı? Halk kanaatini neye göre kullanacak düşüncesindesiniz?
***
Gazete Habertürk Yazarı Özcan Tikit:

1.Baykal'ın o dönemde ne dediğine değil, o gün bunu diyen Kılıçdaroğlu'nun bugün hangi noktada durduğuna bakmak gerekiyor sanırım. Tunceli'deki açıklaması Kılıçdaroğlu'nun bu konuda tutarlı bir vizyon sahip olduğunu gösteriyor. CHP tabanını kızdırmak pahasına yapıyor bunu.
Habur'dan girişte oluşan açılımı yaralayan o görüntülere tepki gösterilmesi gayet doğaldı. Açılımı çok doğru bulanlar da o görüntüleri eleştirdi. Ancak yapılmak istenen buydu zaten. Habur'daki komplonun PKK'nın içindeki silah bırakmaya hazır olmayan unsurlarla bunların dışarıdaki kollarının bir provokasyonu olduğunu çok az bir kesim anlayabildi.
Kılıçdaroğlu da Habur'daki provokasyonu göremedi. Böylesine hayati bir konuyu siyasete alet etme yanlışında düştü, düşmeye de devam ediyor. Tamam, Habur'da yapılan provokasyon olsa dahi bunu önlemek hükümetin göreviydi ve hükümet bu konuda başarısız oldu. Bunu eleştirelim ama eleştirilerim, ama eleştirinin açılımı öldürme temelinde yapılması hataydı. CHP öteden beri yaptığı gibi milliyetçi rüzgarı arkasına almak uğruna provokayonu yapanlarla aynı saflarda yer aldı.
Genel af üzerinde iyice düşünülmesi gereken bir husustur.
Siyasi anlamda bir toplumsal uzlaşıya ihtiyaç vardır. Bu konuda önce partilerarası bir mutabakat gerekiyor, tek taraflı, içi doldurulmayan yaklaşımlar hayal kırıklıklarına neden olabilir. İyi tasarlanmış bir genel af CHP'ye bir şey kaybettirmez, aksine çok şey kazandırır. Uzun zamandır esamesinin bile okunmadığı illerde, AKP ve BDP arasında kalan yüzde 20'lik bıkkın (Kararsız yerine bıkkın demeyi tercih ediyorum) seçmenin desteğini de alarak yeniden toplumun her kesimini temsil ettiğini iddia edebilen bir Türkiye partisi olabilir. Böylece MHP ile arasında bir fark da koymuş olur.
AKP'nin, Kürt meselesi bağlamında, eskiden CHP seçmeninden bile önyargılı olan muhafazakar tabanında tetiklediği empati ruhu CHP'de kök salmaya başlayabilir. Böyle bir rüzgar yakalanabilirse işte o zaman Türkiye deli cesaretini bir yana bırakıp, inkarcı mantıktan vazgeçerek korkularıyla yüzleşip sorunlarını çözme erdemini gösterebilir.
2- Doğrusunu söylemek gerekirse en son şüphe duyacağım nokta Kılıçdaroğlu'nun türban konusundaki samimiyetidir. Çünkü başından beri verdiği mesajlar hep aynı yönde oldu. CHP lideri olması nedeniyle türban sorununu siyasallaştırmadan, çatışmayı körüklemeden çözebilecek bir potansiyele de sahip.
Bu konuda başından beri aynı mesajları veriyor. Ancak parti içindeki türbanı dini bir simge olarak değil de bir aksesuar olarak gören dar görüşlüleri ikna etmesi gerekiyor. CHP'yi babasının malı olarak gören bu kesimi nasıl ikna eder bilmiyorum.
Hayır propagandası başından beri amacından sapmış durumda. Herkes bunu bir seçim provası olarak görüyor. Cengiz Çandar tarafından dillendirilen bu fikir siyasiler arasında da daha tartışılmadan kabul gördü. . İşin kötüsü içerde oluşan bu hava dışarıya da sirayet etti ve ekonomik anlamda Türkiye'ye zarar vermeye başladı. Bazı yatırım şirketleri bunu bir risk faktörü olarak görüp, sermayenin Türkiye'den uzak durmasına neden olan önerilerde bulunuyorlar. Referandumdan 'Hayır' çıkarsa Türkiye ekonomik olarak çok şey kaybedecek.
