Gölge oyunları...
Gölgeni gördüğün zamanlarda etraftaki ışığın samimiyetinden şüphe et...
Pek sıcak olmayabilir, ruhunu yere düşüren aydınlığın sana bakışı...
Alnına çalacağı, yüzüne vurmak isteyeceği, hatırlatacağı şeyler vardır belki, adımlarken ayaklarının altında gölgeni yahut oturduğun yerden başın ellerin arasında göz ucuyla keserken yerdeki siluetini...
Yorumlanası oyunlarını hissetmeli...
Hiç yalnız kaldın mı gölgenle!.. Gölgenle baş başa kaldığını fark ettin mi!.. Bakışların uzun sürdü mü kara kalem resmine!..
Hayırsa, anlayamazsın bu durumu...
Gölgesizlikte bil ki; ya karanlıklar içindesin, ya aydınlığın riyası altında...
Aydınlıklar da karanlıktır bazen... Sen hariç hiçbir şey göstermez... Öyle tehlikeli ki!..
Sanki, başımıza gelen her şeyin müsebbibi gibi...
Ne kamaştırıp gözlerini belki seni kör edecek acı bir aydınlık, ne burnunun ucunu kaybettiren bir siyah...
Hülasa, uzak olsun gölgesizlik dünyada...
Tercihin ruhsuzluk olmasın asla...
Gölgeni gördüğün zamanlarda etraftaki ışığın samimiyetinden şüphe et...
Pek sıcak olmayabilir, ruhunu yere düşüren aydınlığın sana bakışı... Ağır gelebilir mesajları...
Lakin sözüm o ki; gölgen düşsün her daim önüne ve arkana...
Sen de ara ara düş içine, kurcala biraz...
Bak bakalım neler olmuş ruhuna, bedenine, adına, sana...