26 Şubat 2012 tarihi, Hocalı’da Ermenilerin yaptığı soykırımın yirminci yıldönümüdür.
Daha önce de yazmıştım: Hocalı soykırımı, dünya üzerinde yapılan katliamların içinde en sahipsiz olanıdır.
Elbette ki, masum insanların üstünde uygulanan her katliam iğrençtir. O katliamları gerçekleştirenler, insanlık ve Allah katında lânetlenmiş mel’unlardır. Lâkin, her katliamı gerçekleştirenler, insanlık tarafından sadece lânetlenmekle kalmamış, çok büyük çoğunluğunun müsebbipleri şu veya bu şekilde cezalandırılmışlardır.
Mateessüf, Hocalı’nın katilleri ise sırayla devlet başkanlığı katına çıkıyorlar. Önce Koçeryan, sonra da Sarkisyan adındaki iki katil, Hocalı katliamı ile bire bir sorumlu oldukları hâlde, Ermenistan devletinin başına geçmişlerdir.
Maalesef Batılı devletler, bu katillere boynundaki haçlardan dolayı arka çıkarken; dünyanın dört bir yanında faaliyet gösteren birçok insan hakları kuruluşu da Hocalı’ya ilgisiz kalmıştır. Nedeni gene büyük bir ihtimalle haçlı mülahazalarla bağlıdır.
Diğer taraftan bu katiller, devlet olarak tanımadığımız hâlde bizim cumhurbaşkanlarımızca maalesef muhatap alınmışlardır. Kendi adımıza, tarihimize düşen bir kara lekedir bu. Halkımızın bir kesiminin de ilgisizliğini daha önceden yazdığım ve birkaç sitede aynı anda yayımlanan bir yazımda dile getirmiştim. Tekrara gerek görmüyorum.
Bir başka diğer tarafa da daha önce kısa kısa değinmiştim ama her seferinde babalı-oğullu Azerbaycan devlet başkanlarının düşmanla ilgili tutumlarını yazmaktan, açıkçası hicap duyuyorum. Etraflarında beyt-ül mal ile doyurdukları asalaklar ise onlarla gurur duyuyorlar. Duymaya devam etsinler! Etsinler ki, bizler ve bizden sonrakiler de her yirmi yıllık dönemde gözyaşı döküp ah-u vay edelim ve esir toprakların geri alınmasını görmeden ölelim!..
***
Neden dünya çapında bir “Hocalı Soykırımı” tanıtımı yapmıyoruz?
26 Şubat’ta Taksim Meydanı’nda büyük bir gösteriye hazırlanıyoruz. Umuyorum ki, on binden fazla vatandaşımız katılacak. Ayrıca, Kanada’daki soydaşlarımızın da orada miting hazırlığı içinde oldukları haberleri geliyor. Büyük ihtimalle Avrupa’nın birçok şehrinde de soydaşlarımız protesto mitingleri düzenleyecekler. Dosta ve düşmana karşı birlik ve beraberliğimizi göstermek ve dünyaya sesimizi duyurmak bakımından, bunlar tabiî ki önemlidir.
Peki, ya devletlerimiz ne yapıyor?
Meselâ, neden büyük çaplı bir tanıtım kampanyası başlatılmıyor?! Meselâ, aklıma geldiğinden adını da söylüyorum; bu işleri çok iyi bilen biri olarak yönetmen, reklamcı Sinan Çetin çağrılıp, “Al sana bu kadar para kardeşim, Hocalı Katliamı ile ilgili ne kadar film veya fotoğraf gibi görsel materyal, ne kadar döküman varsa hepsini topla ve yaratıcı zekânı kullanarak birçok dilde çok iyi bir tanıtım kampanyası hazırla... Sonra da Avrupa ve/veya dünyada parayla satın alınabilecek ne kadar TV, gazete, dergi ve çok hit alan İnternet siteleri varsa hepsinde hiç olmazsa üç günlük bir tanıtım kampayası başlat!” denilmiyor?!
Bu iş çok fazla miktarda para mı ister?
O işe yetecek kadar çok paranız yok mu?
***
Bir diktatörün günlüğü
Doğrudur, Azerbaycan devleti bağımsızlığını kazandığı ve akabindeki yıllarda maddi imkânları kısıtlı, küçük bütçesiyle kavrulmaya çalışan bir devlet idi. Şimdi de öyle mi?
Elbette ki, hayır. Son 10-12 yılda dünya üzerinde petrol ve doğal gaz ihraç eden sayılı ülkelerden biri durumuna gelmiştir Azerbaycan...
Bu işlerin ehli olan kişilerce, yıllık petrol ve doğal gaz ihracatından 30-35 milyar dolar gelir elde ettiği yazılıp çiziliyor. Dokuz milyon nüfuslu bir ülke için çok büyük bir gelirdir bu rakam.