Sürü halinde yanlış yere gidiyoruz oysa. Bence bu bir seçim provası değildir ve öyle algılanmamalıdır. Seçimin kaderi, sandığa gidilmeden önce ülkede işsizliğin, enflasyonun, terörün ne durumda olacağına bağlıdır.
Ekonomi iyiye gidiyorsa AKP yine tek başına iktidar olur. 2011'in ikinci yarısında işsizlik hala bugünkü gibiyse, devlet okulları öğretmensizken dersaneler hala öğretmenlerin özel sektör eliyle sömürüldüğü yerlerse CHP iktidar olur, bu kadar basit.
3- Bakın Orhan Pamuk'un yeni kitabı bir günde 25 binden fazla satmış, Bu halkın aydınlanmakta olduğunun, her duyduğuna inanmadığının dahası okuduğunun bir işareti. Ancak yetersiz. Nobelli bir yazarınız kitap çıkardıysa o ilk günde en az 200 bin satmalıydı. O zaman bilinçli bir referandum olacak diyebilirdik.
Bu referandumda hangi yasaların oylandığını düşünerek oy vereceklerin oranı tahminime göre yüzde 20 civarında olacaktır.
Referandumun sonucunu belirleyecek olan ise geriye kalan yüzde 80 oranındaki seçmenin DNA'sı ve liderlerin karizma ve sicilleridir.
Yani sonuçta referandum değişikliği için son sözü pakette gerçekte neler olduğunu bilmeyenler söyleyecek.
İsviçre'de de minarenin yasaklanması için oy verenlerin yüzde 80'i hayatında bir müslümanla sohbet etmemiş, çıplak gözle minare görmemiş köylülerdi. Referandum her zaman adil sonucu vermiyor demek ki.
***
Erzurum Palandöken Gazetesi Yazarı Vahdet Nafiz Aksu:

1-Kürt sorunu deyince aklımıza iki ana unsur geliyor.
Bir, PKK ve BDP ile alakası olmayan, en zor koşullarda bile onlara destek vermeyen; vatanına bağlı, bayrağı uğruna kan döküp, can veren Kürt halkı…
İki, Kürt halkını temsil iddiasındaki silahlı eşkıya güruhu…
Bu iki unsur birbiriyle ne kadar irtibatlı, bir biriyle ne kadar iç içe? PKK, söylem ve eylemlerinde topyekûn Kürt halkı adına hareket ettiğini iddia etse de gerçek bu mudur?
Aslında gerçek durum çok net ve açık… Rakamlar ortada… PKK güruhunu dört Kürt’ten üçü desteklemiyor, onun elbiseleri hala barut kokan meclisteki mangasına oy vermiyor. Belki güvenlik koşulları tam sağlansa ayrılıkçı unsurlara destek daha da düşecek…
Bu kesin gerçeğe rağmen, bugüne kadar siyaset inşacılarının bazıları ikinci bölümü muhatap alan bir tavır sergilediler. PKK ve siyasi bağlantıları, hiç hak etmedikleri bir sanal güce, bir psikolojik üstünlüğe sahip oldular. Önlem ve uygulamalarda hep onların gözünün içine bakıldı, onları memnun etme yarışına girildi.
Hâlbuki Kürt sorununun çözümü için her ne yapılacaksa, doğrudan halk kitlelerine yönelik yapılmalıdır. Arada kandan nemalanan siyasi simsarlar, örgüt eskileri, üniformaları hala kan kokan militanlar olmamalıdır.
CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun genel af açıklamasını bu çerçevede değerlendiriyorum. Kılıçdaroğlu, bu yaklaşımıyla Mehmet AĞAR’IN “Düz ovada siyaset” söylemine benzer tarihi bir hataya düşmüştür. Sonuçları da benzer olacaktır. Bu acul açıklamanın CHP’ye faturası ağırdır. Böyle bir açıklama için bir tek Kürt bile CHP’ye oy vermez, Türk tabanından ise kitlesel oy kaymaları meydana gelebilir.
