Son Haberler
10.02.2012 Cuma 05:54
USD 1,7550 EUR 2,3310 EUR/USD 1,3282 IMKB100   60162/%0,00
ISTANBUL Cuma: -1°C/3°CCumartesi: -1°C/5°CPazar: 1°C/6°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

Generalden YÖK Başkanlığı için icazet isteyen rektör
Alper Görmüş, "ibretlik bir haksızlık ve direniş öyküsü"nü anlatırken arada şu bilgiyi de vermiş oldu: Dönemin Kocaeli Üniversitesi Rektörü, Oramiral Özden Örnek'i ziyaret ederek YÖK Başkanlığına aday olması konusunda icazet istemiş.. Paşa ise, diğer komutanlarla konuştuğunu ve aday olmamasını telkin ettiğini söylemiş. 03.03.2010 00:54

Bu bilgiler, sözkonusu "Darbe Günlükleri"nin 19 Aralık 2009 tarihli bölümünde yer alıyor.

Taraf yazarı Alper Görmüş'ün yazısı şöyle:

İbretlik bir haksızlık ve direniş öyküsü

2007 yılının mart ayıydı... Genel yayın yönetmeni olduğum Nokta dergisindeki rutin işlerimi arkadaşlara devretmiştim ve zamanımın tümünü Darbe Günlükleri’ni yayına hazırlamaya ayırıyordum. Binlerce sayfalık dokümanı okurken o kadar ilginç şeylerle karşılaşmıştım ki, günlüğün 19 Kasım 2003 tarihli bölümüne düşülmüş –Kocaeli Üniversitesi rektörüyle ilgili- notu normal olarak bir sıradanlık duygusuyla okuyup geçmem gerekirdi. Şöyleydi o bölüm:

“19 Kasım 2003... Karargâha döndüğümde Kocaeli Üniversitesi Rektörü’nü beni bekler buldum. 5 Aralık günü YÖK Başkanı seçimi yapılacak. Bu nedenle acaba ben de aday olsam mı diye gelmişti. Kendisine diğer komutanlar ile bu konuyu konuştuğumu ve bu aşamada yeterli desteği almayacağı için aday olmamasını telkin ettim ama bu arada bir gelişme olursa bayram haftası içinde kendisini arayacağımı söyledim.”

Dediğim gibi, öncekilerle kıyasladığımda bu satırları sıradan ve önemsiz bulmam gerekirdi ama, öyle olmadı. Çünkü askerlerden YÖK başkanlığı için icazet almaya çalışan o rektörü biliyordum ben: Üniversiteye bağlı tıp fakültesinde çalışan ve benim de tanıdığım bir profesörle ilgili olarak dillere destan bir haksızlığı yıllardır sürdüren Prof. Baki Komşuoğlu’ydu o...

Baki Komşuoğlu’nu hiç tanımamıştım, fakat o anda zihnimde, kendinden güçlülerle kendinden güçsüzler karşısında aldığı tutumlar tamamen farklı olan bir insan tipi belirdi. Komutanlara öyle, Prof. Nadir Paksoy’a böyle...



Haksızlığın zulme varması...


Prof. Nadir Paksoy’un 10 yıldır uğraştığı haksızlığın ve hukuksuzluğun hikâyesi, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bölüm başkanıyken, 2000 yılında başladı. O yıl, Tıp Fakültesi Dekanlığı’nın talebi üzerine Rektörlük bir doçentin profesörlüğünü onaylamıştı. Yeni profesör, Nadir Paksoy’un bölümünde çalışacaktı, fakat Paksoy gelişmeleri gazete ilanından öğrenmişti. Oysa akademik kurallar ve akademik nezaket, harekete geçilmeden önce kendisine mutlaka danışılmasını gerektiriyordu. Paksoy bir yandan bu tavrı kabul edilemez buluyor, bir yandan da profesör adayının bu görev için uygun olmadığına inanıyordu.

Dr. Paksoy sürece engel olamayınca istifa kararı aldı. Oysa emekliliğine iki seneden az bir süre kalmıştı. Türkiye’de pek rastlanmayan bir “ilke istifası”ydı bu.