Dokuz milyon nüfusun yaklaşık iki milyonu, iş ve aş için başta Rusya ve Türkiye olmak üzere dış ülkelerde alın teri döküp üç kuruş para kazanmaya çalışıyor.
Ülke içindeki nüfusun çok büyük bir çoğunluğu da asgari geçim şartlarının bile altında yaşamla ölüm arasında boğuşuyor.
Peki nereye gidiyor bu kadar para?
Devlat başkanı İlham Aliyev’in şahsî servetinin 30-40 milyar dolar civarında olduğu söyleniyor ortalıkta. Suudi Arabistan kralıyla yarış içindeymiş hazret!
Bir de etrafındaki avanesi, hısım akrabası ve memurları milyarlarca dolar içinde yüzüyorlar.
İş Hocalı’ya, Karabağ’a gelince para yok! Öyle mi?
“Haydar Aliyev Fondu” diye bizim anlayacağımız dilde bir vakıf kurmuşlar. Devlet başkanın aynı zamanda milletvekili olan eşi Mehriban Aliyeva bu vakfın başkanlığını, kızı Leyla Aliyeva da başkan yardımcılığını yapıyor. Moskova, Londra, Paris gibi şehirlerde bu vakfın parasıyla şaşaalı toplantılar düzenliyorlar.
Merak ettim, acaba bu vakfın malî kaynaklarından temin edilecek bir parayla bu tanıtım yapılabilir mi diye, şöyle bir İnternette vakfın sitesine bakayım dedim.
Olur ya, belki vakfın bütçesini, bütçesine para aktaran kaynakları falan bulurum dedim. Vakıf dediğiniz kurumun bütün bilgileri şeffaf olur, herkese açık olur değil mi? Meselâ, devletin ihraç ettiği petrolden bir yüzde mi bağlanmış bu vakfa? Yoksa halkın gelirlerinden küçük bir vergi mi alınıyor falan gibi bilgilere rastlarım dedim ama yanılmışım. O bilgiler yok! İlk sayfada ancak bir diktatörün günlüğünde rastlayabileceğiniz bilgiler sıralanmış. Bazı sayfalarda da yalaka takımının dizdikleri methiyeler. Al gözüm seyreyle:
(Hepsini bizim Türkçe’mize uyarlamak zorluğu yerine, birkaç tane çarpıcı başlık veriyorum. C.K.)
*Azerbaycan’ın birinci hanımı Mehriban Aliyeva, İtalya başbakanının hanımı ile görüşmüştür.
*Haydar Aliyev Fondunun başkan yardımcısı Leyla Aliyeva, Moskova’da Azerbaycan’ın devlet bağımsızlığının 20. Yıldönümü için düzenlenen toplantıya iştirak etmiştir.
*İstanbul’da yapılan ikinci işgüzarlık zirvesinde Leyla Hanım Aliyeva’nın teşebbüsü yüksek değerlendirilmiştir.
*Azerbaycan’ın birinci hanımı, Haydar Aliyev Fondunun başkanı Mehriban Aliyeva’nın genişaçılı insancıllık faaliyetinden bahseden diskin takdimatı yapılmıştır.
*Haydar Aliyev Fondunun başkan yardımcısı Leyla Aliyeva:”Biz, hepimiz gezegenimiz için sorumluluk hissi duymalıyız”... (Yaa, gördünüz ki önce ülkeyi kurtardılar, şimdi sıra gezegenimize geldi. İleriki zamanlarda da Mars, Neptün falan da kurtarılır mutlaka! C.K)
*Azerbaycan’ın birinci hanımı Mehriban Aliyeva ve Haydar Aliyev Fondunun başkan yardımcısı Leyla Aliyeva, Londra’da “Bakü’ye uçuş, muasır Azerbaycan incesanatı” adlı serginin açılışına iştirak ettiler.
Yeter bu kadar, zira yoruldum. Geri kalanını merak eden gider okur. Link adresini yukarıdaki mavi sözcüğün altında verdim.
Eğer ziyaret eder, sayfalarda Karabağ, Hocalı gibi adlara veya haklarında herhangi bir konuya temas edilmesine rastlarsanız, bana da bildirin lütfen!
***
Azimli milletten dözümlü (tahammüllü, kaderine razı) millete dönüştük
Bunların tanıtım manıtım yaptıracakları yok! Peki, işgal altındaki toprakları kurtarmak için bir çabaları var mı?!
Bana sorarsanız o da yok! Sizin bir bildiğiniz varsa buyurun yorum haneleri emrinizdedir, yazınız!
