Aslında o bize çok uzak gözükse de evimizin sakinlerinden... Birçoğumuz eminim ki, ailemizden önce kahvaltımızı yaparken, çayımızı yudumlarken ona "günaydın" demişizdir. Güne onunla başlamışızdır. Kimden mi bahsediyorum ? Tabiki Mesut Yar'dan. İstanbul Üniversitesi Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi bölümü mezunu olan Yar, Türkiye'nin hemen tüm televizyonlarında çalışmış ve kariyerinin en üst basamağını televizyon kanallarının yönetiminde elde etmiş başarılı bir kişilik. Şuana kadar sekiz kitabı bulunan Yar'la, televizyonculuğundan, yazılarından, kendisinden, yönetici vasfından, sabah programlarındaki eleştirel kimliğinden doyasıya konuşma fırsatı bulduk. Bugünlerde çok bunaldığımız siyasetin iç karartıcı gündeminden, her zaman ki Mesut Yar'ın o ince üslubuyla bir nebze olsun huzur dolu bir nefes alacağımız o eğlenceli söyleşi karşınızda;
Kişisel sitenizde, şöyle bir cümle sarfetmişsiniz: "Kurtuluş'ta yürürken biri boynuma sarılabilir, Feriköy'de yürürken de biri yumruk atabilir, ya da otobüste ayağıma basabilir. Ben sahici bir adamım. " Sahici olmanızla birlikte, üzerinize etki eden bu pozitif ve negatif enerjiler nereden gelmektedir, bir tarafta yoğun bir sevgi varken, bir tarafta size karşı olan büyük nefreti insanlara, sizce nasıl empoze etmiş olabilirsiniz, "sahici" olmanızın bundaki payı nedir?
- Kendine ben sahiciyim diye gömlek diken bir adam değilim. Dolayısıyla benim resmi internet sitem gibi görünen o sitede ne söylendiyse üstüme kaldı biraz. Benim sahicilik anlayışım bizzat hayatın sokaklarında yaşamaktan kaynaklanıyor. Steril hücrelerden yada gölgeli localardan değil, kuyruklarından, isyanlarından, pencereden pencereye kurulan diyaloglarından bakıyorum ben bu ülkenin gerçeklerine. Dolayısıyla birileri marifetiyle değil, bizzat söz sahibinin ağzından çıkan meselelerle uğraşıyorum. Evet, bunu gülerek/ güldürerek yapıyorum. Hiciv bir tavırdır. Halkı ve haklıyı güldürür ama muhatabını / yalakalarını rahatsız eder hep. Dolayısıyla yapanın kellesini alan tek sanattır. Kellem teşbihte de olsa sıkça vurulduğu için ben şerbetliyim nefrete. Sevgiye gelince o işte yaşatıyor beni. Kahkaha yada alkış; en organik besinidir üretenin…
Sabah programlarınızda hükümetin yaptırımlarını ve politikalarını mizahi bir dille eleştirmenizden dolayı, size "AKP karşıtı" dendiğini biliyorum... Gerçekten AKP'ye karşıt mısınız, bu konu üzerine nasıl tepkiler aldınız, kısacası bize; sabah programlarındaki Mesut Yar kimliğini anlatır mısınız?
- Sabah programındaki Mesut Yar kimliği, şimdi sıklıkla taklitlerini gördüğünüz bir kimliktir. Bir ekol olmuş ve kendinden sonraki kuşaklara ekmek alanı yaratmıştır. Bugün kimi izlesem kendimi izlemiş gibi oluyorum o saatlerde. Ama maalesef genç kuşak risk almayı çok sevmiyor. Bu yüzden de ufak hacimli bir mecrada “sevimli çocuklar” olarak kalacak çoğu. Mesele o da değil. Benim hiçbir siyasi partiye yada örgüte karşı olmam gibi bir şey söz konusu değil. Benim “yutturulmak istenen balonların sözcülüğünü yapan her kim varsa onunladır davam. Dolayısıyla her siyasi görüşe aynı mesafeden sallarım kelimeden oklarımı. Ama nedense ve gelenek olarak iktidar olanlar rahatsız olur bundan. Benim anlamadığım şu; müthiş bir güce sahipken kendilerini sürekli mağdur gösteren, bunu yaparken de hiç beis duymayan siyasal erke inanıp tribün oluşturan kalabalıkların sözcülüğünü kim yapacak? Bir gün gerçekten mağdur duruma düştüklerinde nasıl bir serzeniş metnine sarılacak bu sistemin dişlileri? Mesut Yar bir gün ve yüksek olasılıkla yere düşecek tüm mağdurlar için lazım. O yüzden taşlamak yerine pamuklara sarmaları gerekiyor bu adamı. Erkler unutuluyor, ama onları doğru telaffuzla aktaranlar tarihte hep yer buluyor kendine. Altın varaklı harflerle olmasa da buluyor…
"Her üç evden ikisi Aşk-ı Memnu izledi!" başlıklı yazınızdan çıkaracağım üzere, Türkiye nasıl bir ülke, üç evin ikisinin bir diziye bağlanmış olmasını nasıl açıklıyorsunuz, buradan yola çıkarak gelişmişlik ve gelişmemişlik olarak Türkiye'yi ve Türk halkını nasıl yorumlarsınız?