Kocaeli’de bir muayenehane açtı. Fakat onun gibi özellikli bir akademisyen ve doktorun üniversiteden uzak kalması, her şey bir yana, öğrencilere karşı büyük bir haksızlıktı. Paksoy’un uzmanlık dalı sitopatolojiydi ve bu daldaki uzman sayısı 20’yi geçmiyordu. O ayrıca bir gezgindi, bu sayede çok geniş bir kültür edinmişti, öğrenciler bundan da mahrum kalıyordu.

Vikipedi’deki biyografisinde, Dr. Paksoy hakkında şu bilgilere yer veriliyor:

“Nadir Paksoy (d. 1952), tıp doktoru (patoloji profesörü) ve gezgindir. Uzmanlık alanı sitopatoloji, özel ilgi alanı ince iğne aspirasyon biyopsi yöntemi ile tiroid, meme ve baş-boyun kitlelerinin ‘iyi-kötü huylu (kanser)’ ayırımıdır. Bu konudaki yan dal uzmanlık eğitimini Oslo Üniversitesi Radium Kanser Hastanesi’nde gerçekleştirdi. İnce iğne biyopsisinin günümüzdeki öncülerindendir. (...) BM gönüllüsü olarak Pasifik Okyanusu’ndaki adalarda (Vanuatu, Samoa, Mikronezya, Tokelau) hekimlik yaptı. Gezi-izlenim-anlatı türü altı kitabı (Bağlam Yayınları) vardır.”



Dört yıllık bekleyiş ve mahkemeye müracaat


2002’de, profesörlüğüne itiraz ettiği öğretim üyesi istifa etti ve üniversiteden ayrıldı. Resmen ilan edilmemişti ama, üniversite çevrelerindeki yaygın kanaat, bu kişinin bazı uygulamalarıyla “üniversitenin itibarı” arasında ters orantı olduğu ve bu nedenle istifaya zorlandığıydı.

Prof. Paksoy, bu istifada haklı olarak iki yıl önceki tavrının doğrulanmasını görüyordu. Bu duyguyla eski görevine dönmek için üniversiteye müracaat etti. YÖK yasasının 60b maddesi, istifa eden öğretim üyelerinin kadro aranmaksızın eski görevlerine dönmesine imkân sağlıyordu. Yasa açıktı, fakat Nadir Paksoy’a “olmaz” dendi.

Rektörlüğün gerekçesi şöyleydi: “Prof. Dr. Nadir Paksoy Üniversitemizde kısmi statüde çalışma talep etmektedir. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’nda ise tam gün süreyle çalışmakta olan beş öğretim üyesi bulunmakta olup Üniversitemizin genel prensibi tüm çalışma saatlerini Kocaeli Üniversitesi’ne ayırabilecek öğretim üyeleri ile çalışmaktır.”

Paksoy, bunun üzerine muayenehanesini kapatıp tam gün çalışma düzenine geçebileceğini bildirdi Rektörlüğe, fakat durum yine değişmedi.

Nadir Paksoy uzun yıllar hukuk yoluna başvurmaktan imtina etti; ne var ki rektör Komşuoğlu iki dönemde toplam sekiz yıl süren rektörlüğü 2006’da eşi, Prof. Sezer Şener Komşuoğlu’na devrettikten sonra da haksız uygulama sürdürüldü. O günlerde, Hürriyet’ten Yalçın Bayer’in köşesinde yayımlanan bir mektubunda, çaresizliğini ve isyanını şu sözlerle anlatmıştı:

