Untitled DocumentGömleğinin üzerine taktığı askılarla, burnunun ucuna düşürdüğü gözlükleriyle
yıllardır ekrandan öğrenci ve velilerin sorularını yanıtlıyor, onlara yol
göstermeye çalışıyor... Cihat Şener’den bahsediyorum. Samimi dili, espirili
cevapları ve eğitim sistemine eleştirel bakışıyla Şener, üniversite ve liselere
giriş sınavlarına hazırlanan gençlerin, ailelerin kulak verdiği önemli
isimlerden. Şener bu kez Hayatımız Sınav adlı kitabıyla kafalardaki soru
işaretlerini gideriyor.
Notos Kitap’tan çıkan Hayatımız
Sınav, 34 yıllık eğitimci Cihat Şener’in on dört yıldır televizyonda
sürdürdüğü eğitim ve gençlik programıyla aynı ismi taşıyor. Kitap, hayat içinde
merkezde olmamasına karşın öyleymiş gibi davranılan ÖSS ve liselere giriş
sınavlarına odaklanmıyor. Cihat Şener, en baştan başlıyor mevzuya. Nasıl mı?
Aile içinde, toplum içinde verdiğimiz sınavlardan da bahsediyor. Şener pek çok
eğitimci gibi öğüt de vermiyor. Gençlere öğüt vermek yerine yol gösteriyor, anne
babalara da öğretmekten önce anlamayı öneriyor. Özellikle sınavlar hakkında
anlatılanlar yıllardır abartılan klişe bilgilere hiç benzemiyor. Şener, ne sınav
öncesi diyetler ne yoga, meditasyon ne de standart çalışma yöntemleri öneriyor
gençlere. Hatta bütün bunları saçma buluyor diyebiliriz. Günde beş saat ders
çalış, 200 soru çöz gibi formüllere karşı ‘önemli olan nicelik değil niteliktir’
diyor.
Sınavların abartıldığını da düşünüyor. Bu durumda da birtakım aktörler
diye nitelediği bazı dershanelerin, öğretmenlerin ve medyanın payı olduğunu
söylüyor. Şener’e göre işi olduğundan önemli hale getirip kendine yontan
dershaneler, rekabet eden öğretmenler arasında çocuklar kurban oluyor. Bu
süreçte çocukların test, dershane, öğretmen, sınav kaosunun içinde ruhen
yaralandığını anlatan Şener bunun çaresini ise şöyle açıklıyor: “Çaresi
sınavlara girmemek değil, kurulmuş gerilim senaryolarının dışına çıkıp sınavlara
aklı başında ve dengeli biçimde hazırlayıp sokmaktadır.”
Öğretmenler jandarmalık gibi
Hayatımız Sınav, yeri geldiğinde eğitim
sistemini de sert bir dille eleştiriyor. Eleştiriler çok da haklı noktalarda
odaklanıyor. Şener, Türkiye’de ‘hiçbir şey olamadı bari öğretmen olsun’
mantığından kaynaklı nitelikli öğretmen eksikliğinin altını çiziyor.
Türkiye’deki okulların da kötüde eşitlendiğini anlatıyor. Hiç de haksız
olmadığını ise bir yakıştırma gösteriyor: “Okullar çocukların topluca
oyalandıkları yerler haline geldi. Öğretmenler ise bu topluluklara jandarmalık
yapabiliyor.”
Başarı kavramının anlatıldığı bölüm ise, kulağa küpe olacak
cinsten. Şener, başarının okul başarısından ibaret olduğunu sananlar ve
başarısızlığı suç gibi algılayan velilere önemli sorular yöneltiyor.
Başarısızlığın arkasında nedenin iyi irdelenmesi gerektiğini dile getiren Şener,
başarının göreli olduğuna dikkat çekiyor: “Öğrencinin okulundaki derslerinde
başarısız, ama sokakta duvara çizdiği graffitide çok başarılı olması pekâlâ
mümkündür. Okulundaki derslerinde başarısız olan bir öğrenci bir müzik grubunda
davul çalmakta çok başarılı olabilir. Yani herkesin standart eğitimde başarılı
olmasını bekleyemeyiz.
Akıcı üslubuyla bir çırpıda okunan Hayatımız Sınav’da,
okuyucuya tebessüm ettirecek örnekler de var. Şener kimi zaman ailelerin sınava
yaklaşımını, kimi zaman yanlış tercih yaptığını sonradan fark eden bir gencin
durumunu başından geçen örneklerle anlatıyor. Sonuç olarak kitap sadece
sınavlara ve sınava hazırlığa odaklanmıyor. Hayattaki beklentilerden tutun,
başarının ve mutluluğun ölçütüne, anne baba olmanın sorumluluğuna, ilköğretim
yıllarında, ergenlik döneminde çocukla iletişime, sınav dönemlerinde velilerin
nasıl etkilendiğine, meslek seçimi ve üniversite yaşamına kadar pek çok konuda
Şener deneyimlerini paylaşıyor. Tüm ailelerin aklındaki sorulara, kaygılara
yanıtlar vermeye çalışan kitap, yeri geldiğinde de anne babaların, eğitim
sisteminin eksikleri ve yanlışlarını da tüm çıplaklığıyla aktarmayı başarıyor.
