Ölüm gelir çalar kapını da; tıklatması var, tokmaklaması var...
Ölüm gelir de eşiğe kadar; içeri buyur etmesi var, kapıyı, pencereyi kapayıp korkulup, kovulması...
Bir hakla gelir de ölüm çerçeve aralıklarından ve dalar uykuna da süzülerek; kabusluğu var, hülyalığı var...
Gelir de ölüm burnun dibine kadar; çiçek miski gibi çekmek de var içine, zehir gibi yakması da genzi...
Bir gelir çoktan ölmüş bulur sizi; korkar gider...
Bir gelir hazır görür; koluna takar uçurur...
Ölüm kara Azrail’dir bazen, bir gelir şaşırırsın bembeyaz, yıldızlı, yaldızlı, nurlu...
Zamanı var, zamansızlığı var sence değil mi, yoksa ölüm gelir gelmesine...
Ve ölüm gelir, kimine geldiğine pişman olur, geç kaldığını düşünür kimine...
Eminim pişman olmuştur Prof. Dr. Erdal İnönü’ye geldiğine de...
Güle güle hocam...