“YÖK’ün hazırladığı rapora göre yeni kurulan üniversitelerde öğretim üyesi sıkıntısı çekiliyormuş. Gazeteler bu haberi ‘Okul çok, Prof. yok’ başlığı ile verdi. Böyle haberleri acı bir tebessümle okumaktan kendimi alamıyorum. Dört yıldır yüreğimle ve kalemimle üniversiteye dönmek için uğraş veriyorum. Tamamen haklı olduğum bir konuda, YÖK yasasının ilgili maddesine rağmen üniversite yönetiminin haksız ve adaletsiz tavrı sürüyor. Üstelik uzmanlık alanımda bana ihtiyaç olduğunu biliyorum ve biliyorlar. Görev ve yetkilerini kişiselleştirerek benim 23,5 yıllık Emekli Sandığı hizmetimi yok ediyorlar. Cumhurbaşkanlığı yüce makamı duyarsız, YÖK ilgisiz. Bu ülkenin bir bilim adamı bu kadar sahipsiz mi? İçimden isyan lavları püskürüyor, yüreğim acıyor. Kahrediyorum. O yüzdendir ki bilim adına yapılan söylemlerin hiç biri bana samimi gelmiyor. Ben sadece akademik bir tavrı onur anlayışımla bağdaştıramadığım için üniversiteden altı yıl önce ayrılmak zorunda kaldım ve koşullar değişti, şimdi dönmek istiyorum. Üniversite kimsenin babasını malı değildir.”

Dr. Paksoy, haksızlığın düzeltilmesini yeni rektörden de rica etti, fakat yine olumsuz cevap aldı. Bunun üzerine 2007’de Kocaeli İdare Mahkemesi’ne başvurdu.

Mahkeme geçtiğimiz yılın ağustos ayında sonuçlandı ve Paksoy’un görevine iadesine karar verildi.



“Bunu yapan insan...”


Ne var ki, rektör bu kararı da uygulamadı. Dr. Paksoy, benzer durumda başka fakültelerde beş-altı öğretim üyesinin daha olduğunu belirtiyor ve uğradığı manevi yıkımın yanı sıra, emekliliğinin engellenmesinden doğan maddi kaybı şu sözlerle anlatıyor:

“Kocaeli rektörü akademik konuda haklı çıktığım için işi kişiselleştirdi. Mahkeme kararını dinlemiyor. 24 yıllık öğretim üyeliğinin bana vereceği özlük hakkım heba oluyor. Bağ-Kur’dan serbest hekimim; emekli olsam Bağ-Kur berber emekli aylığı bağlayacak bana: 600-700 TL... Oysa 1/4 profesör emekli aylığı 3000-3500 TL. Bunu yapan insan, hekim, demokrat olabilir mi?”

Bu soru hepimize, ama en çok da YÖK’e... Anlamak hakikaten çok zor: En kritik mevkideki devlet memurları bile idare mahkemesinden lehlerine çıkan kararlarla derhal görevlerine dönebiliyorken, bir rektör nasıl bu kadar pervasız davranabiliyor ve kimse ona “siz ne yapıyorsunuz” diye sormuyor.

Ekim ayında Kocaeli Üniversitesi’nde rektör seçimi ve ataması var. Sezer Şener Komşuoğlu yeniden rektör olursa, bu, kendisinin ikinci, ailesinin dördüncü rektörlük dönemi olacak. Dile kolay, toplam 16 yıl. Ve inat yeni dönemde de sürerse, bunun 14 yılı Nadir Paksoy’a cüretinin bedelini ödetmekle geçmiş olacak!

YORUMLARINIZ
idris çelebi'den alıntı - 18.01.2011 01:02
GERÇEK KOCAELİ GAZETESİ ;İDRİS ÇELEBİ
Rektör bu yarayı onarmalı!15 Ocak 2011 Cumartesi Yazarın Tüm Yazıları Kocaeli Üniversitesi çok huzursuz!

Nereden mi biliyorum?

Gerçek Kocaeli’de yayınlanan haberlere gelen yorumlardan!

KOÜ ile ilgili haber söz konusu olduğunda, inanın yorum manyağı oluyoruz!

Küfür ve hakaret içerikli olmadığı sürece, gelen her türlü yorumu da onaylıyoruz.

Mesela bir okuyucu benim için “Ne kadar aptal bir yazar, saçma sapan şeyler yazıyor” diye yorum yazsa bile hiç düşünmeden direkt onaylarız

Eleştirenler, eleştiriye de açık olmalıdır!

Gerçi “aptal” gibi kelimeler bir parça hakaret içeriyor ama olsun önemli değil!

Okuyucularımızın canları sağ olsun!

Ayrıca bu tür yaklaşımlar, bizi hiç olumsuz etkilemez!

Sadece güldürür!

