Hala ayrı baharlarımız...
Geceyle gündüz eşit bugün... Eşitliğin en çok dillendiği gün, bugün...
Güneş, ışığını; her gün başka doğduğu dünyanın hem kuzeyine hem güneyine eşit paylaştırıyor; ülkemin batısıyla doğusuna gizliden öğütler fısıldar gibi...
O bile senede iki kere - martın 21’i, eylül’ün 23’ü -, dengeye getiriyor adalet terazisini...
Adalet tanrıçası Themis’i, hiç merak eden yok ki bu topraklarda; öylece dursada Adalet Bakanlığı binasının önünde...
‘Yeni gün’, bugün; sedaları arşı aleme ulaşmış ne kadar dil varsa yeryüzünde hepsinde; hem yüzü yerdelere, hem başı bulutlara ermişlere...
Haber verdiği bir bahar var o dillerin; çoğu yaratılmışa göre kocaman ama mutlak miyadlı insan ömründe kaç kere görünür bilinmez; hem abide-i insanlara, hem nefissiz kahr-ı insanlık oyuncularına...
Ve ne önemi var ki adının, - Nevruz, Newroz, Novruz, Navruz, Mart Dokuzu, Mevris -
ruhunun hakkını vermedikçe...
Pers Kralı Cemşid’e selam olsun tam bu vakit; mevsimlerin ve dönümlerinin ruh hakkının esastan verildiği zamanların efendisi olarak; bolluğun, mutluluğun, güzelliklerin, umutların, iyiliklerin habercisi saydığı için zamanın bu anlarını...
Günün efendileri alınmasın lakin yazık ki, çok uzun yıllar sonra böyle selamlar gönderilmeyecek kendilerine...
Zor geçmiş zemheriler de biter, gelmez sandıkların da döner; bu dönümler ey malum düşkünü halkım...
Tabiat ana doğurmaya devam eder; renk verir bitkiler, yapraklanır çiçekler, yavrular sığırlar, kuşlar eski nağmelerini yakalar, olan bitenden bihaber...
Sizin gibi tıpkı, bizim gibi tıpkı, çoğumuz gibi aynı...
Peki ya; gidip de gelmeyenler kimler?!.
Geçen kış bu vakitler; ovada, dağda, kışlada, yaylada, ana kucağında belki geçim derdiyle ama yaşama sevinci ve nefes alma huzuruyla gerneşen çoğu daha nevbaharlarında gençler...
Heyhat!.. Ah hayat!.. Of memat!..
Bakalım bu dönüm; neler uyanacak kardan dönen topraklarda, kimler nerelere yuvalanacak karınca topaklarından beter inler misali, efendiler neler yavrulayacak ve kaç çiçek daha olmadan dalından koparılacak...
Ebediyete göçen Zerdüşt yok mu; ateşten medet uman, sayıldığı namıyla, katılmadığım şanıyla Peygamber...
O bile es geçmemiş, geçirtmemiş kavmine onca ayların bugünlerini; güzellikle geçirmeyi öğütlemiş...
Zerdüşt kadar olamayan bahar hainleri utansın...
Büyük Darius, Persepolisteki (M.Ö. 487) sarayında Nevruzu kutluyordu, Apadana’non sarayının “Yüz Sütunlu Salonun”da...
Bizde yıllarca yasaklayıp, bahar hainlerine malzeme yapanların yüzü kızarır mı dersiniz?!.
Göktürklerin, Ergenekon’dan çıkış günleriydi asırlar önce bu vakitler...
Ergenekon’un manası bahardı o zamanlar; şimdilerde dosya dosya polis kayıtlarında aynı bahar...
Kaşgarlı Mahmut, Bağdat’ta 1072-1074 yılları arasında yazdığı Türkçe-Arapça sözlük Divân-ı Lügati’t-Türk’te anlatıyordu; Türklerin Oniki Hayvanlı Takvimi ve Melikşah’ın Celali Takvimi’nde 21 mart’ın ilkbaharın gelişi olarak kutlandığını...
Hey gidi!.. Kaşgarlı Mahmut’u okuyan mu kaldı!..
Selçuklu ve Osmanlı’da millî bayram olarak kutlanıyordu Nevruz, şenliklerle, ziyafetlerle; ırk, din ve sair ayırt etmeden hiç...
Ve ne ilginçki; bunca genel tarihe rağmen memleketimde Nevruz’u en çok sahiplenenler, Kürtler...
Tüm dini kutlamalardan daha önemli sayıldığı söylenebilir, onlar için bugünün...
Kadınları rengarenk elbiseler giyerler, başlarında pullarla süslenmiş ışıltılı örtüler...
Büyük ateşin etrafında koca topluluk; halay çekip, ateşle dans eder...
Dillerinde, Newroz pîroz be! (Nevruz kutlu olsun!) ya da Bijî Newroz! (Yaşasın Nevruz!) bahara selam nidaları...
Bazen benim samimiyetini sorguladığım...
Ve sanmıyorum ki, hiç hatırlayan yoktur aralarında Kawa efsanesini...
Zalim Asur Kralı Zuhak’ın (Dehak), her gün beyinlerini yılanlara yedirdiği iki çocuktan birini kurtaran Kawa, Kürtlerin ataları sayılan o çocuklarla zalim Asur Kralını öldürmüştü...
Lakin ne acı ki Kürtler; hala anlamıyorlar kim bugünün Asur Kralı... Kim her gün onların çocuklarının beyinlerini hücresinde afiyetle yiyor...
Kahroluyorum, Kürt arkadaşlarımı görünce, dayanamıyorum...
Hala nasıl ondan ve uzantılarından yana tavır koyuyorlar, hem de her bahar; bu senin ırkından çocuklar...
Musa Anter ne derdi bilmem, yukardan seyirde nasıl değişti fikirleri kestiremem?!.
Lakin benimki belli!..
Yazık!..
Hala ayrı baharlarımız...