Sayın Kılıçdaroğlu, dümensiz gemi politikasını, CHP’Yİ siyaset mayınlarına çarptırmadan terk etmelidir. Kılıçdaroğlu, şu ana kadar gündemi tayin ve tespit konusunda başarılı bir liderlik sergileyemedi.
Habur meselesindeki sert çıkışıyla, genel af söylemindeki yumuşaklığı açık bir çelişkidir, önemli bir liderlik zaafıdır. Öcalan’la görüşme meselesinde kıyametleri koparan da kendisidir, Öcalan’ın en önemli talebi olan genel af konusunun sözcülüğünü yapan da kendisi… Durup dururken diğer partilere inanılmaz bir gol pası vermiştir Kılıçdaroğlu ve referandumun altın golünü kalesinde görmüştür.
Yakın geçmişte şehit yakınlarını TBMM kulislerine götürerek sembolik sahiplenme jestleri yapan CHP, şimdi meydanlarda bu yüreği yanık ana babalara ne diyecek, ne diyebilecek?
Bu, ciddi liderlik ve önderlik zaafları devam edecekse… İktidar partisinin EVET kampanyasına hiç gerek yok. Kılıçdaroğlu, EVET için yeter!
2- Kemal Kılıçdaroğlu’nun türban sorununun çözümü ve özgürlüklerin önünü açması şeklindeki vaatleri; samimi olsun olmasın, sonuca götürücü mahiyet taşısın taşımasın, önemlidir.
Bugüne kadar türbanla ilgili her yasa ve uygulamayı, Anayasa Mahkemesine taşıma kuryesi olarak görev yapan bir partinin, o fuzuli gayretkeşlikten bu aşamaya gelmesini umut verici buluyorum. Cumhuriyet Halk Partisi, hakkındaki “Dine mesafeli, dindarlara kapısı kapalı, Fransız tipi laiklik anlayışının ve toplumu seküler hale getirme projesinin merkez üssü” algısını son dönemlerde değiştirmek için yoğun çaba sarf ediyor. Bu tutarlı ve yararlı bir çizgidir. “Dindar kitlelerle bütünleşme siyaseti” tutarlı bir siyasettir. CHP bu çizgisini sürdürürse, inançlı kitlelerle arasındaki buzların erimesini sağlayabilir.
Meseleyi türban meselesi olarak algılamayıp, topyekûn “Özgürlüklerin önünü açma projesi” temelinde ele almaya devam edilmelidir. CHP, Anayasa Mahkemesine gittiği sıklıkta, halka giderse… Derin devletle ilişki yerine “Derin Milletle” münasebeti seçerse… Ancak o zaman iktidar hayalleri kurabilir.
3- Bugün bir anket yapsak, partilerin İl Bakanlarına “Değiştirilmesi öngörülen maddelerden beşini sayar mısınız?” diye sorsak… Ne gibi cevaplar alırız, dersiniz?
12 Eylül’de oylanacak olan “Anayasa” değil, partilerdir. Liderlerdir. 12 Eylül, iktidar için güven oylamasına dönüşmüştür. Muhalefet için de genel söylemlerinin ve “Muhalefet etme üsluplarının” oylamasıdır.
Halk “Partim ne derse o” mantığıyla sandığa gidecektir. Bu, AKP seçmeni için “Tayyip ne derse o” anlamına geliyor. Muhalefet için de aynı şey söz konusu. Kılıçdaroğlu açısından mesele daha da mühimdir, referandum çerçevesini aşan bir durumdur. Hakemin halk olduğu ilk siyasi yetkinlik, yeterlilik testidir. Delege takdirinden, halk takdirine adım atıştır.
Bu nedenle, referandumun ciddi siyasi sonuçları olacaktır. İktidarın aldığı oy, aşağı yukarı genel seçimde alacağı oyun işaretini verecektir. Muhalefet’in blok olarak alacağı oy oranından da bir sonraki seçimde nasıl bir iktidar tablosunun ortaya çıkacağını kestirmek mümkün hale gelecektir.
