Bugünlerde takılıp kaldığım şarkının sözleri
“Üflediler söndüm karanlıkta gönlüm. Hiç bilmezdim ama derindeymiş pek derdim. Bak içime gör beni, tut elimden yak beni, istemezsen bu aşkı otur baştan yaz beni… Aklım nasıl şaşkın, sevdam deli taşkın, sen görmezsin amma narındayım ben aşkın, bak içime gör beni, tut elimden yak beni, istemezsen bu aşkı, otur bastan yaz beni.”
“Üflediler söndüm, karanlıkta gönlüm” sözlerine dikkat….TV programları içinde aynı sözlerden şarkı yazılabilir. Üflendikleri an sönüyorlar. Hele ”Otur baştan yaz beni” sözünü bazı haberciler için tam yerinde bir beste olarak addettiğimi söylesem hiç de abartmış olmam. Bir önceki yazımda, dizilerin birbirinin senaryosundan nasıl iktibas ettikleri yada yakın zaman dizilerinin birbirlerine nasıl bölüm kiraladıkları hissini verdiklerinden söz etmiştim. Gelgelelim haber bültenlerine, haber programları ve sululuklarına…
Birand’ı seviyorum, yüzündeki muzip gülümsemeyi, elmacıklarının yüzünde içten bir gülücük bırakmaya izin veren şekli… Ama onca tecrübesine rağmen zaman zaman gevelemeye yüz tutan tutukluğu, hemen hemen her cümlesinde doğrusunu söyleyene kadar tekrar ettiği sözcükleri ve muhabirle kurduğu kontakta bir şaka yada şov programındaymış gibi mizansen yaratma çabası da baymıyor diyemem. Tabi Birand’ın veliahtı yada yedek oyuncusu Deniz Arman da ona benzemek için aynı hatalara düştüğünde… Kanal D Ana Haber Bülteni’nin ‘bana göre ‘en acı meyvesi ise Fatih Portakal. Çünkü onun çarşı-pazar haberinde bile bir öğretmen edasında haberini vermesinden rahatsızım. Gözlükleri de bu görüntünün makyajı. Haberi değil kendisini sunuyor gibi. O kadar biliyorsan neden hala muhabirlik yapıyorsun diyesi geliyor insanın.
Dündar… Hala Arena izliyormuşum hissinden kurtulamadım, ana haberlerinde. O da yetmiyor gibi mahkeme kürsüsünden savunmasını yapıyor gibi, eline alınca sazı, ne haberin sırası ne de haberin çekilen kahrı kalıyor. Bence dünyanın en kötü şeyi, ‘ben buyum’ demektir. Ben dürüst gazetecilik söylemini onun için kullanırken daha mutluydum. Ankara Temsilcisi(Murat Çelik) ise çok ketum bir havada veriyor temsilini. O konuştuğu zaman ne yargının ne de eğitimcilerin bana hissettirmediği gerginliğe kapılıyorum. Sanki haberi dövüyor, bizi dövüyor, televizyonun camı çatladı çatlayacak…
Ali Kırca… Caaanıım karizması ile vaziyeti kurtarmayı deneyen değerli anchormanımız. Bir kapak atraksiyonu yaratmış ki, ‘benim’ diyen hiçbir edebiyatçı çıkamaz içinden, haberleri izleyip sonunda kafasındaki şişkinlikten kurtulmak isteyen için ise tam bir divan etkisi yapmayı başarmış diyebilirim.
Atv’ye gelince, yandaş medya mı değil mi düşünecek vakit kalmadı. Erdoğan, Erdoğanlar hep böyle kasıp kavurur, silip süpürür mü diye sormayı farz kıldı. Atv Habere ekip sorununu kökten çözen bir grup geldi ve şarkının ‘Bak içime gör beni’ kısmı yerini buldu. Çıtaları sağlam kovanın içindeki petekleri dolduracak sayıya ulaşan arıların vızıltısı da duyulur hale geldi. Bir tek Cem Öğretir’in yorum kabiliyetini geliştirmesini bekleyeceğiz, konuklar almasını ve karşılıklı konuşma becerisini de gösterdiğinde aradığımız her şeyi bulmuş kadar olacağız.
Haber kanalları zaten işini yapıyor, reyting gailesinden biraz uzaklar. Azar azar ama sık sık yenilen yemek gibi… Haberden başka izleyecek bir şeyi olmayanın, memleketten bihaber kalmak istemeyen duyarlı vatandaşın imdadına yetişmek onlara yetiyor.
Haberimin anasını ağlatmayın ne olur, sizi ve haberlerimizi izlemek için annemden izin almak zorunda kalmayayım:)
hulyaokur06@gmail.com