Ölümü üzerinde çok konuşuldu Defne’nin. Ben haberi aldığımda (bir önceki yazımda belirttiğim gibi) şaşırdım ve üzüntü duydum. Daha sonra bu ölümü kendisine malzeme olarak kullanan Oray Eğin’i eleştirdim. Taraf gazetesine tavrı daha önceden bilinen bu yazar yaşanan acı olayı kendi düellosu için kullanmıştı. Her şeyden önce insanlığa sığmazdı yazdıkları. Kanaatimi dillendireli çok olmamıştı ki Hıncal Uluç, Oray’ın yazısından daha çok konuşulacak bir yazı kaleme aldı. Herkesin değinmekten kaçındığı bir konuyu köşesine taşıdı. Birçok vatandaşın da dedikodusunu döndürdüğü şeylerdi dile getirdikleri.
Bir önceki yazıma yapılan yorumları gördüğümde konu ile ilgili bütün yazıları özenle okudum. Ve halkın yazılara yaptıkları yorumları inceledim. Gördüm ki Hıncal’a hak verenlerin sayısı hiçte az değil. Bir grup özellikle eleştirisini bu durum üzerine yapmış zaten. “Böyle hayatları örnek olarak sunmayın gençlerimize” diyenler var mesela. Defne’ye Allahtan rahmet dilemek gençlere bu hayatı özendirmek değildir ki. Ve ayrıca kimse ama hiç kimse Hıncal Uluç yazana kadar Defne’nin özel hayatı ile ilgili detaya girmemiş ki. Bu hayatı savunmamış ki. “İsminin yarısı gavur ismi olan birini savunmayın” diye yorum yapan birini de gördüm. Mısır’da Hıristiyanlar ve Müslümanlar omuz omuza devrim yaparken ve yeni rejim için Türkiye modeli konuşulurken bizde hala bu kadar dar bakan insanlar var mı?
Gavur ismi! Bu tabiri kullananları gördüğümüz zaman ülkemiz de cahilliğin fazlaca olduğunu hatırlayalım. İnsanları fişlemenin vatandaşta alışkanlık haline geldiğini görelim. O Gavur! Öbürü Çingene! Şu Kürt! Bu Dinsiz! Beriki İmansız!...
Defne’nin hayatını eleştirenlere sormak lazım en son ne zaman günah işlediklerini… Ya da işlemeyeceklerinden nasıl bu kadar emin olabildiklerini. Haber7 yazarlarından Senai Demirci bu konu ile ilgili çok güzel bir yazı kaleme almış. Benim de düşüncelerimi birebir yansıttığı için küçük bir alıntı yapmak istiyorum o yazıdan.
“Dindarların –iyi bilmeleri gerek ki-birilerini cehenneme birilerini cennete yerleştirme gibi bir yetkileri ve görevleri yok. Dindarların duaları dindar olmayanlardan daha çok dinlenir değil. İnanan bir insan, çok iyi bilmeli ve unutmamalı ki, cami cemaati cenneti garantilemiştir de, pub cemaati cehennemin dibinde değildir. Kimin ne olacağını yalnızca Allah bilir. Hesap defterimizi açma yetkisi Rabbimize aittir. Camii müdavimi bir gün sapıtabilir; meyhane düşkünü gün gelir, tövbe eder, Rabbine dönebilir.”
(…)
“Günahkârın günahının lafını etmek, günahkârın günahından daha ağır bir günahtır. Çünkü hiç kimse sınanmadığı günahın masumu değildir. Sınanınca kaybedenleri, şimdilik sınanmadığı için kaybetmeyenler kınamaya kalkarsa, sadece komik olurlar, acınası hale düşerler. Sınansaydılar kaybedeceklerdi. Belki de sınanacaklar ve kaybedecekler. Bu yüzden, kimse kimseyi günahından ötürü kınama hakkına sahip değildir. Günahkârın günahının lafını etmek, günahkârın günahından daha ağır bir günahtır. Çünkü hiç kimse sınanmadığı günahın masumu değildir. Sınanınca kaybedenleri, şimdilik sınanmadığı için kaybetmeyenler kınamaya kalkarsa, sadece komik olurlar, acınası hale düşerler. Sınansaydılar kaybedeceklerdi. Belki de sınanacaklar ve kaybedecekler. Bu yüzden, kimse kimseyi günahından ötürü kınama hakkına sahip değildir.”
Senai Demirci’nin yazısını önerdikten sonra Mevlana Celaleddin Rumi’nin güzel bir sözüyle yazıma son veriyorum. “Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol”
Yusuf Önaç