İki Nesin kardeş!..
‘Korkudan Korkmak’ da ne anlatıyordu; eserlerinde nanıaziz (ekmek) vurgusu çok meşhur fıkra yazarı, mizahın özü kabul edilen karayı nereye çalacağını iyi bilen, gerçek adı Mehmet Nusret’i hatırlayanı olmayan, ‘Ermiş, Eren’ manalı Arap dilinden adıyla Aziz Nesin...
Diyordu ki; toplumsal yahut kişisel felaketlerin çoğunun kaynağı, ‘korkudan, -lardan korkmak’ dır.
Rahmetli eren, bundan daha açık söyleyemezdi; hiçbir fıkrasında yahut hicvi vecizesinde...
Babası imam olan muhterem dedi ki bence; korkmayın korkularınızdan, onlar kendilerini yok etmezler zira, beklemeyin boşuna... Savaşın, gerektiğinde biniyle bir meydanda... Ne öldürürseniz kardır gelecek yavrularınıza... Belki, o sırada, o meydanda konuşuverirsiz korkularınızla... Ve aslında onların da sizden korktuğunu öğrenirsiniz... Ve belki, olmaz görünse de biraz size; lahza korkulacak bir şey yokmuş meğer deyiverirsiniz... Ama yüzleşmeden bilemezsiniz... Mutlaka yüzleşmelisiniz...
‘Ah Biz Ödlek Aydınlar’ da ne diyordu; rahmeti bol olası, Ali, Ahmet Nesin kardeşlerin ve ‘Nesin Vakfı Çocukları’nın ölmez babası; Kuleli’ de, Ankara Harp Okulu’nda askeri eğitim aldığından ve şüphesiz karakterindeki sarsılmaz dürüstlük sütunlarından mütevellit; kahrolası omurgasız, çizer, yazar ve hatipler!.. Hangi diyarın hayvanısınız yahut nerenin otunu yiyorsunuz bir karar verin!..
Allah rahmet eylesin; binlerce laf etti de, sözleriyle hedefini tam göbeğinden vuran büyüğümüz Aziz; ne sağ, ne sol kulağına küpe etti benim unutkan necip toplumum!..
Olmadı, olamadı, oldurmadılar!.. Yazık!..
Lakin heyhat!.. Nasıl bir ısrar, inat ve mizah anlayışıdır bu Aziz Bey’deki!..
Onca ‘Ali Cengiz’ oyununa geldi; ‘Ali Kıran Baş Kesen’lerle muharebelere girdi; ‘Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’nin külahını Ali’ye giydirenlerin ellerine maşa cızladı; sonunda soyadının önünde ‘Ali’ olan bir evlada sahip oldu...
Herhalde en çok hasretini çektiği şey; her sıkıyönetim döneminde yahut yazdıklarını kıvırıp yastığının altına koyduğu 3 metrekare hücresinde; ‘Ali’ adam eksikliği yaşamasındandı!..
Dayanamadı, açtı elini; ‘Ali Ali Ali’ diye yalvardı Rabbine kanımca!.. O da, cesur bir aydın evlat gönderdi ona...
Yıllar sonra bir gün yobazların Sivas’ta (2 Temmuz 1993, Madımak katliamı) kendisi ve arkadaşlarını yaktıklarında da bence bir kez daha açtı ellerini havaya ve dua etti; ‘Ali’yi göndermekle iyi ettin... Bir kez daha anladım... Bu Deniz’lerle, Ahmet’lerle olacak iş değil... Daha çok gönder lütfen daha çok!..
Her tarafın dönekleri ve iptidai ağızları gözüm önünde; o yüzden saygıyla anarım bu fıkra yazarını, başım önümde eğik, söylediklerinin çoğu kulaklarımda...
Ümit bağladığı Ali adamlardan, oğlu Ali’nin söylediklerinin altına da imzamı atarım acizane...
‘Korkudan Korkmak’ da ne anlatıyordu; eserlerinde nanıaziz (ekmek) vurgusu çok meşhur fıkra yazarı, mizahın özü kabul edilen karayı nereye çalacağını iyi bilen, gerçek adı Mehmet Nusret’i hatırlayanı olmayan, ‘Ermiş, Eren’ manalı Arap dilinden adıyla Aziz Nesin...
Diyordu ki; toplumsal yahut kişisel felaketlerin çoğunun kaynağı, ‘korkudan, -lardan korkmak’ dır. Korkmayın korkularınızdan, onlar kendilerini yok etmezler zira, beklemeyin boşuna... Savaşın, gerektiğinde biniyle bir meydanda... Ne öldürürseniz kardır gelecek yavrularınıza... Belki, o sırada, o meydanda konuşuverirsiz korkularınızla... Ve aslında onların da sizden korktuğunu öğrenirsiniz... Ve belki, olmaz görünse de biraz size; lahza korkulacak bir şey yokmuş meğer deyiverirsiniz... Ama yüzleşmeden bilemezsiniz... Mutlaka yüzleşmelisiniz...
Lakin ilk adım; korkularını doğru tayini!..
Cehaletten, önyargıdan, öngörüsüzlükten, tabulardan, sanallıktan, ezbercilikten, slogancılıktan sıyrılmış!..
Zira korkularını bilmeyen adamı cesur saymam ben, cesareti de beş para etmez nazarımda!..
Bence Ali Nesin hakkıyla anlamış, babasının kitaplarını Ahmet Nesin’den ziyade...
Gelmişken mesele bu noktaya, Aziz Bey’e bir selam etmeden olmaz...
‘Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ dan hareketle sorarım şimdi, yukarılardan bir yerlerden tüm olan biteni izleyen, ruhlar alemindeki bilge koltuğuna kurulmuş Sayın Nesin’e!..
Ne yaşar Aziz Nesin bey, ne yaşar?..
Eşitlik eğer herkeseyse yaşar bu toplumda ve toplum da yaşar o zaman...
Peki ne yaşamaz ey bilge adam?..
Bağnazlık, yobazlık...
Ezberci bilgeler(!) ve ödlek aydınlar!..