Neyi protesto ediyorlar diye merak ettim bir saat boyu. Neyse ki balkonda yerimizi alıp film öncesinde yapılan Said-i Nursi’nin hayata bakış açısını özetleyen ve hoşgörü konsepti üzerine oturtulan konuşmayı dinlerken bu merakımı da giderme imkanı buldum. İki genç hemen önümüzde ayağa kalkıp “Böyle saçmalık olmaz. Said-i Nursi Atatürk düşmanıdır” diye bağırmaya başladılar ki birkaç kişi tarafından derdest edilip yaka paça dışarı atıldılar. Birkaç kişi ayağa kalkıp çocukların dövülmesini protesto ederek “-Herkes kendi fikrini söylemeli” diye bağırıp çağırdılar. Bu zıt ve karmaşık duygular içinde başladı film.
Said-i Nursi’nin Kürt olması bildim bileli sevenleri sevmeyenleri arasında çekişme konusu olmuş ancak bana kalırsa çokta iyi olmuştur. Dünyanın saygı duyduğu ve Zamanın Bedii olarak kabul edilen birinin böylesi mazlum bir halk arasından çıkmış olmasının Allah’ın Türkiye’ye bir lütfu olduğu fikrindeyim zira. Buna rağmen Üstadın Kürt kimliğinden bilinçli veya bilinçsiz pek bahsedilmiyor oluşu da konuya ilgili herkesin malumu. Bu bilgiler ışığında filmin Küçük Said ve annesi arasında geçen Kürtçe bir diyalogla başlaması çok anlamlıydı. Bu anlam Said-i Nursi’nin sürgünde iken Şeyh Said’in yine sürgünde olan akrabaları ile yaptığı samimi sohbet ile de devam etti.
Filmi izlemeyenlerin meraklarını sürdürmelerini isterim tabi ki ancak film; Said-i Nursi Hazretlerinin hayat öyküsünü anlatmanın haricinde ciddi hiçbir iddia taşımıyordu yazık ki. Herhangi bir hikayeye oturtulamayacak olan senaryosu, belli belirsiz ve karmaşık müziği, birbirinden kopuk anlatımları filmin en büyük kusurları. Ama duygusal açıdan en azından kendi payıma Said-i Nursi’nin devrimci kimliğinden bu kadar silik ve sakin sahnelerle bahsedilmesi, aldığı eğitim ve dehasından ise hiç bahsedilmemesinden çokça hüzün duydum. Bu kadar güçlü bir kişiliğin bu kadar aciz bir şekilde resmedilmesi en kolay tabiriyle bütün sevenlerini üzmüştür.
Sinemaya olan merakı meraklılarının malumu iken bütün film boyunca Said-i Nursi’nin sinemayla veya sanatla ilişkilendirilecek tek bir sahnesinin olmaması üzücü değil mi?
Bana kalsa filmin zaten bütün bir hayat hikayesini anlatıyor olması yeterince büyük bir hata. Hani sadece üstadın öldükten sonra askerlerce mezarının açılması ve naşının bilinmeyen bir yere taşınması ( bir söylentiye göre denize atılması ) kısmı anlatılsa çok daha doyurucu ve etkileyici olacaktı.
Neyse; Olmamış ama
-Daha iyisi yapılıncaya kadar elimizde sadece bu var !
diyecekler biz de;
-Peki !
demek zorunda kalacağız yazık ki.