Gerçek Kocaeli’den rahatsız olan bazı tipler, zaman zaman abuk sabuk yorumlar göndererek moralimizi bozacaklarını sanıyorlar!

Yanılıyorlar!

Aksine bu tür yaklaşımlar, bizi güçlendiriyor, diriltiyor!

Daha da hırslandırıyor!

Eğer birine veya bir kuruma zarar vermek istiyorsanız; gaz verin, bol bol iltifat edin, havaya sokun!

Ancak bu tür bir yaklaşımla hedefe ulaşırsınız, aksi halde her türlü saldırı ters teper ve karşınızdakileri daha da güçlendirir!

İstisnalar kaideyi bozmaz tabi!

Neyse gelelim Kocaeli Üniversitesi’ne!

Gerçekten bu kentte yüzlerce kişi KOÜ’den şikayetçi!

Daha öncede vurguladığım gibi, özellikle Tıp Fakültesi’nde yaşanan sıkıntılar insanları boğuyor, strese sokuyor!

Tıkırı yerinde olanların bu durumu anlaması mümkün değil!

Kuşkusuz KOÜ Tıp Fakültesi Hastanesi, bu kentin en değerli sağlık kuruluşu ve iyi ki var!

Fakat bu özellikli konum, yüzlerce kişinin karşılaştığı sıkıntıların görmezlikten gelinmesini de gerektirmez!

Başta hastalar ve hastane de çalışanlar olmak üzere, KOÜ düzeyinde görev yapan onlarca kişiden gelen maillere bakmak ve tek tek okumak beni çok yoruyor!

Ama ne kadar yorgun olursam olayım, bana gönderilen her maili okumaya ve ortaya çıkan olumlu ya da olumsuz tepkileri de dile getirmeye devam edeceğim.

Evet, Sezer Komsuoğlu’nu zaman zaman eleştiriyorum!

Ne yapayım? Ben gazeteciyim, olumlu veya olumsuz her türlü gelişmeyi kamuoyuna aktarmak zorundayım!

Yani Komsuoğlu ile hiçbir problemim yok

Aksine Komsuoğlu, benim saygı duyduğum bir isim

Birkaç kere daha dile getirmiştim; hele hele “Baki Komsuoğlu denilince benim için akan sular durur!”

Baki Hoca’yı sert bir şekilde eleştirmek mümkün değildi

Zira onun yanına kızgın gidenler, gülerek çıkarlardı!

İnsanı rahatlatan, güven veren bir tavrı vardı

Sezer Hoca ise tam tersi, eleştirene düşman gözüyle bakıyor!

Kuşkusuz herkesin yapısı, saygı duymak lazım!

Lakin mahkeme kararlarının bile hiçe sayılmasını hoşgörüyle karşılamak mümkün değil!

“Helal olsun iyi yapıyor” demek için alkollü olmak lazım!

Kimse kimsenin hakkını yememeli ve mağdur etmemelidir

Sezer Komsuoğlu, geri dönüş davasını kazanmasına rağmen hala Prof. Dr. Nadir Paksoy’a karşı mesafeli davranıyor!

Paksoy’da hakkını korumak için mücadeleye devam ediyor!

Ve sonuna kadar da edecek gibi görünüyor!

İşte Paksoy’la ilgili yeni bir gelişme;

Prof. Dr. Nadir Paksoy’un, KOÜ’ ye geri dönüşü için Kocaeli 1. İdare Mahkemesi’nden çıkan kararı, Danıştay’da onadı

Paksoy, hukuk zaferlerine bir yenisini daha ekledi!

Paksoy’un geri dönüşü için hiçbir engel yok!

Evet, Sitopatoloji uzmanı Prof. Dr. Nadir Paksoy artık üniversiteye dönmelidir

Sezer Komsuoğlu engelleyici tutumunu bir kenara bırakarak; üniversitede hizmet, barış ve huzur adına yeni bir döneme girilmesi yolunda gerekeni yapmalıdır!

Başka bir tabirle; kanayan bu yarayı onarmalıdır!

