Gücüm buraya kadar artık yazmıyorum…
Yakın çevremizden bizi sevenler diyor ki; boşuna kendini yorma ve çabalama, siyaset öylesine çirkinleşti ki, yazıyla bile olsa ona bulaşma, uzak dur, her şey daha kötüye gidiyor ve değişen de bir şey olmuyor…
Zaman zaman bu söylemlere hak verir gibi olup, üzüntü duyuyor ve endişelere kapılıyoruz… Kimler bu güzelim ülkeyi yaşanmaz ve halkı birbirine düşman etti diye hayıflanıp isyan duygularına kapılıyoruz…
Kendimizce yazıyoruz, çiziyoruz bir türlü, gidişatta ve sosyal yaşamda yüzü gülen gelişmeler göremiyoruz… Milliyetçilik, vatanseverlik, ülke sevdası konularında bir nebze ödün vermeyecek denli iç dünyamız hassas duygularla dolu…
Bu ülkede yaşayan herkesin, inançları ve etnik kökenleri ne olursa olsun huzur ve barış içerisinde bir arada yaşamasını candan yürekten istiyoruz. Yeter ki herkes cebinde taşıdığı vatandaşlık kimliğine, Türkiye Cumhuriyeti’nin nüfus cüzdanına samimiyetle bağlı olsun…
Önce “ben Türk’üm” diyecek denli milliyetçi duygularla dolu olmalı, sonra etnik grubu ne ise ona bağlılığını sürdürmeli. Kürt, Boşnak, Laz, Arnavut, Gürcü, Çerkez, Ermeni v.s olabilir…
Dinine yürekten bağlı olanlar olur, olmayanlar kendi bildikleri yolda, sosyal yaşama, hakka ve hukuka bağlı olarak yürüyebilirler… Namazını kılan kılar, içkisini içen içer, oruç tutan tutar, tutmayan tutanlara saygılı olarak yaşamını istediği gibi sürdürebilir… Sürdürmelidir…
***
Sevgili okurlar…
Köşe yazarları olarak pek çoğumuz ruhen çok yorulduk…
Önce bizleri ikiye ayırdılar. Yandaş olan yandaş olmayan ya da sağcı solcu diye karpuz gibi ikiye böldüler…
Taraflar birbirlerine nasıl düşmanca bakar oldular, şaşmamak ve ürkmemek olası değil… Eline geçirse neredeyse herkes birbirinin gözünü oyacak…
Sonra vatandaşlar sosyal yaşamda iki kutup olarak ikiye bölündü…
(Mutaassıplar - modern görüşlüler…), (Atatürkçüler – gericiler…), (Cumhuriyetçiler, laikler, demokratlar – dinciler, cemaatçi ve tarikatçılar…)
Ülkede resmen üstü örtülü bir iç savaş yaşanıyor…
Ne oluyor Allah aşkına? Ortalık meydan muharebesi gibi!..
İnternette yazı altlarına okurlardan gelen yorumlara bakın. Site yöneticileri ve sağduyulu okurlar, gelen bu yorumlardan yakınıyor ve gidişatı ürkerek ve kaygıyla ile izliyorlar…
Düşünebiliyor musunuz, bir okur yaptığı yorumunda köşe yazımızı kaba ve hakaret dolu sözcüklerle eleştirdikten sonra, sonunda ne diyordu biliyor musunuz? “Bir yerlerde inşallah seninle karşılaşırız…” Buyurun buradan yakın!..
Ne yapacaksın öldürecek misiniz? Sen nerede yaşıyorsun kardeşim? Seni bu denli militan, azgın ve kontrolsüz duruma kimler getirdi?
***
Sözün kısası…
Yorulduk dostlar… Ruhen yorulduk…
Aslında öylesine doluyuz ki… Konuşsak, haykırsak saatler yetmeyecek!...
Korkmuyoruz ama bıkkınız!..
Korkmuyoruz ama “sessiz kalan kalemlerden”, köşesine çekilen aydınlardan ve döneklerden bıkkınız!...
Korkmuyoruz ama, hukukun güdümlü ve işlemez hale gelmesine, ayaklar altına alınmasına karşı isyanlardayız!..
Korkmuyoruz ama devletin omurgasına yerleşmiş olan bir “cemaate” yenik düşmüş, siyasi iktidardan yaka silkiyoruz!..
Korkmuyoruz ama memleketin her yerinde ve üst görevlerde bulunan aristokrat takımının, telefon ve ortam dinlenmelerinden ürkerek, köşelerine çekilip kaderlerine boyun eğmelerinden dolayı ikrah gelecek denli tepkiliyiz…
Korkmuyoruz ama iktidarının başının, her gün ekranlardan yaptığı, sinirli, tehditkâr ve hesap sorucu konuşmalardan ve bu konuşmalar karşısında sinen “kağıt kaplanlar” dan nefret eder duruma geldik…
Korkmuyoruz ama koskoca Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve başta ki komutanlarının geldiği daha doğrusu getirildiği durumlarına üzülüp, yitip giden güvenimizden ötürü kahırlar içerisindeyiz…
Korkmuyoruz ama Hanefi Avcı’nın iddia ettiği “cemaatçi çete” üyelerinin üzerine inandırıcı biçimde gitmeyen devlet ve hükümet yönetimine kuşkuyla ve umutsuzca bakıyoruz..
Korkmuyoruz ama bir cemaat liderini meşru sayıp ekranlarda Türk milleti önünde “okyanus ötesine (adını zikredemeden) teşekkür” gönderen “sorumlu” devlet büyüklerinin, bir cemaat liderine boyun eğişine hayretler içinde kalıp, ülkemiz adına büyük üzüntü duyuyoruz…
Korkmuyoruz ama Atatürk ismini ve devrimlerini silmeye ve ortadan kaldırmaya çalışan zihniyete ve rejime karşı sessiz kalan “sözde Atatürkçülere” isyanlar içindeyiz…
Korkmuyoruz ama Ergenekon davası kamuoyu önünde en ince ayrıntısına kadar dizi film gibi ayan beyan yürürken, “Deniz Feneri” davası için en küçük gelişmenin kamuoyuna zerre kadar yansıtılmaması, baskı nedeniyle tartışılamaması, iktidarın başında bulunanların bu konuda ki ketumluğuna karşı vatandaş olarak müthiş güven yitimi içindeyiz…
Sözün kısası çok yorgunuz çoook sevgili dostlar!..
“
Ülkenin en çok okunan, kişiliğine güvenilen saygın yazarlarından biri sonunda iflas ve isyan bayrağını çekti…
“Gücüm buraya kadar artık yazmıyorum” dedi ve küskün, kırgın köşesine çekildi ve kalemini “kınına” soktu
Nihat Genç gibi dirençli mücadeleci bir yazar bile sonunda, halkın duyarsızlığı, bölünmüşlüğü, teslimiyetçiliği ve gerçekleri görememesi karşısında yukarıda ki ifadelerle buraya kadar deyip kendisini umutsuzluk rüzgârlarına terk etmişse söyleyecek bir söz yok…
“Gücümüz buraya kadar yazmıyoruz” noktasına bu köşenin yazarı olarak biz geldik mi bilmiyoruz…
Küskünüz, kırgınız, kızgınız ama “Allahaısmarladık buraya kadarmış” deme noktasına henüz gelmedik…
Gelir miyiz gelmez miyiz onu da bilmiyoruz…
BURHAN ÖZBEY