Gökten ne yağdı da yer kabul etmedi; en çok demagog sağnakları döktü mübarek gök, ceplerinde kutsal kıyamete kadar sürecek hitabetlerle...
Ne yağdı arştan da kabul etmedi arz; zıkkım yüzler serpiştirdi bol bol helal gök, türlü nemrutlukları haram çıkınlarında omuzlamış...
Göğün hediye edip yerin kabul etmediği ne var ki; arsızlık yağdırdı çokça, utanma duygusu olduğunu ara ara kendini kızartarak gösteren gök, hüsnü kabul sahiplerinin sayısızlığına hayretler içinde bakakaldı...
Yer neyi kabul etmedi gökten düşen; hamaset bocaladı dev avuçlarından, daim vermeye mecbur gök, başını dikip, parmağını şahlandırıp kullananları gördükçe şaşırdı lakin dökmeye devam etti metazorik bir vazife olarak...
Gökten şavullanan neye açmadı ki kendini gönlü geniş yer; zül simaları, çizgisiz çehreleri, kemiksiz dilleri, omursuz ruhları başaşağı etti gök, sonra talebine bakıp, derin derin iç geçirdi, heyhat heyhat deyip kahırlandı sessizce...
Yukardan tepe taklak üzerine yuvarlanan neye hayır diyebildi yer; pespayeliği, aymazlığı, pervasızlığı, onursuzluğu, gurursuzluğu, haysiyetsizliği, sömürüyü, suistimalleri, kayırmacılıkları, kandırmacaları bulut bulut yağdırdı gök, sokağa şemsiyesiz çıkıp kapışanları seyretti elinden bir şey gelmeden...
Gökten ne düştü de kabul etmedi yer; her işin daniskasını yağdırdı da yine de reddetmedi... Asalet ve suskunluk içinde yaşattı, yaşatacak...
Gökten ne yağdı da yer kabul etmedi Allah aşkına; yeni düşünceler, hayaller, umutlar, güzellikler, iyilikler ve sair...
Yer kabul etti etmesine de hepsini, en derinlerinde bir yerlerde gömülü kaldı sanırım... Hiç arayanı soranı olmadı çok uzun zamandır zira ve olmayacak kanımca...
Ama ben eminim ki; ne gök, ne yer böyle bir şey arzulardı...
Yazık oldu, çok yazık oldu...
Ayıp oldu, çok ayıp oldu...
Hem göğe, hem yere, hem hayata...
Saygılarımla...