İki yüzlü...
Aşık oldukları başka, beraber oldukları başkadır hem kadınların hem erkeklerin...
Duyguları o kadar keskin ayrılır oysa içlerinde... Bilirler kime aşık olduklarını, kime olmuş gibi yaptıklarını...
Dışında neden böyle insanın yüzü peki; bulutların üstünde, toz pembe her şey sanki, aşktan gözü dönmüş bir peri gibi... Heyhat!..
Oysa malumdur aşkın çabuk yutulası, yutkunulası özelliği; anı dolu çıkınıyla göçüp gidiciliği...
Bence, utanmazlık sinmiş ruhuna önce... Sonra durumun vahameti karşısında çaresizliği kabullenmiş el hak!.. Belki birkaç hüzünlü denemenin ardından...
Çünkü her bahar yeniden aşık olur insan, verdiği sözleri unutur, unutur, unutur...
Yine döner inine ama aşkını da doya doya yaşar içinde belki hayalle ama yaşar...
O yüzden, her bahar ya da her gün aşık oldukları başka, beraber oldukları başkadır hem kadınların hem erkeklerin...
Sevdiklerini sevmez, sevmediklerini sever, sevdiklerini sevmez, sevmediklerini sever, hem kadınlar hem erkekler...
Duyguları o kadar keskin ayrılır oysa içlerinde... Bilirler kimi sevdiklerini, kimi sevmiş gibi yaptıklarını...
Dışında neden böyle insanın yüzü peki; herkesi severmiş de sevmezmiş, sevmezmiş de severmiş gibi...
Çünkü sevgi geviş getirilesi bir şeydir... Çiğner, yutar, sindirir, sindirmez, çiğner, yutar, sindirir, sindirmez...
İki yüzlü sanmıştım başlangıçta meğer çekingen, konuşmayı sevmeyen, içine kapanık bir dürüstlük abidesiymiş insan...