ÖSS ve SBS’lerin geride kaldığı tercih dönemine girildiği şu sıralarda farklı
bir eğitimcinin anlattıklarına kulak kabartmak yararlı olabilir.
HAYATIMIZ
SINAV
Cihat Şener
Notos Kitap
2009
175 sayfa
13 TL.
Ergen çocuğumu anlayamıyorum...
Ergen çocuğunuzu anlayamıyorsanız,
çocuğunuz da sizi anlayamıyordur. (...) Bu durumda hastalık ve bir bozukluk yok,
her şey doğaldır. Ergenlik doğanın zorunlu bir süreci. O kadar ki, ilkel
toplumlarda törenlerle anılan ya da yaşatılan bir süreç. Bu hem erkek, hem de
kız çocukları için böyle. Yani insanlığın tarihi kadar eski bir bilgi bu.
Ergenin fiziksel olarak yaşadığı değişimden psikolojik olarak da etkilenmesi çok
normal; bir hormanlar denizi, hormon çoğalma süreci bu. Bu arada ergenin oturup
ince ince, ayrıntılı düşünme olanağı yok. Anlamaya çalışmak gibi bir sorunu da
yok, çünkü uğraştığı o kadar çok sorun var ki. Bunu bir hastalık olarak görmek
de yanlış; geçici bir durumdur ergenlik. Bu dönemi istediğimiz gibi çözmek
mümkün mü; çok çor, bu yaşanacak.
Ergenlerde bu değişim utanılacak bir şeymiş
gibi içne dönük yaşanarak atlatılıyor. Bu, belki de en tehlikeli olanı. Dışa
vurulmuş, yani aile içinde ergenliği geçirmiş büyüklerle konuşularak aşılması,
en sağlıklı ve en doğru olanıdır.
Bu kadar yoğun bir fırtınada en belirgin
şey derslerdeki bozukluklardır. Okul süreci sekteye uğramaya başlar. Sanki
hiçbir şey bilmiyormuş gibi, niçin bu böyle oldu, niçin dersler zayıf, niçin bu
kadar çok kırık getirdin, demek, durumdan habersizmiş gibi yapmak demektir ki,
çok tehlikelidir.
Çocuk da, ben ne yapabilirim bu hormon yoğunluğu içinde
derse, verecek yanıtınız yok.
Peki nasıl geçilir bu süreç? Anne babanın
çocukla olabildiğince yakınlaşmasıyla, bir tür oyalama taktikleriyle. “Anlamak”
dediğimzi şey de budur. Yani babaların oğullarıyla daha sık birlikte olması,
maça gitmesi, kırlara çıkmasıyla; annelerin kızlarıyla mutfakta, salonda, evde,
işte, sinemada, gezmede beraber olmasıyla, yani çocuğun kendi başına
bırakmamakla aşılabilir diye düşünüyorum.
Gençlerin mesleklerini kim seçmeli?
(...) Gençler nasıl meslek seçer,
nasıl seçmelidir? İlkin, bu konuda gençlerin özgür olmadığı açıktır. Yani hiçbir
genç, ben şunun istiyorum, şunu seçeceğim, diyemiyor, hiçbir gence bu
dedirtilmiyor. Bu kötü mü? Hayır bunun da yarları var. bu senin hayatındır,
istediğini seç, demek bana çok doğru gelmiyor. Çünkü genç insanların hayata
ilişkin deneyimleri yeterli değil. Deneyim, bilgi ve araştırma yeterli
olmayınca, bir genç insana seçme özgürlüğü vermek onu rehbersiz bırakmak da
olabilir. Biz eğitimcilere, anne babaya burada düşen bir görev var. Otoriter,
yönetici, yönlendirici olmadan, seçenek sunarak, eğer şunu seçersen şu olur,
bunu seçersen bu olur, gibi, yaşamsal deneyimden edindiğimiz ipuçlarını onlara
aktarmak gerekiyor. (...) Gençleri özgür bırakabilmek için onların bu konuda
birikimleri olmalı. Ancak böyle bir birikmleri yok. Okulda bu konuda bir ders
yok, açıklama yok, okulların rehberlik servisleri yeterli değil. Dershaneler
zaten sınava endeksli olduğu için, orada da çözülemiyor bu soru.
Peki öğrenci
meslek seçimine neyle, nasıl yönleniyor? Hiçbir şeyle. Bir tek kulaktan dolma
bilgiler ve ayağı yere basmayan duyumlar kalıyor geriye. Annesi ona beyaz önlük
çok yakışıyor dediği için doktor olmayı seçmek ya da üniforma çok hoş olur diye
Kara Harp Okulu’na gitmek ya da kız arkadaş peyzaj mimarlığını seçince onunla
birlikte olmak için peyzajın ne olduğunu bile bilmeden peyzaj mimarlığını seçmek
gibi bir durum. (...) Bütün söylediklerimi toparlamak gerekirse, genç insanı
meslek seçiminde ne kendi başına bırakacağız ne de baskın rol oynayacağız.
Kitapla
İlgili Teknik Bilgi Ve Sipariş Şartları İçin Bu Linki Kullanabilirisiniz