***
Türkiye Gazetesi Yazarı Ünal Bolat:

1-Kılıçdaroğlu'nun bu vaadi, ülkeyi yeniden bir kaosa sürüklemekten öte bir sonuç vermez. Rahşan Affı diye çıkartılan affın topluma ne kazandırdığı ortadadır. O af ile ortaya çıkanların işlediği yeni suç ve cinayetler de...
Genel anlamda ise ben af kelimesini dile getirmeyi ve vaatte bulunmayı adaletli bulmuyorum. Suç ve suçludan yana buluyorum. Suç işleyeni affedeceksin de mağdura bunun karşılığında ne vereceksin sorusunun cevabını bulamıyorum. Bu bakımdan bu vaat esasında toplumu kucaklayan bir vaat de değildir. Çünkü af, sadece mahkum ve mahkum aileleri tarafından hoş karşılanırken mağdur ve maktül aileleri tarafından "eyvah" hissiyatıyla karşılanmaktadır. Af ülkede adalete güveni de sarsan bir yaklaşımdır. Ülke yönetiminde herhangi bir reel yol haritası olmayan, meydanlarda halkı düşünsel olarak ikna edecek bir sözü olmayan bir siyasi figürün bol keseden ve sonunu hiç düşünmeden yaptığı bir vaat olarak değerlendiriyorum. Ve bu vaat ne yazık ki artık kırk akıllının çıkaramayacağı bir kuyuya atılan taş durumundadır. Bu sözü söyleyenin de bu gerçek zaten umurunda değildir. Çünkü nasıl olsa yönetimde değildir. Yani sorumlu değildir. Taşı atmak sorumluluk da gerektirmez. O onu kuyudan çıkartacak olan sorumlularını sorunudur.
2- Zaten Kılıçdaroğlu neye hayır denileceğini kendisi de bilmediği için anayasa değişikliğiyle ilgili şu olursa bu olur gibi bir yaklaşım hiç sunmuyor. Hayır propagandasından uzaklaşmak değil yanına bile yaklaşılmıyor. Af vadinin, türbana çözüm vadinin değişikliği önerilen maddelerle alakası ne kadarsa bu siyasi figürün hayır propagandası ile ilişkisi de o kadardır.
Af vaadi de, türbana çözüm vaadi de istismardan öte bir vaat değildir. Halkın karşısında söyleyecek sözü olmayanların "Kayseri'ye deniz getireceğiz" vaadi türü söylemlerdir. Bu söylemlerin ortaya koyduğu ciddi bir gerçek vardır. O da CHP yönetiminin halen ülkeyi yönetebilecek bilgi ve birikimden, akla ve mantığa uygun düşecek çağın gerektirdiği beklentilerden üretimden, istihdamdan, toplam kaliteden vb. bihaber oluşudur. Bu ülke için gerçekten büyük bir talihsizliktir. Ana muhalefet partisinin halkın gözünde boş vaatler söyleyip duran değil, iktidarı yetersiz bulan veya memnun olmayanların ülke yönetiminde alternatif sayabileceği donanıma sahip olması gerekir.
3- Vatandaş bu süreçte iktidar partisinin bilgilendirildiği kadar bu referandum hakkında bilgi sahibidir. Muhalefet referandum hakkında (belki de kendileri de bilgi sahibi olmadıkları için) halkı bilgilendirmemekten öte iktidara hayır kampanyası yürütmeye çalışmaktadır.
Dolayısıyla oylar da referandum oyları değil iktidara güvenoyu durumuna getirilmek istenmektedir. Bu bir siyasi taktiktir. Ama iktidar partisi de bu taktiği çok önceden görmüş ve rakiplerine bu konuda da fark atmıştır.
Halkın tercihi eskisi gibi taraftarlık veya partizanlık üzerinden değildir, diyemeyiz. Halk günübirlik fikirlerden etkilenebilmekle birlikte kararını kolay değiştirmemektedir. Bence halk meydanlarda işi güven oylaması şekline çeviren siyasilerin etkisinde kalmıştır. Referanduma oyunu referandum için değil, siyasi düşüncesi paralelinde verecektir.