Bendeniz bugün, sizlere başka bir bilgiyi sunmak istiyorum izninizle. TürkRus.com adlı sitenin 26 Aralık 2011 tarihinde, Rusya’da yayınlanan Konsomolskaya Pravda adlı gazeteden alıntılayarak verdiği bilgileri bir tablo haline getirdim ve aşağıda dikkatlerinize sunuyorum:
|
ÜLKE
|
ASKER
SAYISI
|
|
ASKERİ
BÜTÇE
|
|
ADI
|
EN
AZ/BİN
|
EN
ÇOK/BİN
|
MİLYAR
$
|
MİLYON
$
|
|
RUSYA
|
764
|
764
|
50
|
500
|
|
UKRAYNA
|
198
|
387
|
1
|
700
|
|
AZERBAYCAN
|
37
|
67
|
3
|
100
|
|
KAZAKİSTAN
|
66
|
167
|
1
|
200
|
|
BELARUS
|
65
|
238
|
-
|
990
|
|
ÖZBEKİSTAN
|
52
|
60
|
1
|
500
|
|
ERMENİSTAN
|
19
|
46
|
-
|
387
|
|
TÜRKMENİSTAN
|
26
|
35
|
-
|
336
|
|
GÜRCİSTAN
|
15
|
28
|
-
|
390
|
|
LİTVANYA
|
13
|
20
|
-
|
430
|
|
KIRGIZİSTAN
|
11
|
12,5
|
-
|
111
|
|
MOLDOVA
|
5
|
7
|
-
|
29
|
|
TACİKİSTAN
|
6
|
6
|
-
|
105
|
|
ESTONYA
|
4
|
5,5
|
-
|
390
|
|
LETONYA
|
3
|
5,5
|
-
|
495
|
Buyurun, bir mukayase yapın Azerbaycan ile Ermenistan arasında. İlk bakışta Azerbaycan’ın elinde hem maddî, hem nitelik hem de nicelik bakımından çok daha güçlü bir ordunun olduğunu müşahade ediyorsunuz! Buna rağmen milim kıpırtımız yok! Dözümlü bir ordu, dözümlü bir milletiz maşallah!
Yalnız Azerbaycan’dan bir değerli aydın uyardı beni: “O üç milyar yüz milyon dolar askerî bütçeye ulaşıncaya kadar yolda yarısı buharlaşıyor” dedi. Varın Azerbaycan halkının paralarının nereye gittiğini siz tahmin edin.
Yalnız çok dikkatli olunuz, bunlar bir de iftira teşkilatı geliştirmişler çünkü. Ne zaman kalkıp da Azerbaycan halkının hakkını savunsanız, hemen “Ermeniperest, Ermeni çıkarlarına hizmet eden” diye yaftalamaya kalkıyorlar sizi. İş “Ermenilere karşı niye hareklenmiyorsunuz peki?” diye sormaya gelince de, onlarca iftirayla suçlanıp derhal hapse atılıyorsunuz. Azerbaycan dışında olmak sizi iftiralardan korumaz ama türmeye, yani cezaevine girmezsiniz hiç olmazsa...
***
Efendim, Türk basını yazmıyor bunları. Bir ara saman alevi gibi parladılar, karşıdan iftira mekanizması derhal harekete geçince, bir daha da solukları çıkmadı. Dostlarıma söylemiştim zaten:”Bunların bir atımlık barutları vardı, attılar bitti!” demiştim.
Bir de, biz ilginç bir milletiz. Meselâ, burdan kalkıp 20 bin km ötedeki Arjantin ve Şili halkına ağıtlar yakar, Arjantin diktatörü Videla ile Şili diktatörü Pinochet’ye de lânetler yağdırıız! İş kendi diktatörümüze gelince de susarız, hatta bir kuytuya sineriz! Ve gene hatta, yetmezmiş gibi, bir de kendi despotumuza kutsiyet atfederiz! İyi mi?!
***
“qeyretli soydaş”
Azerbaycan için hangi kahramanlığı yaptığı bilinmiyor, ama Azerbaycan devleti tarafından madalya ile taltif edilmiş gayretli bir soydaşımız var: Sinan Oğan. MHP Iğdır milletvekili.
Biraz gösteriş olsun diye, biraz da aldığı madalyayı meşrulaştırma gayretkeşliği olsa gerek ki, “Hocalı katliamı soykırım olarak tanınsın” diye TBMM’ye önerge vermiş!
Keşke TBMM’den böyle bir karar çıksa. Benden 15 yaş küçük olan Sinan Oğan’nın gider ellerinden öperim. Ama dünya âlem biliyor ki, TBMM böyle karar alamaz. Almaz değil, ALAMAZ!
Türkiye, yarım asra yakın bir süredir “parlamentolar soykırım kararı alamazlar, bu iş tarihçilerin işidir” diyerek dünyaya haykırıyor. Türkiye’nin böyle bir karar alması, yarım asra yakındır savunduğu tezi inkâr etmiş durumuna düşmesi demektir...
Acıdır, üzücüdür ama gerçekçi bir politikadır. Tıpkı Azerbaycan’nın Karabağ meselesi nedeniyle KKTC’yi tanıyamaması gibi...
Bu hususlarda her iki devletin de kabul edilebilir bir zorluğu vardır.
***
26 Şubat Pazar günü, saat 14:00 sularında Taksim’de buluşmak dileğiyle...