Son Haberler
28.05.2012 Pazartesi 22:03
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

Hayat, kendi kanaviçesini minicik ipliklerle dokuyor
Ölüm beni yakalayıp hayatın dışına çekmiş gibi. Temmuz geldi. Dağlar sıcaktan yanıyor.Çocuklar birbirlerini öldürüyorlar. Bir üsteğmen vurulmuş, bir çavuş, üç korucu, on iki PKK’lı. Kızgın güneşin altında kurşunu yiyen çocuklar, göğüslerinde kan lekeleri. Terleri kanlarıyla birlikte kuruyor vurulduktan sonra. 02.07.2010 23:14

Ahmet Altan / Taraf

Hastalanmak

İşçiler, ince demirlerden yapılmış inşaat iskeletinin çapraz kollarına basarak inip çıkıyorlar, başlarında baret, bellerinde emniyet kemeri yok, hem duvarları sıvıyorlar, hem kendi aralarında konuşuyorlar.

Arada bir, aşağıya “Apé Musa” diye bağırıp bir şeyler istiyorlar, Musa Amca bocurgatın ucundaki çengele bazen bir kova, bazen bir levha bağlayıp çekmeleri için yukarıya sesleniyor.

Ara verdiklerinde çimlere oturup çay içiyorlar.

Apé Musa, bana “amca” diyor.

Amcanın amcasıyım.

Bahçedeki tatsız armutlar etlenmeye başlamış.

Nar çiçekleri usulca büyüyor.

İri manolya ağaçlarının çiçekleri kararıyor.

Apartmanın kapıcısı, yan binadaki meslektaşıyla şakalaşıyor.

Küçük bir kamyonette taze patates satan bir adam geçiyor, arka taraftaki patates çuvallarının arasında oğlu ciddi bir yüzle oturuyor.

Sokağın başındaki hırdavatçı mobilyacıyla tavla oynuyor, terzi kadınlar cılız bir ağacın altına koydukları küçük masanın başında sohbet ediyorlar.

Hayat, kendi kanaviçesini minicik ipliklerle dokuyor, insanlar, ağaçlar, çiçekler kımıldanıp duruyor.

Her şey hatta hayatın kendisi bile bana anlamsız geliyor.

Kendimi “savaş durmalı, savaş durmalı” diye düşünürken yakalıyorum.

Sanki başka hiçbir şeyden konuşmamalı, başka hiçbir konuda yazmamalı, başka hiçbir şey düşünmemeliyim.

Ölüm beni yakalayıp hayatın dışına çekmiş gibi.

Temmuz geldi.

Dağlar sıcaktan yanıyor.

Çocuklar birbirlerini öldürüyorlar.

Bir üsteğmen vurulmuş, bir çavuş, üç korucu, on iki PKK’lı.

Vurulan her çocuktan kendini sorumlu tutmak, sürekli olarak “durun” diye bağırmak istemek, bir “hastalık” hali olmalı.

“Hastalanıyorum galiba” diye düşünüyorum.

Kızgın güneşin altında kurşunu yiyen çocuklar, göğüslerinde kan lekeleri.

Terleri kanlarıyla birlikte kuruyor vurulduktan sonra.

Ben manolya ağaçlarını severim, nar çiçeklerini, çay içen işçilerle ahbaplık etmeyi, terzi kadınlara takılmayı severim.

Hiçbir şeyin tadını çıkaramaz oldum.

Bu hale nasıl geldim bilmiyorum.

Kadınlar açık ayakkabılar giyiyor, pembe topukları, ojeli parmakları gözüküyor, adım attıkça bol ve kısa eteklerinin altından diz kapaklarının arkasındaki kıvrımlar beliriyor.

Her adım attıklarında incecik bluzlarının, eteklerinin altında bir rüzgâr dolaşıyor.

Sahilde çocuklar yüzüyor.

Uzakta yelkenliler.