Sizce de öyle değil mi?
Prof Dr Nadir Paksoy - 25.11.2010 00:11
Medimagazin 24 kasım 2010 tarihli haberi:
Türkiye'de bazı uzman doktorlar var ki herkes onları parmakla gösteriyor. Çünkü alanlarında tek ya da bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda. Sağlık Bakanlığı'nca hazırlanan "Türkiye'de Sağlık Eğitimi ve Sağlık İnsangücü Durum" raporu yayınlandı. Rapor Türkiye'deki doktor ve hastanelerin durumunu gözler önüne serdi.

111 BİN DOKTOR
Rapora göre, Türkiye'de toplam 111 bin 211 hekim görev yapıyor. Bunlar arasında alanında tek uzman olan hekimler ise parmakla gösteriliyor. 2 Sitapatoloji (kanserli hücre) uzmanı, 4 Dermapatoloji (deri kanseri) uzmanı görev yapıyor.(diğer az sayıdaki uzmanklıkları almdım). Sitopatolog sayısı belki 2 değil ama en fazla 15-20. Raporda 2 olarak belirtilen uzamnlık dalına sahibim ve bu konuda yurt dışında formal resmi eğitim alıp bunu sağlık bakanlığı yandal uzmanlık belgesiye(sınav +tez aşamsını geçerek) ikinckişiyim. Ne yazık ki Kocaeli Rektörü'nün inadı yüzünden rapora göre 2 kişiden biri olmama rağmen Üniversitede hizmet edemiyorum. Bu haberi Sayın Rektör Sezer Komsuoğlu'na yeniden atandığı rektörlüğüne kutlama mesajı olarak armağan ediyorum.
Hukukçu - 23.11.2010 13:27
Hukuk devletinde yargı kararları bağlayıcıdır. Tasvip edin etmeyin hukuk devletinde yargı kararlarına uymak gerekir.Yargı kararını uygulamamak suçtur. Sayın Rektör'ü son dönemde yargı kararlarına saygılı olmasını umuyoruz.
Sayın Gül'e Çağrı - 19.11.2010 15:35
Sayın Rektör Sezer Komsuoğlu, Prof Nadir Paksoy sorununu sizlerin ön görüsüzlüğü ve basiretsizliği yarattı. Daha 2003''te sorunlu kişi ayrıldı, "gelip süremi tamamlayıp emeklilik hakkımı alacağım" dediğinde akıllı davranıp paksoy''u kazansaydınız o şimdi emekli olup belki o çok sevdiği Pasifik Adalarına dönecekti. Kendisinin ve ailesinin emeklilik hakını gasp ettiniz.Ne hak ve yetkiyle bir profesörün 1/4 prof kadrosunun sağladığı özlük hakkını gasp edilir? O da dirençli insan; izmit''te kaldı ve hak mücadelesine başladı.basından destek gördü. kindar rektör olmaz.sonunda 2 idari kazanılmış dava var,hukuk var.Bunun vebali vardır. Sür git bu inatla görev yapmak insan vicdanında ağırlık yaratır.Ne acı ki Türkiye'de kimsenin kılı kıpırdamıyor. YÖK suskun, Sayın Gül'ün müdahalesi gerekir.Yeniden atadı.kendi takdiridir saygı duyulur ama bu sorunu çözmesi umulur.

Prof Dr Nadir Paksoy - 14.11.2010 23:10
PROF DR NADİR PAKSOY; SAYIN REKTÖRE İYİ KALP DİLEĞİ ...

12 Kasım 2010, Cuma - Bizim Kocaeli gazetesinde, 2 ve son rektörlük dönemimde 'iyi kalpli insanlar yetiştireceğiz' başlıklı haber çıktı.Bu habere yorumum:

