Süpürgenin sapıyla uçarken
karşıma Noel baba çıkmış gibi hissediyorum. Onun kızağında devam edebilir miyim
bilmiyorum yolculuğa? Çok sevdiğim biri ile beraberdim dün…
Gözleri insanın başını
okşuyor, elleri ruhunu sıvazlıyor, sözleri düz bir zeminde kalan alçı artığı
gibi ilk kazıyışta yerinden çıkıyordu. Kişiler ve olaylar üzerinde öylesine
mutabık şeyler söylüyorduk ki, kendimi kiminle aldattığımı bulmuş olmanın
üzüntüsünü bile yaşayamadığımı söyleyebilirim. Kendime bu görüşmenin maksadını
sorarken, çayın tabağına taşmış olmasına kadar her şeyin nedenini bilmenin
mümkün olamayacağını da hatırlatıyordum. Çok ilginçtir, onu gördüğüm son tarih,
2007’nin Ağustos ayı..Ve değişen hiçbir şey yok. Kot pantolonu, siyah tişörtü
onlar bile aynı. Sanki bu konuda bir şaşkınlık yaşamamı istememiş, dondurulmuş
bir anı tekrar gözümün önünde çözmüştü. Buza çözülmesi için tuz atmamın
gerekmemesi de yine onun hünerlerindendi diyebilirim. Hani derler ya,
karşılıklı tarafların biri buz kütlesiyken diğeri ateş olsa olay biter diye, hani
bilinir ya vizör ve otomobilin ön camlarının buz tutmaması bir spreylik olay,
işte böyle bir erime noktasındaydık…
Duvarlarım inşaat harcından
sonra ilk kez ıslanıyor ve kokusunu yeniden dışarı vermeye başlıyordu. Hani
ütülenen kıyafetler kırışmaya daha müsait olur ya, bu nedenle süslü, özenli
kelimeler seçmedik konuşmamızda. Benim enerjim ona fazla geldiğinde, suya düşen
bir damla boya gibi küçük bir gülümseyişiyle beni yakalamayı başardı. Evcil bir
köpeğe giydirilen giysi gibi beni aşırı koruyan, iyi hissettiren ama o olmasa
da hayatım için bir tehlike sayılmazmış gibi duran bu arkadaşlık için istek
hakkım dolmuş gibi. Çünkü onun adımları benimkinden daha büyük ve yere basan
cinsten….
Bilgisi, pilavın pirinç taneleri
gibi ziyan edilmeden toplanıyordu yine tarafımdan. Bu arada sipariş alan
garsonun onun gözlerinden muhallebili cheesecake istediğini anladığını
söylemesi üzerine, bunu bozmak için mi, çok zeki olduğunun düşünülmesi için mi,
kiminle konuştuğunu bilmemesi üzerine küstahlığından mı, sadece ve sadece boş
boğazlılığından mı yaptığını anlamak için geçirdiğimiz zaman dışında hiçbir
anına acımadığım bir gün geçirdim kısaca. O garson fotoğraf çekimi yaptığımız güzel
bir deniz manzarasını bölen belki de renk katan bir balıkçı gibiydi ama hala
yazımın içinden de geçtiğine göre fotoğrafımızın bölünmez bir parçası olduğunu
kabul etmek gerek. Evet şimdi sıra bu fotoğrafı asmak için bu güzel köşenin
simetrik ayarlarını yapmaya geldi. Tozunu alacağım zaman haberiniz olmasını
sağlayabilirim belki…
hulyaokur06@gmail.com