ANKARA, 29/06(BYE)--- Bahreyn'de İngilizce yayımlanan Gulf Daily News gazetesinin 29 Haziran 2010 tarihli internet sayfasında, Linda S. Heard imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan yorumun özet çevirisi şöyledir:
--Ankara ABD ve AB'nin Gözüne Girmek İçin Elinden Geleni Yaptı,
Ama Sözde Müttefikleri Ona Güvenilmez Muamelesi Yaptılar--
Washington, tarafını seçmesi için Ankara üzerinde baskı kuruyor. ABD Dışişleri yetkilisi Philip Gordon, ABD'nin, Türkiye'den NATO'ya, AB'ye ve ABD'ye bağlılığını göstermesini beklediğine, aksi durumda bazı konularda ABD'nin desteğini yitireceğine işaret etti.
Gordon'ın diplomatik konuşması bir tehdit teşkil ediyordu: Türkiye, İran ile ittifak kurmaya ve İsrail ile sorun yaşamaya devam ederse ters tepkiyle karşılaşacak.
Ankara geçtiğimiz günlerde Kongre (ABD Kongresi) üyeleri tarafından, Gazze ablukasını delmeye çalışan yardım filosuna destek verdiği ve BM'nin yeni İran yaptırımlarına karşı oy kullandığı için eleştirilmişti.
Gerçekte Washington ve Brüksel'in Türkiye'ye bağlılıklarını göstermelerinin vaktidir.
İsrail'i tanıyan ilk Müslüman nüfus çoğunluklu ülke olan Türkiye, İsrail'in Gazze'ye karşı operasyonlarını başlattığı 2008 kışına kadar Yahudi devletle askeri, ticari ve ekonomik iş birliğini sürdürdü.
--Stratejik Değer--
Dahası Türkiye 1952'den beri NATO'nun faal bir üyesi ve Akdeniz ile Karadeniz'e kıyısı olmasının yanı sıra Doğu-Batı arasındaki konumu nedeniyle stratejik bir değer olarak görülüyor.
Şüphesiz bildiğiniz üzere Türkiye 1955'ten beri İncirlik'te bir ABD hava üssüne ev sahipliği yapıyor. Üs, ABD'nin Afganistan'daki askeri ve insani operasyonlarında merkezi bir nokta vazifesi gördü ve ABD'nin nükleer silah depolamak için kullandığı da tahmin ediliyor.
Türkiye yarım yüzyılı aşkın bir süredir Batı'ya bağlılığını gösteriyor, peki ne için?
Türkiye Nisan 1987'de AB'ye başvurdu ve adaylık statüsü almak için 1999'a kadar beklemek zorunda kaldı. Daha sonra ölüm cezasını kaldırdı, insan hakları sicilini temizledi, modernleşti ve ekonomisini düzeltti.
Ancak Birliğe kabul edilmek yerine katılım müzakerelerinin başlaması için Ekim 2005'e kadar beklemek durumunda kaldı ve bu tarihte de kendisine katılımın 10 yıl veya daha fazla sürebileceği söylendi.
Kimi üyeler AB'yi bir "Hristiyan Kulübü" olarak tutmak istiyor. Fransa gibi kimi üyeler ise Türkiye'nin Asya'ya ait olduğunu söylüyor.
Ankara her ülke ile iyi ilişkiler kurmak istediğini açıkça beyan etti ve bu doğrultuda Rusya ile yeni ilişkiler kurdu, Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirmeye çalıştı, Yunanistan ile ilişkilerini geliştirdi ve Suriye, İran, Brezilya ile yakın ilişkiler kurdu.
--Gözle Görülür Aldatma--
Türkiye'nin Brezilya ile birlikte, İran'ın uranyumunu takas anlaşması için yürüttükleri inisiyatif ABD Başkanı Barack Obama tarafından zaman kaybı olarak düşünüldü ve reddedildi.
Ardından İsrail, uluslararası sularda bir Türk yardım gemisine saldırdı ve dokuz kişiyi öldürdü. ABD ise bu yasa dışı operasyonu kınamayı reddetmekle kalmadı, İsrail'in kendi yargıcı ve jürisi olmasını onayladı.
Şimdi ise Türk kaynaklara göre, Ankara'nın eski en iyi dostu Tel Aviv, Kürt asilere, Türk ordusuna karşı saldırılarını sürdürmeleri için ödeme yapıyor. Ürdün gazetesi El Majd, Türk istihbaratının, Erdoğan'a yönelik bir Kürt-Mossad suikastına engel olduğunu ve İsrail'in, Türk hava üssüne yapılan saldırının arkasında olup olmadığını araştırmakta olduğunu bildirdi.
Bana öyle geliyor ki Türkiye'nin Batı ile ilişkileri kötüye gidiyor. Batı için Ankara, mutlu edilmesi gereken ancak kalmaya gelmemesi umulan zengin bir hala gibi. Amerika ise Türkiye'ye, görüşleri aslında pek de önemli olmayan biri gibi davranıyor.
Türkiye bu ayrımcılığa daha ne kadar tahammül edecek?