BYE - Lüksemburg'da yayımlanan Luxemburger Wort gazetesinin 6 Temmuz 2010 tarihli sayısında, Jan Keetman imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan haberin çevirisi şöyledir:
--Davutoğlu İlişkilerin Kesilmesinden Söz Ediyor--
BBC'nin bildirdiğine göre, Davutoğlu, -İsrail'in, dokuz Türk'ün öldürüldüğü Mavi Marmara baskınından dolayı özür dilememesi durumunda- İsrail ile diplomatik ilişkilerin tamamen kesilmesinden bahsetti. Davutoğlu alternatif olarak uluslararası bir soruşturma komisyonunun kurulmasını gösteriyor.
Türk Dışişleri Bakanı bununla birlikte, Türk hava sahasının bundan böyle İsrail askerî uçaklarına kapalı olduğunu teyit etti. Daha geçen hafta Polonya Auschwitz'teki bir anma törenine İsrailli subayları taşıyan bir uçak, Türk hava sahasına girişinde izin alamaması nedeniyle yeni bir rota çizmek zorunda kalmıştı. Fakat Davutoğlu'nun bu sert çıkışlarından aynı zamanda açık bir uzlaşma niyeti de algılayabilmek mümkün. Davutoğlu, İsrail tarafından kurulan araştırma komisyonunun İsrail'i mahkûm etmesi durumunda uluslararası bir soruşturma komisyonuna ihtiyaç duyulmayabileceğini de belirtiyor.
Davutoğlu'na göre, İsrail'e baskıları artırmak için birçok farklı neden var. Jerusalem Post'a göre, her şeyden önce İsrail İşçi Partisi içerisinde –Türkiye ile ilişkiler konusunda- görüş farklılıkları var. Bu anlamda güvercin kanatta yer alan Ben Eliezer'in, şahin kanadın temsilcisi Savunma Bakanı Ehud Barak'a diş geçirme imkânı bulunuyor. Yani İsrail cephesinde işler pek yolunda gitmiyor ve bu nedenle bu cepheyi bir miktar daha yıpratmakta fayda var. Bir diğer nedense ABD Başkanı Barack Obama'nın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya gelecek olması. Obama, Türkiye ile İsrail arasında geri dönüşü olmayan dramatik ve ağır bir gerilim yaşanmaması için Netanyahu'ya baskı yapabilir.
--Taktiksel Nedenler—
Taktiksel nedenlerden ötürü İsrail'e daha fazla baskı uygulamanın yanı sıra Erdoğan hükûmetinin, İsrail'le kavgasında aslında bir başarıya da ihtiyacı bulunuyor. İran diplomasisi ve İsrail'e karşı sert tavırlarıyla mayıs-haziran aylarında büyük ilgi çeken Erdoğan, bir anda sanki Türkiye'nin dünya siyasetinde çok önemli bir aktör olduğu izlenimini uyandırdı. Fakat buradan çıkacak sonuçlar artık giderek büyük bir fiyaskoya dönüşme yolunda ilerliyor. Erdoğan -iddia ettiğinin aksine- ABD ile İran arasındaki nükleer kavgaya çözüm getiremedi. Önce BM Güvenlik Konseyi, sonra da ABD ve AB, İran'a yeni yaptırımlar getirme kararı aldı.
Sonuçta Erdoğan da İsrail'i hizaya getirecek kişi olarak öne çıkamadı. Türkiye'nin hiçbir talebi –özür, bağımsız soruşturma komisyonu, kurbanların ailelerine tazminat ödenmesi ve Gazze'ye uygulanan ambargonun kaldırılması gibi istekleri- kabul görmedi. PKK sorununun yeniden canlanmasıyla zaten zorlanan Erdoğan'ın acilen İsrail'den alınacak bir ödüne ihtiyacı bulunuyor.
Erdoğan, İsrail'e takındığı tutumla, Orta Doğu'da büyük saygınlık kazandı ve Filistin Ramallah'taki bir akademiden "yılın adamı" ödülünü aldı. Ancak ülkesindeki itibarı, İsrail'le giriştiği kavgadan da eli boş dönmesi halinde ciddi bir yara alacak.