HSYK'da dede atışması devam ederken yeni hamlelerin geldiği -günlerde- savaş farklı bir boyut kazanmaya devam ediyor.
Işık paşa Genelkurmay başkanı olduğu birinci günün sabahında Arslan Güner bombasını kucağında buldu.
Böyle bir servis Kaynak'ın ifadesiyle karşı hamle olarak değerlendirilebilir ama bu bir karşı hamle değil aksine Işık paşa'ya tercihini yap anlamı da taşımaktadır.
Devletin yeni sahipleri 2011 sonrası için küresel bir çok stratejik atak yapmak için yargı ve TSK'daki uzantıların biran önce temizlenmesini istiyor.( Bu meselenin AKP ile bir ilgisi yok. Onlar sadece rolünü oynuyor)
Diğer bir yandan da Işık paşa'nın tercihi - yani seçeceği tarafı da net olarak- bekletmeden şimdiden belirlemesi gerekiyor. (İlerleyen dönemde seçme şansı daha da zor olacaktır.)
İlker paşa gibi ilk başlarda ortada, sonra diğer tarafta,sonra bu tarafta sonra tekrar diğer tarafta...OLMAZ...
Türkiye'nin dışa yönelik -ABD-AB-İSRAİL- ittifakına karşı atacağı hamleleri daha hızlı ve çabuk atabilmesi için Işık paşa'nın da engel olmama yönünde bir taktik izlemesi gerekiyor.
Arslan Güner olayı Işık paşa'nın ilk sınavı, Heron skandalı da ikinci sınavı olacak.
Bu iki meselenin birisinde İsrail ilişkisinin olması, diğerinde de TSK'ya sızmış hain PKK'lıların yer alması meseleye farklı bir buud kazandırıyor.
Bugüne kadar TSK içindeki Mason Bektaşi-Yahudi grup ile PKK ile çalışan Erenler ve Çerkez grubu deşifre olmamış Güneydoğu ve Türkiye genelinde rahatça operasyon yürütüyordu.
Özellikle PKK'nın bitmemesi yönünde TSK içinde etkili olan hain PKK'lı subayların yıllardır bölgede çirkeflikler yapması, orduyu kendi çıkarlarına kullanmaları ve vatana ihanet etmeleri Türk-İslam davasına büyük bir darbe vuruyordu.
Eğer Işık paşa tarafını doğru seçer ve Ordu içindeki Masonlar-ERENLER-ÇERKEZLER ve Tapınak'ın deşifre olmamış kozmikçilerinin üzerine giderse, behemehal yargıdaki yapılanmanın da önünü açacak, 10 yıl boyunca sürecek temizlik daha erken bitecektir.
Yargı demişken, Minyeli Berhan'ın sözlerini atlamadan geçmeyelim;
Şimşek diyor ki;
''Saldıray Berk, İlhan Cihaner, Ali Tatar’ın kimliğinden yola çıkıldığında; askerin, yargının içinde bir ‘Alevisizleştirme politikası’ uygulandığını görüyoruz.''
Tabii ki bu sözler bir itiraf niteliği taşımıyor, zaten olan bir şeyden bahsediyor.
Buyurun bir daha bakalım ERZİNCAN DAVASIN'daki isimlere;
Sanık İl Jandarma Komutanı Albay Recep Gençoğlu; ALEVİ, Sanık MİT Müdür Şinasi Demir; ALEVİ, Astsubaylardan ikisi; ALEVİ, Tanık Munzur; ALEVİ, Pastane sahibi; ALEVİ, İşadamı; ALEVİ, CHP'li Ahmet Ersin; ALEVİ...
Ne büyük bir tevafuktur ki bu, ortada bir dava var ve etrafındakilerin tamamı alevi...
İsterseniz kısa bir ekleme daha yapalım;
Kadir Özbek -ALEVİ, Suna Türkoğlu -ALEVİ, Ali Suat Ertosun -ALEVİ, Orhan Cem Erbük -ALEVİ, Musa Tekin ALEVİ...-
Kim bunlar?-
HSYK üyeleri...
Peki bu nasıl bir tesadüftür ki, 7'in 5'i tamamen alevi...
Bunların dostu ve mihmandar Seyfi Oktay'da ALEVİ. Ve yine bir üstteki Moğoltay'da Alevi..
Bu isim ve oranları çoğaltmak mümkün.
Gerçi bazı Cem evlerinin alt katlarındaki 'Zabit katipliği' sınavlarına hazırlıklardan da bahsetmek gerekiyor ama şimdilik konumuz bu değil.
Bu arada karanlık ODA'nın alevi savunucusu olan toy yazarının da Çağdaş ALEVİ dostlarımızdan olduğunu da unutmayalım...
Bir hatırlatma daha yapmak gerekirse...
Özellikle “Ergenekon ve yüksek yargıda bazı Alevilerin sıkışmasının ardından, PKK'daki Alevilerin başı olan ve bir çok katliamın emrini veren Mustafa Karasu'nun harekete geçmesi aslında bize bir çok olayın ipucunu veriyordu.''
Yani Heronlardaki o mezhepçilere de bakmakta fayda var diyorum...
Kısacası PKK'yı vurmayalım diyen subaylarında mezhebine baktığınızda meselenin farklı bir unsurunu daha yakalamış olacağınızdan şüpheniz olmasın.
İsterseniz bir Türk yargıcı olan Yargıtay 8. Ceza Daire üyesi Hamdi Yaver Aktan ile yargıtay üyeleri arasında geçtiği iddia edilen konuşmadan bir cümle aktararak noktalayalım.
Yargıçlar diyor ki;
''BDP'nin elinden tutulması gerekiyor, Öcalana bu süreçte çok ihtiyaç var...ve devamında; ''Şimdi bu BDP var ya, bu parti son derece önemli. Bunu geçende Turgut Kazan’la (Cihaner'in avukatı) konuşuyoruz. Demirtaş’la görüştü: “Ulan KCK falan diye canınıza okuyacaklar”. Ondan sonra açıklama yaptılar “Biz yargıyı siyasallaştıracak şeyde yokuz” dediler.
Zannediyorum herşey ortada. PKK'nın nasıl ve ne şekilde beslendiği, DTP'yi kapatan zihniyetle, kapatılan zihniyetin aynı eksende birleştiği...
Kısacası;
İsrail-Mezhepsel yapı- Ergenekon ve PKK..
Herhalde şimdiye kadar hiç bu kadar çıplak kalmamışlardı.
*
Son olarak İmralı meselesiyle ilgili de küçük bir not düşelim...
Malum ortalıkta bir kaset dolaşıyor.
Sadece bir siyasi partide olduğu söylenen İmralı ile görüşme kaseti-girip, çıkarken- aslında sadece bir parti de değil diğer partilerin bazı kozmikçi vekillerinde de var. Ve servisi bu tayfa yapıyor.
Eğer söylendiği gibi referanduma yakın bu kaset servis edilirse, olayın boyutu çok ciddi anlamda değişebilir.
Çünkü burada mesele bir EVET-HAYIR meselesi değil, bir devlet meselesi ve bizi sonu hiçte iyi olmayan bir noktaya taşıyabilir.
AKP'nin şuan ki çıkışları bu meseleyi çözecek cinsten değil. Ve onların bu hataları devlet polikasına önemli oranda zarar verecektir.
Umarım aklı başındaki parti liderleri bu kaseti devletin birimleriyle görüşerek içeride halletmeye çalışırlar. Aksi halde dış politikada Türkiye adına büyük bir prestij kaybına sebep olacaktır.
raufatillapolat@hotmail.com