Sözlerinizin, tavırlarınızın zamanını ve mekanını önemsemezsiniz bazen; ciğerinizi sıkıştırınca olanca geçmişiniz, omuzlarınızda tarifsiz ağırlık olunca yaşadıklarınız...
Göğsünüzün üzerine uzun yıllar niyeti bozuk bastıran nice elleri düşününce; dilinizin kemiğini kırıverirsiniz ara ara kendinizi de şaşırtacak bir çağlamayla, tüm hayat enstrumanlarını hiçe sayarak uluorta...
Zihniniz kaldıramayınca isminize yapılan yorumları sürekli dövülmekten insan eli cehennem ateşlerinde; koyverirsiniz kendinizi aymaz bir boş vermişlikle yahut ‘bana birşey olmaz’ pervasızlığıyla, belki ‘inceldiği yerden kopsun’ yılgınlığıyla...
En çok da ruhu hassaslar girer çıkarlar bu mevsim-i insan dönümlerine...
Çok çok da, duygu satanlar galiba...
Bugünkü dille adı, ‘sanatçı’!.. Hakedene helali hoş olsun benden yana...
Ve üzerlerindeki ince bir tespitimide paylaşmak isterim bunca yıl, oncasını tanıdıktan sonra...
Gerçek sanatçılar kadınlar gibidir, ortalamaları yoktur... Ya öldürürler, ya yaşatırlar...
Ve kanımca, İbrahim Tatlıses en güzel kadınlardan biridir...
Gerçek bir sanatçıdır kabul buyurursa benzetmemi, kızmadan, dayılanmadan, naralanmadan...
Sesinden ziyade; açık, anlaşılır, keskin, gelgit, debisi yüksek, bazen kasırga bazen meltem, bazen okyanus bazen ırmak, bazen arz bazen arşı alem duygularıdır ölçüm; ölen ve yaşayan, öldüren ve yaşatan ruhiyesiyle...
Bugünkü günde bendenize sorarsanız;
Kötü bir yalnızlığın adıdır İbrahim Tatlıses...
Dermansız hayat mustariplerindendir uzun zamandır; içinde türlü dertlerle boğuştuğu, kimsenin bilmediği, anlamayacağı...
Bıkmış, usanmış, yılmış bir insanın sureti vardır boy, portre resimlerinde...
Defalarca ölüp, dirilmesinden mütevellit; beden ruh alaşımının mayası aşırı kullanımdan bozulmaya başlamış bir insan hamurudur gözümde...
Cehaletinden sıyrılmayı becerememiş bir korkaktır... Korkusu; giderdikçe cehaletini, kopacağını sanmasıdır kendini varedenlerden, en büyük dayanaklarından... Onlardır çünkü defalarca adını nice cellattların elinden alan...
Giyotinlerin bir türlü düşüremediği başı; o şaşılan cesaretidendir işte... Cesareti, cehaletinin daim varlığındandır... Cehaleti onu varedendir, o yüzden bakidir...
Beşerliğinde şaşmasını fırsat kollayanlar yüzünden; artık ikna edilemez, söz dinletilemez, bildiğini okuyan, yanlışlarına, hatalarına belki mecburiyetten belki yok olma korkusundan sırt çevirme meyli gösteren, paranoyak ve despot bir yaşam tarzı içinde, hiç istemesede yana döne kavrulmaktadır... Öyle acı bir insan refleksi ki bu...
Gözü kararmış, kılıcı körelmiş, kalkanı düşmüş, göğsü açık, elleriyle savaşacak kadar çileden çıkmış bir savaşçıdır... Ve savaşta en çok kalkanı düşmüş adamdan korkulmalıdır...
Ölçüsüzlüğünün nedeni kalkanının düşmüşlüğüdür ve...
Çünkü; insana saygı, karşı cepheye onurlu yaklaşım şirazesinden şaşarak söylenmiş her söz, yazılmış her satır, doğru gibi söylenmemiş her doğru yahut zifos üslupla beyanlaştırılmış her yanlış; direkt yüreğine saplanmaktadır zehirli hançerler olarak...
Ve zehirli hançeri yiyen yürekler; zaman, mekan, gazeteci, yazar gözetmezler...
Nidalarını dizginlemezler...
Tasvip ettiğimden değil lakin - kimse katılmasa da bana – eminim ben; duygu satar haliyle yaptığı herşey, söylediği her söz ciğerdendir, onlara can veren nefesi derindendir...
Yoksa başka türlü bu kadar güzel, vazgeçilmez bir kadın nasıl olunabilirdi ki!..
Ve şimdi meraklandım işte...
Elimden geldiğince, objektiflik terazisini düşleyerek karaladım hakkındaki fikriyatımı...
Acaba çıkar da; ‘sana giren çıkan ne kardeşim’ der mi bana da...
Ne diyeyim ki...
Gerçek sanatçılar kadınlar gibidir, ortalamaları yoktur... Ya öldürürler, ya yaşatırlar...
Ve kanımca, İbrahim Tatlıses en güzel kadınlardan biridir...
Gerçek bir sanatçıdır kabul buyurursa benzetmemi, kızmadan, dayılanmadan, naralanmadan...
Sesinden ziyade; açık, anlaşılır, keskin, gelgit, debisi yüksek, bazen kasırga bazen meltem, bazen okyanus bazen ırmak, bazen yer bazen arşı alem duygularıdır ölçüm; ölen ve yaşayan, öldüren ve yaşatan ruhiyesiyle...