Hayatın Deklanşörleri...
Birçok kesişme noktası bulabilirsiniz; bazı insan icatları ve o icatlara hükmeden insanların hayata bıraktıkları yaşam, ömür gerçeklikleri arasında...
Öyle örtüşmeler çıkar ki karşınıza; düşününce sanırsınız ki icatlar yapılırken en çok maneviyatını, ruhunu, görünmezlerini, bilinmezlerini, anlatılmazlarını gözönünde bulundurmuş insanoğlu...
Onlardan biri de “deklanşör” denilen kanımca...
Ve sanki; kalp gözü, ruh düşümü ifadelerinin maddesel hali, bu denilen...
Fotoğraf yahut film çekmek için basılan düğmedir deklanşör; istediğin gibi özgürce, doğru ya da yanlış açıyla, iyi veya kötü duruşla ama istediğin gibi özgürce...
İnsan ruhunun; söze, tavıra bürünmüş silüetleri gibi...
Deklanşöre basıldığında, ışık düzengeci (diyaframı) açılarak, filmin ışıklanması sağlanmış olur; tam aydınlık yahut gölgeli belki karanlığa yakın...
Sadece fotoğrafı çekmek için gerekli ışıktır bu, aydınlık derecesine karar vermez...
Tıpkı; insanın içinden başka şeyler geçerken, evet ya da hayır dediği onlarcası gibi...
Bir şey der, yani deklanşöre basar ve herkes dediğini bilir, çektiğini görür; ama yüreğinde, aklında nasıl konumlandırdığını meseleleri - tam aydınlık yahut gölgeli belki karanlığa yakın - yalnız kendi bilir...
Her deklanşörün görünüşü, büyüklüğü ve yapısı aynı değildir... Kullanılan araca bağlı olarak farklı olabilir... Bazıları yumuşak baskılı, bazıları sert basımlıdır...
Milyonlarca insanın bakış açısı, yorum farkı, dünyeviyet ve uhreviyet ayırımı dediğimiz şey işte tam da bu...
Hele benim canım memleketimde...
İyi bir deklanşörün, fotoğraf çekerken sarsılmaya neden olmayacak kadar rahat olması gerekir...
Manzara-i umumiye ne olursa olsun; tarafsızlığını koruyan, ruhu, kalbi, aklı esaret altında olmayan, herkesi dinleyen, sarsılmadan dimdik ayakta duran ve olan biteni baskılara boyun eğmeden olduğu gibi resimleyen insanoğlu gibi...
Ve işte insanlarla, deklanşörler arasındaki en kahreden benzerlik...
Ehil olmayan insanlar deklanşörler gibidir, olayların netlik ayarlarını otomatik yaparlar...
Heyhat!.. Canım memleketimde o kadar çok var ki!..
Lakin yine de tarafım; “basılmayan, işlevsiz deklanşör olmaz, olmamalı”, cümlemde...
Hepimiz, herkes - bazen melek bazen şeytan olsakda -, şartlar ne olursa olsun deklanşörlere basmaya devam etmeliyiz...
Bazen utanmanın verdiği öğütlerini anlamak, bazen haklı çıkmanın huzuruyla başı dik dolaşmak için...
Malum ki; doğru ve güzel tek bir fotoğraf karesi yok... Hiç olmadı...
Belki nice güzel fotoğraflar yakalayabiliriz umudu, bu yüzden hala yüksek içimde...
Ancak bir de acı saklarım, koca koca umutlarım altında...
Uzun yıllardır, zamanında doğru açıyla, uygun ışıkla deklanşöre basmadığımız için ıskaladığız nice güzel resimler; naftalinli zihin sandığımda hala depreşir durur...
Nihayet gördük ki ve bilmeliyiz ki;
Zaman ve tarih karar verecek, tüm fotoğraflarımızın güzelliğine...