"Sevgili Sezer hocam, iyi kalpli insanlar yetiştirmek için önce sizin ve ekibinizin kalplerini ve ruhlarını kin,nefret, intikam, sevgisizlik gibi olumsuz duygulardan arındırması gerekiyor.sadece yakınlarınıza iyi kalpli ve şefkatlisiniz. sizler iyi kalpli olun ki çevrenize de bu ışık yansısın. iyi kalpli olmadan iyi kalpli insanalr yetiştiremezsiniz. benim 89 yaşındaki ne savaş çileleri çekmiş balkanlı/kırımlı anacığımı ağlattınız. hala ağlatıyorsunuz.ana ağlatan nasıl iyi kalpli olur ve iyi insanlar yetiştirir. mahkeme kararlarını uygulamadan, hukuğa saygı göstermeden nasıl iyi kalpli olunur?hukuken 'insan hakkı', dinen 'kul hakkı' denen kavramı özümsemeden 'iyi kalpli' olunur mu? 12 yıl önce iyi kalpli olarak bu işe başlansaydı bugün bu tartışmalara hiç gerek olmazdı. baştan iyi kalpli olarak da bugün tekrar rektör olabilirdiniz.benden ne kötülük gördünüz.mahkemelere gitmeden önce istediğiniz 'zeytin dalı' çok uzattım ilgilenmediniz, mektuplara cevap bile vermediniz. her şeye rağmen iyi kalplilik konusuna değinmeniz KOÜ'de'de değişimin habercisi olabilir.evet kendi özlük hakkım adıma rektör olmanızı istemedim..sayın Gül'ün takdiridir.iyi kalpli olmanızı dilerim.ben gücümü yüreğimden, yüzde yüz haklı zeminde mücadele etmemden, yargı kararlarının leyhime sonuçlanmasından, bilim ve kalemimden alıyorum. Saygı ile".
Prof Nadir Paksoy - 13.11.2010 02:04
KOÜ'de uzun süredir kadro bekleyen Prof. Dr. Nadir Paksoy, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e mektup yazarak, yeniden rektör olarak atanan Sezer Komsuoğlu'nu şikayet etti. İşte o mektubun içeriği: (Gerçek Kocaeli haber 11.11.2010)


Hukuk devletinde 2 tane mahkeme kazandım ve haklı olduğum hukuken de teslim edilmiştir. Fakat mahkeme kararını rektör hanım uygulamıyor. Burası üniversite mi, dükalık mı? Bölüm başkanına (ben) danışmadan birisini profesör yapıyorlar. Bu kişi henüz hazır değil, diye karşı çıkıyorum. Vay bize nasıl karşı çıkarsın diye yıldırma operasyonu başlıyor. İstifa ediyorum. 2 yıla varmadan karşı çıktığım kişi skandal yaratıyor ve apar topar emekli ediyorlar.

NASIL İSYAN ETMEM!

YÖK yasası gereği dönmek istiyorum, 23,5 yıllık devlet memuruyum.1.5 yıl daha çalışsam 1/4 Prof kıdeminden emekli olacağım ve emekli aylığımda 3 bin 500 TL olacak bu para ailemin güvencesi. Lehimde 2 tane ayrı mahkeme kararı var, fakat rektör kasten beni 650 TL Bağkur emekli aylığına mahkum ediyor. Nasıl isyan etmem! Sayın rektör mahkeme kararlarını çarpıtıyor ve uygulamış gibi gösterip yanıltıyor. Uygulasa ben bu yazıyı niye yazayım?

ASLA PES ETMEYECEĞİM

Rektör hanım yeniden atandı,sizin takdirinizdir saygılıyım, ama benim gönlümün kabulü değildir.Çünkü hukuk devletinin başı olan zatıaliniz, mahkeme kararlarını(birden fazla) hiçe sayan bir rektörü tekrar atayarak adeta payelendirdiniz. Hak/hukuk mücadelemi sürdüreceğim, asla pes etmeyeceğim. Sayın Cumhurbaşkanım beni duyun lütfen.
.... - 28.10.2010 23:11
üniversitelerdeki haksızlık diye belirttiğiniz o kadar basit şeyleri yazıyorsunuz ki bazen gülüyorum sizlere(özür diliyorum bunu aşağılama olarak kimse algılamasın). ben ne öğretim üyesiyim ne de araş.gör, vs. yani bir akademik personel değilim. üniversitede kalmayı çok istedim çünkü çalışkandım, yalaka değildim, amcam dayım da yoktu amacım sadece bilim yapmaktı ve bilimde kendime çok şeyler kattığıma inanıyorum hem de kişiliğimi, sahip olduğum gururumu yitirmeden. yukarıda basit şeyler dedim evet yazdıklarınızı hala basit olarak görüyorum benim gördüklerimin yanında. neden kimse gerçek olan asıl PİSLİK durumları yazma cesaretinde bulunmuyor? bu kadar yazıyorsunuz onları da dile getirin, düzeltilmesini sağlayın bunun için birlik olun anladığım kadarıyla çoğunuz öğretim üyelerisiniz, buyrun.
Şafak - 27.10.2010 03:14
YENİ ŞAFAK 26 ekim 2010 TAHA KIVANÇ YAZISI

