Hesap gününü bekleyenler
22 Temmuz seçim gününü, “hesap günü” olarak görüp buna hazırlananlar varmış… Hem de pek çokmuş…
Kimi bölgelerde “hesap günü”nü bekleyen vatandaşlarda ki “kararlılık”, son derece dikkat çekiciymiş…
Peki… Kim kimden ne için hesap soracakmış?
Düzce, Karabük, Kastamonu, Samsın hattında bir ulusal televizyon adına seçim gezisi ve yoklaması yapan bir grup, şöyle bir saptamada bulunmuş…
Hem de ilçe ilçe, köy köy ve kahve kahve gezerek yapmışlar bu saptamayı.
Geziye katılanların televizyonda ki söyleşisi sırasında öğreniyoruz durumu…
Araştırma yaptıkları hat üzerinde ki yerleşik halkın büyük bölümü - ki bu oran kimi yerlerde yüzde 60-70’lere varıyormuş- oyunu AKP’ye vermenin kararlılığı içersindeymiş…
Kararlılığın nedeni de şuymuş:
Ankara’nın elitleri, AKP’ye cumhurbaşkanını seçtirmedi:
Ordu muhtıra vererek baskı yaptı Cumhurbaşkanı seçilemedi, oysa Cumhurbaşkanlığı AKP’nin hakkıydı…
Halk bu şekilde düşünüyormuş…
Bundan ötürü de;
Kendini “aşağılanmış” ve “dışlanmış” hissediyormuş ve kendisinin ikinci sınıf vatandaş konumuna konulduğu yargısı içerisindeymiş…
Bu saptama doğru olabilir mi?
Doğrudur. Halk böyle düşünüyor olabilir…
İtirazımız yok…
Peki bu halk, neden başka parametreleri göz önünde bulundurmuyor?
Örneğin;
İşsizlikte,
Ekonomide,
Üretimde,
Yatırımda,
İç ve dış politikada,
İç ve dış borçlarda,
Eğitimde ve öbür parametrelerde ki, duruma bakmıyor da, salt Cumhurbaşkanlığı seçimine entegre olarak, sabit bir düşünceye takılıp kalarak, oy kullanmanın peşinde?
Bunun analizini yaşadığımız traji-komik bir olayla yapmaya çalışalım;
Kısa bir süre önce, ikamet ettiğimiz kentte şehir içi minibüsünde kent içi yolculuk yaparken, bir yandan da yanına oturmuş olduğumuz genç şoförle sohbet ediyoruz. Pek müşteri yok, belli ki şoförün canı sohbet istiyor:
“Abi geçen Pazar yakın bir köye gelin almaya gittik. Dönerken yolda öbür minibüslerle yarışa girdik.”
“Köy yolunda mı?”
“Evet ama yol bayağı iyiydi abi”
“Sonra ne oldu?”
“Abi bastım motora bastım motora, yolda motor epeyce kızdı ama sonunda kente ben birinci girdim. Ama bu arada motoru da yaktık tabi…”
“Birader olacak iş mi? İnsan böyle bir şey için hem de bile bile ekmek teknesi arabasının, motorunu yakmayı nasıl göze alır? Bunca önemli masrafa girdin yazık değil mi?
Yanıt unutmayacak denli dikkate değer ve tarihi!
“ Olsun abi, motoru yaktık ama kente ben birinci olarak girdim ya, sen ona bak!”
Sevgili okurlar;
Başkaca yoruma gerek yok sanırız…
Genç minibüs şoförü arkadaşımızın, “motor yakma” düşüncesi ve uygulamasıyla, Düzce, Karabük, Kastamonu Samsun hattında ki, “oy kararlılığında ki” sevgili vatandaşlarımızın düşünce ve tavrı arasında bir ayrım var mı?
Motor yansın ama “ benim düşündüğüm ve dediğim olsun.”
Oysa, duygulara dayalı kararlardan çok, akıl, mantık ve sağduyuya hakim verilen kararlar ve atılan adımlar, her zaman iyinin, güzelin oluşmasında yegane dayanak olmuştur…
Sevgili halkımızı, yol yakınken, ya da “motor yanmamışken(!)” seçim günü verecekleri kararlarda lütfen sağduyuya davet ediyoruz.
Vatandaşlarımız, hangi partiye oy verirlerse versinler ama duyularının esiri olarak değil de, akılcılığın yolunda giderek oylarını kullanmaları memleket için daha hayırlı olur düşüncesindeyiz…
BURHAN ÖZBEY
burhanozbey21@hotmail.com
burhanaozbey@yahoo.com