Öğleden sonraları zevk dolu gizli günahlara batan kadınlar dolaşıyor şehrin sokaklarında.

Kendilerini bekleyenlerle buluşacakları günahkâr apartmanların serin ve gölgeli antrelerine girdiklerinde solukları hızlanıyor.

Amerika’da bir Rus casus örgütü yakalanmış, aralarından en kızıl saçlısı İstanbul’a da gelmiş, kimbilir kimlerle buluştu, neler yaptı, neler konuştu.

Maceraları, biraz Le Carre’nin anlattıklarına, biraz da Graham Greene’in Havana’daki Adamımız’a benziyor, acemilikleri, aldırmazlıkları, açgözlülükleri, korkuları gazete sayfalarına yansıyor.

Bir casus haberinden ziyade bir romanı andırıyor maceraları.

Magazin sayfalarında genç bir çiftin ayrıldıktan sonra birbirleri hakkında anlattıkları var, “aşk nedir” tartışmaları sürüyor onların anlatımları üzerinden.

Bir kadın niye aldatır, aldatıldığını öğrenen erkek, bu gerçeği öğrendiği ilk anda neler hisseder?

Aldatmanın o karmakarışık duyguları, heyecan, korku, aldatılana duyulan öfke ve şefkat, gizli bir pişmanlığın gölgesi, yeni hayallerin saklanılmaya çalışılan bir gülümsemeyle bastırılması, “eski eşe” duyulan yabancılık, yenisine duyulan istek ve kızgınlık.

Hayat birbirine benzemez binlerce görüntüyle çoğalıp duruyor, her veçhesinde bir başka duygu kımıldıyor.

Severim ben hayatı, her mırıltısını, her kıpırtısını, her heyecanını, her zevkini severim, hayata dokunmayı, hayatı anlamayı severim.

Ama hayatla aramda bir kopukluk, ölü çocuklarla dolu bir mesafe var.

“Savaş durmalı, savaş durmalı” diye düşünürken yakalıyorum kendimi, hiç durmadan “durun” diye bağırmak istiyorum.

Bunun çaresiz bir çaba olduğunu, sesimin hiçbir yere, hiçbir kimseye ulaşmayacağını biliyorum.

Bu bir hastalık olmalı.

İyileşmek istiyor ve iyileşme ihtimalinden bile derin bir utanç duyuyorum.

YORUMLARINIZ
Zeyn Akoy - 07.07.2010 12:54
Kimin Cerkes,kimin KÜRT,YÖRÜK,ZAZA,LÄZ Oldugu degildir önemli olan.
Önemli olan kimin cabuk aldatildigi,terörere kanunsuzluga adalete.güvenlik güclerine silah kulanmaya ikna edile bilecek cahillikte olanlardir.
TC Hukuk Devleti Türkmen,Yöruk Cerkez Abaza,Kürt,pomak Zaza VS kökenlerin bir araya gelerek kurulan yüce bir milletir.
Bizi parlayip zayif düsürmek iteyenlerin sözlrine kanip ordumuza milletimize karsi siläh kulanan iki capulcuyu savunanlar varsa,bunlarda satilmislardir,vatan hainleridir.iki üc capulcuya boyun egecek bir devlet yoktur görünen yerde.Kimse iki üc sehit verildi diye ac köpegin kemige baktigi gibi bakip hayaller kurarak yazmasin.Ne de olsa hayal ahaldir.Yüce Türkmilleti boyun egip bu hayaller gerceklesmez..
kürdüm ve türküm - 07.07.2010 09:31
evet durmalı; 1 üsteğmen 1 çavuş 3 korucu vurulmuş niçin ? vatanını korumak için 12 pkk lı vurulmuş niçin ? inan onlarda bilmiyor neye hizmet ettiklerini.vatan için ölen şehit olur peki kendi vatanını satan ?
hidayet akinci - 03.07.2010 04:16
bende
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1