Yine de üniversiteler özel ilgi alanıma girdiği için rektörlük seçimleriyle yakından ilgileniyorum. Son zamanlarda yeni açılan Anadolu üniversitelerine atanan rektörlerin icraatları göğsümü kabartıyor. Harvard'ta, Oxford'ta, Sorbonne'daki kürsülerini terk edip geldikleri üniversiteleri içinden çıktıkları yörenin kalkınmasının odağı haline getiriyor yeni rektörler...

İlgileniyorum ya, Hürriyet'te karşıma çıkan bir haber beni şaşırttı. Bir rektörden "Yeniden seçildi" diye söz ediyordu haber... Seçimde geçerli 743 oyun 475'ini almış rektör. En yakın rakibi 220 oyda kalmış...

Haberde beni şaşırtan yön, rektörlük seçiminin üç aşamalı olduğunu bilmem; öğretim üyeleri, oylarıyla, ilk üç sıraya girecek adayları belirliyorlar yalnızca, YÖK yeni bir sıra yapabiliyor... Rektörün kim olacağına ise Cumhurbaşkanı karar veriyor. Anayasa böyle bir sistem öngörüyor çünkü...

Peki, nasıl oluyor da Hürriyet henüz birinci aşamadayken birini "Rektör seçildi" diye duyurabiliyor?

Rektörlükte gözü olmayan bir dostuma bu soruyu yönelttiğimde güldü ve "Kendisinden önce eşi de rektör müymüş seçilenin?" diye karşı bir soru yöneltti. Meğer bazı üniversitelerimizde yıllardır böyle bir sistem sürüyormuş; rektörlük iki dönemden sonra ya eşten eşe, ya da -eş öğretim üyesi değilse- kankadan kankaya geçiyormuş...

Meraklandığımı anlayınca bana bir bilgi notu gönderdi dostum. Bundan sonra okuyacaklarınızı onun bilgi notundan özetledim.

"Rektörlük seçimlerinde oy kullanacak olanları büyük ölçüde rektörler belirlediğinden, üniversitelerimizde rektörler ilk dönemlerinin sonunda girdikleri seçimlerde genel olarak açık farkla birinci gelir, ikinci dönemlerinin sonunda ise genellikle yerlerine gelmesini istedikleri kişinin birinci çıkmasını sağlar. Ya eşi olur halefi, ya da yakın arkadaş
Tıbbiyeli - 26.10.2010 22:59
Rektör hn Üniversitenin DOKTORA ATANMA KURALLARINA uymadığı halde kızı İpek hanımı Farmakolojiye usulsüz bir şekilde atadı. O zamanlar Sağlık Blimleri Enstitü Müdürü Prof Dr Sami Arısoy bu nedenle müdürlükten istifa etmişti. Bu onurlu hocamızın anlamlı istifa mesajını bile önemsemedi sn rektör. Doktora bitince yani rektörlük seçiminden 1 gün önce kızı İpek hanıma öğretim görevlisi kadrosu gizlice çıkarıldı. Seçim dönemi kadro çıkarılmaz, ama kızı olunca standartlar değişiyor. Ailesinin işinin olması için Kural yada Kanun tanınmıyor.. Sn Paksoy 'u hukuk 2 kez kadroya iade etmiş ve Rektör hn usulsüz bir şekilde atamaları hala yapmamıştır:Değerli ve başarılı bilim adamı mahkeme kazanıyor, ama uygulanmıyor, pes yani.
.
Ayşe GURBAN - 23.10.2010 20:20
Komsuoğlu hanedanlığı döneminde özellikle hemşehri kontenjanından kişilere sınav kazanamadıkları halde kadro verilmiştir. Sırf Trabzonlu olduğu için sınavlarda başarısız oldukları halde araştırma görevlisi kadrosuna atanan birçok insan bulunmaktadır.

