"TAKİP ETTİĞİM PROGRAMLAR"
Bugünlerde farklı kanallarda farklı neler yapılıyor arayışındayım, izlediğim programlar arasında çok alışageldiğimiz, ’Geniş Aile’de olduğu gibi‘Almanya’dan abim geldi tarzında bir baltaya sap olamamış uçuk karakterin başını çektiği ki bunun yüzlerce örneğini izledik yakın zamanda mesela, Eşref Saatinde bu konunun aynısı işlenmemiş miydi? ’, ‘Doğduğu yere geri dönüp var olan düzeni bozmaya çalışan Kasabalılar…Bu Kasaba, Asi’nin kopyası mı devamı mı demekten kendimi alamadığım’, ‘İsmi değişik olunca konusu esnaf mahalinde geçiyordur diye bir hayale kapıldığım, zorla evlendirilmeye çalıştığı için evinden kaçan kızın öyküsünü, ‘Melekler Korusun ve Es Es’te baygınlık noktasına gelinceye kadar izlediğim halde “Kapalı Çarşı”da tekrar karşımda bulduğum, ‘Hadi konusu taklit de ismi bari biraz güncel olsaydı diye dövündüğüm “Dudaktan Kalbe=Bu Kalp Seni Unutur mu?”, Ya tam kendi dizimi buldum dediğim anda geçmişten bir çocuk peydalamış olan insanların hikayelerini tekrar gözümüzün önüne seren “Canım Ailem”in, Memoli’nin ekibini tutup getiren ve sonra da uyduruk polisiye hikayelerin kahramanı olduğunu sanan Arka Sokaklar’ın, Romanların canına okuyarak, yazarının kemiklerini toprağının yüzüne çıkartan Yaprak Dökümü ve Aşk-ı Memnu’nun müdavimlerinden değilim.
Çok da mutluyum dizilerin hiç birini izlemiyor olmaktan. Çünkü onların replikleri zaten benim dilimde, ağızlarından çıkacak kelimeleri her seferinde bilmekten sıkıldım.
E peki ben Televizyondan;" hadi bana diğer cevherlerini göster" dediğimde nasıl bir yanıt alıyorum?....Kumanda kendi kendine havalanıyor ve TEMA Vakfı Kurucusu ve Onursal Başkanı Hayrettin Karaca ve Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ın 15 günde bir ekrana gelen "Giderayak" programı açılıyor. Sohbetlerinin sarmaması elde değil, konuya çok ideolojik yaklaştıkları zamanda bile yaşlılıklarının sevimliliği ve birbirlerine karşı naif üslupları en önemlisi de birbirine aşık iki insanmış gibi tatlı atışmalarını izlenmeye değer buluyorum
Bir de Mehtap Tv’de çok zekice düşünülüp hazırlanmış bir programa kitleniyorum, Yapımcılığını Cem Güler’in ve sunuculuğunu Habibe Yıldız’ın üstlendiği, ‘Radyo Günleri’ programı. Burada radyocuları daha yakından tanımamız sağlanıyor, o kadar hareketli ki, program künyesini bile izlerken zevk aldığım ilk program diyebilirim. Bir kere içeriği çok heyecan verici, radyocuların dinamiği ve background’u televizyonculardan daha etkileyici çünkü onlar görüntüleriyle değil zekalarıyla para kazanıyorlar. Yalnız bir sıkıntı var, Türkiye’deki sayılı radyo ve radyoculardan sonra program konuğu bulmakta zorlanıp programa son vermezler umarım.
Bir de müthiş oyunculuk özelliği ile öne çıkan Kamera Şakacısı duayeni olmaya aday, ismi gibi kahkahalarla yıkıp geçiren Gökhan Yıkılkan. Programı ilginç kılan, başta makul daha sonra yapılması imkânsız isteklerde bulunması ve cevap verilen her istek karşısında ödülün katlanması değil, hep kapkaçların yani parayı alıp kaçanın resmini gördüğümüz gerçek ve mizahi dünyamızda parayı verip kaçıyor olmasının güzelliği. Ve bu kaçışta öyle bir anlam yatıyor ki bana göre, yaptığımız iyiliğin nasıl reaksiyon bulduğuna bile bakmadan, iyiliğe uğrayan insanın mahcubiyetini yada gururu vesile ise reddetmesi ihtimalini hesaba katılarak yapılan çok ince bir hareket. Parayı alan insanın şaşkınlığını görmek benim için banko anı. Çünkü bazısı Gökhan’ın peşinden gitmek isterken, bazısı parayı cebine atıp ortalıktan kaybolma yolunu seçiyor. Bu tabi sahici hayatında nasıl bir tahribata yol açar görüntünün yayınlanmasına olan rızasıyla kesinlik kazanıyor. Yalnız Gökhan’ın her role istisnasız girebilmesi ve kimliğini ’makyajsız’ kamufle etmesi gerçekten takdire şayan.
Tebriklerim önce iki tatlı, ihtiyar heyetine, sonra taklit marka bir program yapıyor olmasının gururunu taşıması gereken Habibe’ye, sonra ise kamera şakası olmayacak kadar gerçek yeteneğiyle Gökhan’a….
Not: "Bir sonraki yazımda anahaber ve tartışma programları üzerinde duracağım"