Son Haberler
28.05.2012 Pazartesi 12:10
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

HAARETZ: ORTA DOĞU'DAKİ İKTİDAR BOŞLUĞUNU KULLANMAK
29.06.2010 14:00

ANKARA, 28/06(BYE)--- İsrail'de İngilizce yayımlanan Haaretz gazetesinin 28 Haziran 2010 tarihli internet sayfasında, İsrail'in Herzliya Disiplinler Arası Merkezi Politika ve Strateji Enstitüsü Araştırmacısı Tommy Steiner imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan yorumun çevirisi şöyledir:

--Mısır, Suudi Arabistan ve İsrail'de Yönetimler, Ortak Stratejik Çıkarlarına,

Yeni Bir İlişki Kurarak En İyi Şekilde Hizmet Edeceklerdir--

Orta Doğu politikasında tektonik tabakaların yer değiştirmesini takdir etmek için İstanbul'daki NATO zirvesine başvurmak faydalı olabilir. Bu zirve, ABD öncülüğündeki Irak savaşının transatlantik ortaklık üzerinde yarattığı gerginlikten sıyrılmayı ve Atlantik'in her iki yanında istikrarlı, daha demokratik ve sosyo- ekonomik olarak gelişmiş bir Orta Doğu yaratmaya içten bağlı müttefiklere sahip olarak, NATO'nun öncü küresel rolünün altını çizmeyi amaçlıyordu. Türkiye bu zorlu çabanın bir örneği olacaktı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yanında duran dönemin başkanı George W.Bush şunu iddia ediyordu: "150 yıllık demokratik ve sosyal reformlarıyla ülkeniz, hem diğerleri için bir model oluşturuyor hem de Avrupa'nın daha geniş dünyalara açılması için köprü görevi görüyor."

Bush ayrıca, Türkiye'nin AB'ye katılımının destekçiliğini de üstlenmişti: "Amerika, Türkiye'nin Avrupalı bir güç olarak AB'ye ait olduğuna inanmaktadır. Üyeliğiniz aynı zamanda Müslüman dünyasıyla Batı arasındaki ilişkilerde önemli bir gelişme olacak, çünkü siz her iki dünyanın da parçasısınız.".

Bu zirveden altı yıl sonra bugün, transatlantik güçlerin etkisinin azalması ve Orta Doğu'da ilerlemeyi desteklemek çabalarından vazgeçme kararları, yeni bir bölgesel güç dengesi yaratıyor. Ekonomik krizlerle ve diğer iç sorunlarla başı belada olan ABD ve Avrupa, uluslararası rollerini azaltıyor.

Yeni Amerikan yolu, Avrupa'nınkinden çok daha önemli. Amerikalı yetkililer ve kanaat önderleri, ABD'nin aşikâr derecede azalan rolünü "emperyalizm sonrası pragmatik gerçekçilik" olarak meşrulaştırıyorlar. ABD, daha az kaynakla daha kapsamlı sonuçlar elde etme ve ABD'nin gücünü yeniden inşa etmek için iç siyasete odaklanma arzusuyla, stratejisinin merkezine diyalog politikalarını oturttu. Ancak bu strateji, ABD'nin bölgedeki siyasi ve stratejik gücü üzerinde ters bir etki yapıyor.

Bu durum sadece Amerika'nın düşmanlarını çıtayı yükseltmeleri için teşvik etmekle kalmadı, Türkiye gibi müttefiklerini de kendi çıkarları adına öne çıkmaya yönlendirdi.

Batı'nın Orta Doğu'da azalan etkisinin yarattığı iktidar boşluğu, Türkiye'nin neo-Osmanlıcılığa dayalı bir bölgesel strateji şekillendirmesine öncülük ediyor. Elbette ki bu strateji bir gecede ortaya çıkmadı. Bu daha çok Türkiye'nin kendi ekonomik gücünün kuvvetlenmesinin ve daha önce düşman olarak gördüğü iki ülke -İran ve Suriye- ile ilişkilerinin yakınlaşmasının kademeli bir sonucuydu. Türkiye ve İran bugün önemli bir ticari bağa sahip. Örneğin İran, Türkiye'nin enerji ithalatının yüzde 30'unu karşılıyor, Türkiye ise İran'ın doğal gaz sektörünün başlıca yatırımcısı olmaya doğru ilerliyor. Türkiye ayrıca Suriye ile yakın ilişkiler kurmaya da çalıştı ve bu 2009 yılında ortak bir askeri tatbikatla göze çarptı.

Ayrıca Irak'ın geleceği, bu üçlü ilişkiyi stratejik bir ortaklık şeklinde kuvvetlendirmiş görünüyor. ABD askerlerinin yaklaşmakta olan geri çekilmesiyle birlikte, İran, Türkiye ve Suriye'nin birbirini tamamlayıcı çıkarları ve Irak'ta nüfuz alanı yaratma arzuları, Orta Doğu'nun kuzey sınırındaki bu ülkeleri siyasi bir ittifak oluşturmaya teşvik ediyor. Teşvik edilen bu üçlünün daha güçlü olan iki ülkesi, Orta Doğu'da nüfuz kazanma projelerini, birlikte gerçekleştirmeye çalışıyor. Ne var ki İran ve Türkiye'nin Filistin yanlısı kampanyaları, Filistin Yönetimi ile anlaşmazlık içerisinde ve daha çok Hamas'ı desteklemeye yönelik.

ABD bölgenin kuzeyinde büyümekte olan güç odaklarını kontrol edemez gibi görünürken bölgedeki iki Arap güç, Mısır ve Suriye, güneyde Irak'tan Gazze'ye uzanan ve kuzeyi dengeleme potansiyeline sahip bir başka ittifak oluşturuyor.

En sadık müttefikinin azalan etkisine ve yeni bir güç dengesine karşı koymaya çalışan İsrail, kendisini açık bir seçimle karşı karşıya buldu. Mısır, Suudi Arabistan ve İsrail'de yönetimler, ortak stratejik çıkarlarına, yeni bir ilişki kurarak en iyi şekilde hizmet edeceklerdir. Bu, İsrail-Filistin barış sürecine de bölgesel bir yaklaşımı dahil edecektir. İsrail bakış açısıyla bu risksiz bir strateji değildir. Ancak İsrail'in, Batı dünyasının geri kalanı gibi ve Orta Doğu'nun güneyini oluşturan ülkeler arasında ve içinde siyasi istikrarını korumaya hakkı vardır.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.