Yardımcı doçant kadrosuna atanmak için ÜDS sınavından 65 puan almak şartı olduğu halde eş ahbap dost ve yakınlar arasında hiçbir akademik çalışması olmayan ve ÜDS sınavından gerekli puanı alamamış birçok insanın yardımcı doçent olarak ataması yapılmıştır. Özellikle bu uygulama seçimde oy kaygısı amaçlı yapılmıştır. Kadrolar gereksiz şekilde niteliksiz insanlarla doldurulmuştur.
A. Yılmaz - 13.10.2010 21:44
Yorumları okudum. En çok dikkatimi Semih hocamınki çekti. Ben 4 yıl önce çok önemli bir hastalık geçirdim. Rektör hocam benim hemşerim olduğu için bir jinekolog önermesini rica ettim. Rektör hocam muhakkak oğlu gibi sevdiği Semih hocaya gitmemi istedi ve semih hoca tedavimi yaptı.Semih hocam nasıl olduda anneniz gibi olan bir hanımefendiye sırtınızı döndünüz. Hürmetler.
Nazım Hikmet - 12.10.2010 21:06
Onca haksızlığa rağmen bu memlekette yapılanlar kimsenin yanına kalmamış ve kalmayacak da. Ekim 2010 rektörlük seçimlerinde adaletin yerini bulacağına inanıyorum.
Bu Memleket Bizim

Dört nala gelip uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim

Bilekler kan içinde
Dişler kenetli
Ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim

Kapansın el kapıları
Bir daha açılmasın
Yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim
Prof Nadir Paksoy - 12.10.2010 12:54
Alper Görmüş'ün yazdıkları harfiyen doğrudur.Eksiği var fazlası yoktur.Konu ve yorumlarla ilgilenenler gerçek kocaeli internet gazetesinin aşağıdaki haberini okuyabilirler.Yorumcuların Kimliklerini açıklamaktan çekinmeleri normaldir. Cesareti olan, rektöre hedef oluyor.. BUnu herkes biliyor.Tek umut önümüzdeki seçim.Suskun tepkili öğretim üyesi kitlesi tepkisini oylarıyla gösterebilir.İlintili haber:

Dr. Nadir Paksoy, Üniversiteye dönüş davasını ikinci kez kazandı, lakin KOÜ yönetimi yargı kararını uygulamamakta direniyor. ...
www.gercekkocaeli.com.tr/.../kou-prof-paksoya-direniyor.
Jale Demir - 12.10.2010 01:43
Sevgili Nadir Paksoy,yalnız patoloji konusunda uzmanlaşmış bir prof.değil,aynı zaman da okuyucusunun beyin ve yürek dokusunda da çok iyi dolaşabilen gezgin bir yazardır.. Yıllar önce Cumhuriyet kitap ekinde karşılaştığım,varlığına inanılmaz saygı duyduğum bu güzel insanın böyle haksızlıklara uğramış olmasından ülkem adına,utanç duyuyorum.. Bu utancımızı azaltmanın yolu bizlerin bu haksızlık karşısında sesimizi elimizden geldiğince yükseltmemizle gerçekleşebilir.Meslekdaşlarına, dostlarına,öğrencilerine,okuyucularına seslenmeli,bu haksızlığın giderilmesi için elimizden geleni esirgememeliyiz.. Böyle insanlar "nadir" yetişiyor... Jale Demir
Prof Nadir Paksoy - 12.10.2010 01:40
Sayın 'Kimyacı': Ceza kanununda hırsızlık suçtur.Tarih boyunca tüm toplumlarda böyle olagelmiştir. Kapıyı kilitmemek ev sahibi için suç teşkil etmez. Hırsızın suçunu da hafifletmez.Hırsızlık hırsızlıktır.Ev sahibini önlem almamakla irdelemek hırsızı ve hırsızlığın suçuna mazaret aramaktır. Attığınız 'taşa' tek yanıtım var: Hayır hiç suçum yok. En ufak bir suçum olsaydı bu kadar mücadele etmezdim.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1 2 3 4

Share on Facebook