- Türk halkını küçümsemek ve bu anlamda seçkinci laflar etmek gibi bir yetkiyi kimseden almadım, verseler de almam. Belli ki bu ülkede işler biraz eksen kaydırarak yürüyor. Mevcut gerçeklerle baş edemeyenler bir hayal kozasını içine girerek yaşamayı tercih ediyorlar. Bu psikolojik bir savunma mekanizmasıdır. Zor şartların sarmaladığı insan kendi içine döner ve en az acı çekeceği bir dünya yaratır içinde. Orada yaşamaya başlar. Aşk-ı Memnu izlemek işte biraz da o dünyanın ürettiği bir iç savunma halidir. Maddi kalibresi çok yüksek olduğu için zor ulaşılacak bir konfor, ama ulaşılınca da çekip gidecek ahlaki değerler. Gerçek bir çatışma bu. Ama manyetik alan yaratıyor her insanda. Ve çekiyor kendi dünyasına insanı. Bunun ayıbını Türk insanında değil, onu kendi kozasına gömenlerde aramak gerekiyor…
Survivor'un galibini köşenizde açıkladıktan sonra, Acun Medya tarafından bir yalanlama metni yayınlandı. Siz Survivor'un bittiğini ve kimin kazandığını nasıl öğrendiniz, Acun Medya yalanladıktan sonra Acun Ilıcalı ile hiç konuşma fırsatı buldunuz mu, özet olarak; bize bu hadiseyi anlatır mısınız?
- Türkiyede yazıyı aklıyla değil, duygularıyla okuyan büyük bir kitle var. Bu yüzden yazının neyi anlattığına değil, ne anlatmaya çalıştığına odaklanıyor herkes. Benim yazımda kullandığım tespit çok net. Bütün bir sanal dünya yarışmanın sonuçlanıp galibinin de belli olduğunu söylüyordu. İsim verenler, puan verenler filan. Bunu sadece bu çıplaklığıyla aktarmak bile habercilik zorunluluğudur. Ben Survivor’u zevkle izleyen biri olarak yaratılmış heyecanın azalmasını istemediğim için bir uyarı olarak düştüm o notu. Ama sonucu açıklayan adam oldum. Böyle olunca çok güldüm elbette. Acun Ilıcalı hukukumuzun olduğu bir televizyoncu. Ama benim hukukumun olması insanları eleştirmeyeceğim anlamına gelmez. Herkesi övmek için köşe tutan ve eleştirmen adıyla kendine farklı sektör yaratan bir sürü adam var ortada. Onlardan olmamı, köşe rantçısı olarak anılmamı beklemesin kimse. Ahlak dersi vermeye kalkanlar önce aynada gördükleri suretin suratına tükürecek kadar samimi olmak zorundalar. Acun hiç aramadı beni. Aramasını da bekleyerek çıkmadı o yazı. O işini yapıyor, ben işimi. Ve işini yapmak kimseyi küçültmüyor…
Türk dizilerini takip eden ve onları sıradan bir izleyici yerine mesleğiniz gereği eleştirel boyutta seyreden bir kişisiniz... Türk dizilerine baktığınızda, dünya dizileriyle arasında bir fark olduğuna inanıyor musunuz, Türk sinemacılığı ve Türk diziciliği sizce dünyayla yarışır halde mi, Türk dizileriyle yabancı diziler arasında çok fark varmış gibi yansıtanlar haklı mı, bu konuyu nasıl değerlendirebilirsiniz?
- İki milyar dolarlık bir reklam pastasının yarattığı bir endüstrinin kelime haliyle bile hafif olmasını kimse bekleyemez. Türk diziciliği hem kullandığı teknik hem de yeşelediği içerikler adına dünyada soup opera olarak bilinen serilerin çok üstünde bir yere oturdu. Belki işin fantezisi konusunda eksiklikler, senaryolaştırma konusunda yerli kalan bir hali var şimdilik. Ama bunun dışında şu “Bizim de artık bir Lost’umuz var” ezikliğini bırakmak lazım. Bu ülkede 16 yıldır aralıksız diziler izleniyor. Onlarla yaşanıyor, onlarla zaman geçiriliyor. Arz ve talebin kendisini kesintisiz olarak büyüttüğü tek sektör dizi sektörü. Dolayısıyla ölçeği artık ulusal değil, evrenseldir. Sinemaya gelince. Orada sadece bir izleyici olarak durmayı tercih ediyorum. İşi kritize etmek başka birikim sahiplerinin hakkıdır…
Son olarakta, Türkiye'nin televizyonculuk konusundaki en büyük eksikliğini ne olarak görüyorsunuz, bu eksikliğin giderilmesi için ne gibi çalışmalar yapılabilir, Türk televizyonculuğuna katkı olarak ne gibi çözüm önerileri sunabilirsiniz?
- Doğrusunu söylemek gerekirse biz el yordamıyla doğruyu bulan bir televizyonculuk yapıyoruz. Ve şu kadarı net ki, artık ortak doğrularımız var. Ha, nasıl ilerleyeceği hakkında elbette formüllerim var. Yöneticiliğini üstlendiğim bir kanalı 13. sıradan 4.'lüğe çıkardım iki ayda. Bu bir rekordu. İşten anlayanlar alkışladı, gerisi zaten ilgilenmedi bile. Dolayısıyla ben de nasıl şöyle oluruz / böyle oluruz gibi değerli fikirlerimi kendime saklıyorum artık. Bu fikirlerinden yararlanıldığı için dünya servet yapmış bir sürü yönetici var bu ülkede. Onlar anlatsın, onlar çünkü televizyonun kendisi de biraz…
Ekin Gün
HaberX