Güle güle Türkiye!
AKP Kütahya Milletvekili Hüseyin Tuğcu:
Devletten iş, ihale almak isteyenlerin eşlerinin kapanmaya başladığı iddiasına;
“Elbette iş alacaksa kendine çeki düzen verecektir insan. Bu yönetimin durumuna göre şekillenecektir” yanıtını vermiş.
Hüseyin Tuğcu boşuna mı konuşmuş?
Söyledikleri hiç olmayacak şey mi? Gerçekle ilgisi yok mu?
Bal gibi var?
Sen işadamı olacaksın, bu devirde devletten(iktidardan) ihale almak can atacaksın, sonra da çıkıp ortaya;
“Arkadaş ben paşa paşa istediğim ortamda içkimi içerim. Orucumu tutar ya da tutmam, benim özgürlüğüme kimse karışamaz, karım, kızım istediği şekilde giyinir ve yaşar, onlara laf söylemek kimsenin haddine düşmez. Tarikat da neymiş ben anlamam o işlerden…” diyeceksin ve bu yönde tavır koyacaksın.
Var mı öyle babayiğit, ihale peşinde koşanlar içerisinde…
Bu satırların yazarı olarak tüm içtenliğimizle söylüyoruz ki;
AKP iktidarında, devletten önemli işler almak için, AKP’li olmaktan ya da öyle görünmekten başka yapacağınız hiç bir şey yok… İstisnalar kaideyi bozmaz tabi… Yöneticiler açısından salt görüntüyü kurtarmak için, ya da zorunlu hallerde, kimi zaman “şablonun dışına çıkılmasına” cevaz verilmesi beklenen bir şeydir…
Soruyoruz şimdi?
Bugün kaç AKP’li belediyede türbanlı çalışan var?
Soruyu bir başka biçimde soralım:
Ülkede AKP’li belediyelerin kaçında hiç türbanlı kadın çalışmıyor…
Kimse aksini iddia etmeye kalkmasın! Türkiye adım adım İslâm devletine doğru yol almaktadır…
Yaklaşık 40 yıldır, ülkeyi başlangıçta (25 yıl) bürokrat (müfettiş) olarak, son 15 yıldır da yazılı ve görsel medyada, basın mensubu olarak yakından gözlemliyoruz.
Gerek üniversite öğrencilik yıllarımızda, gerekse devlette ki müfettişlik dönemlerinde, bugün ki kadar, din öğesinin ortaya çıktığını görmedik. Kısa bir dönem hariç. O da Milli Selamet ve Erbakan dönemiydi.
Bu dönemle ilgili kimi anılarımızı, bugün Türkiye İran ya da Malezya olmaz diye düşünen ve dayatanlar için, sizlerle paylaşmak istiyoruz…
1970’li yılların sonları, CHP – MSP koalisyonu iktidarda.
Çalıştığımız KİT ve bağlı olduğu bakanlık MSP’nin elinde…
Kemal Unakıtan, yurdun çeşitli bölgelerinde müesseseleri bulunan çalıştığımız teşkilatın genel müdürü. Kara top sakalları var. Görüştüğü diyalog kurduğu kurum çalışanlarının çoğu, dini eğilimleri fazla olan kimseler… İçlerinde sakallı olanları da epeyce var…
Teşkilatın tüm müesselerinde ki sosyal tesislerde, bira dahi içmek yasaklanmış. Bırakın bira içmeyi lokâllerde, mesai saatleri dışında da olsa kağıt oyununa izin verilmiyor…
Çalışanlar açısından ise durum ve görüntü şöyle:
Yaşamları boyu başı açık ve dekolte giyim tarzını benimsemiş fabrika müdürü, daire başkanı, şube müdürü, şef vs düzeyinde ki pek çok yöneticinin hanımı, başlarını örttüler… Kimi tam kimi de yarım örtmeyi yeğledi… Eşlerinden pek çoğu ise, beş vakit namaza başlayıp kurumun mescitlerinde boy gösterir oldular…
Özellikle ramazan aylarında, yönetici hanımlarının çoğu, ellerinde “kuran” evlerde gösterişli ve tantanalı “kuran okuma toplantıları” yapmaya başladılar…
Teravi namazları, çalışanlardan kimlerin katıldığının kontrolü kolay olsun diye, kurumun boş olan geniş bir lojmanında Genel Müdür Unakıtan’la birlikte kılınmaya başlandı.
Genel müdür Unakıtan ve yakını olan diğer yöneticiler namazda ön safta oldukları için, onlara görünebilmek için uygun yer kapma savaşı yaşanırdı. (Daha doğrusu yaşanırmış.) Çünkü biz o ortamda olmadığımızdan, durumu bizzat gözlemlemedik, çok güvendiğimiz gözlemyenlerden duyup işittiklerimizi yazıyoruz.
Cuma namazları, tam bir gösteriye dönerdi. Geçmişte başı secdeye hiç ya da çok az değmişlerin büyük bölümü, tam anlamıyla namazlı niyazlı oldular… Öyle ki, namaz kılmak istemeyenler bile, Cuma namazı saatleri içinde kurumun dışında gözlerden uzak bir yerlerde olmayı yeğlerdi.
Teşkilata ait tüm kurumlarda, çok sayıda mescit açıldı… Mesai saatlerinde mescitte namaz kılıyor görünmek, terfi etmek ya da iyi bir göreve gelmek için büyük avantaj sağlıyordu... Tabi dindarlık görüntüsünü başarı ile ortaya koymak koşuluyla…
Son söz:
“Türkiye İran ya da Malezya olmaz!”
Böyle söyleyenler ve düşünenler; geçmişte kısa dönemde olsa yaşadığımız ve yukarıda sunmaya çalıştığımız gerçekler ve örnekler karşısında, bizi böyle bir şey olmayacağına hiçbir şekilde inandıramaz ve ikna edemezler…
Madem düşünce özgürlüğü var…
Bu satırların yazarı, mevcut duruma baktığında ülkenin gidişatını hiç mi hiç iyi görmemektedir…
Umarız sağduyu hakim olur ve tehlikenin kenarından da olsa dönmüş oluruz…
Aksi halde, “güle güle Türkiye” demek durumunda kalmak, hepimizin kaderi olacaktır…
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com
burhanozbey21@hotmail.com