Gidişat nereye bilen var mı?
Sonunda, bunaltıcı sıcaklardan kurtulmak için özlemle beklediğimiz sonbahar günleri geldi.
Ancak, Eylül ayında da havalar sıcak… Güneş kimi günler yakıcı oluyor…
Hâlâ yazlık giysiler içerisindeyiz…
Pek çok insanda gözlemlediğimiz “ruh solgunluğunu” biz de yaşıyoruz…
Güne umutla başlamıyor, geceyi huzur içerisinde geçiremiyoruz…
Yaşanan olaylardan ve ortaya çıkan tablodan sonra, “nereye gidiyoruz” diye, ülkemizin bugünü ve geleceği için üzülüyor, gençlerimiz, çocuklarımız için kaygılanıyor, kederleniyoruz…
Yakın gelecekte ülkede sanki her şey tepetaklak olacak, temelimiz sarsılacak ve ülkeyi ayakta tutan, “ana kolanlarımız” önemli ölçüde deprem hasarı alacakmış gibi geliyor…
İktidar, kim ne derse desin, halkın yarısının oyunu aldık diye, dantel işler gibi, ABD’nin çok arzuladığı “ılımlı İslâm devleti”ni sabırla yaşama geçirmenin çabasını sürdürüyor…
Cumhuriyet tarihinde görülmemiş ölçüde pek çok kadınımız “başını örtmenin”, “türban takmanın” eylem ve uygulaması içerisinde…
Cumhurbaşkanı’nın ve Başbakan’ın eşleri “türbanlı”...
Pek çok genç kızımız ve kadınımız, doğal olarak ülkeyi yönetenlerin eşlerini model almanın tavrını ortaya koyuyorlar…
Kabinedeki bakanların yarısından fazlasının eşi “Türbanlı”….
Eşi türbanlı olmayan bir meclis başkanını seçip o makama oturtmak da, herkes biliyor ki, aşırı tepkilere karşı geçiş sürecinde tansiyonu düşürücü bir uygulamaydı…
Uygulama, toplum açısından tatmin edici oldu mu?
Cumhurbaşkanı’nın kim olacağı belli olana kadar bir ölçüde evet…
Ancak Çankaya’ya Sayın Gül’ün çıkacağı belli olduktan sonra, anlaşıldı ki hedefe ulaşmada bu bir plânmış
“Türban” yeni çıkarılacak anayasa ile bundan böyle üniversitelerde serbest duruma gelecek…
Hiç kuşkusuz daha sonra devlet dairelerinde serbest olacak…
Yakın gelecekte de, başı açık genç kız ve kadınlar İran’da olduğu gibi sokaklarda, caddelerde ve işyerlerinde kendilerine yer bulamayacaklar…
Başını örtmeyen kadınların eşleri devlet dairelerinde terfi edemeyecek ve üst makamlara gelemeyecek…
Eşinin başını kapattığını topluma teşhir etmeyen ve tarikat sever olduğunu kanıtlamayan müteahhitler, işadamları vs. devletten, belediyelerden iş ve ihale alamayacaklar…
Tarikat mensubu ya da tarikatlara yakın olmayanlar hangi işi yaparlarsa yapsınlar ağızlarıyla kuş tutsalar, ufukları açık olmayacak, kendilerinden “yararlanacak”, “değerlendirilecek” ve “ödüllendirilecek” insan olarak kabul edilmeyeceklerdir…
Her gün televizyon ekranlarında bacaklarını çömertçe açıp, göğüslerini tüm doğallığıyla teşhir eden değerli sunucular, film artistleri, popçular, ister istemez “takva” içerisinde olduklarını sergileyen iğrenç programlarla pardon ilginç programlarla ekranlara çıkmadıkça, takdir gören “iyi insanlar” olarak nitelenmeyecekler…
“Ilımlı İslam devleti”nin her kademede ki yöneticileri ile dostça geçinmeyi yaşam biçimi haline getirmiş dönek pardon değerli medya patronları, çalıştırdıkları ne kadar dili uzun ve kalemi sivri gazeteci ve köşe yazarı varsa, hepsinin işini bitirip, yönetenlere karşı“sadakat şampiyonu” olmanın göz yaşartıcısı çabası içerisine girecekler…
Soru ve yanıtı:
Kardeşim halk böyle istemedi mi?
Yüzde 47 oyla AKP’yi ikinci kez iktidara getirmesi bunun en açık ve somut delili değil mi?
Öyleyse biz neden bu köşelerde “zırvalayıp” duruyoruz…
Sahi biz ve bizim gibi pek çok “peşin hükümlü” , “önyargılı” hatta “CHP’li (!)” köşe yazarı çıkmışız ortaya neler “zırvalıyoruz” allahaşkına!”
Her millet layık olduğu yönetimlere yönetilmez mi?
Öyleyse… Neden “zırvalıyoruz”
Neden!... Neden!...
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com
burhanaozbey21@hotmail.com