ROMA, 10/07(BYE)--- Tirajı günde 315 bin olan merkez sağ eğilimli il Giornale gazetesinin 9 Temmuz 2010 tarihli sayısında, R. A. Segre imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun özet çevirisi şöyledir:
--Obama, Ankara'yı AB'ye Doğru İtiyor Ama Erdoğan'ın Gerçek Planı, Ülkesini Bölgenin En Etkili Gücü Hâline Dönüştürmek, Aynen Osmanlı Döneminde Olduğu Gibi--
Türkiye'nin AB'ye katılımının, ABD Başkanı Obama'ya hiçbir maliyeti yok, hatta büyük getirisi var. Obama, Irak savaşı başlangıcında ABD birliklerinin Türk topraklarından geçişinin veto edilişini, Brezilya ve İran ile birlikte Türkiye'nin nükleer anlaşmaya attığı tokadı, Güvenlik Konseyinin İran'a yönelik yaptırımlarına red oyu kullanışını unutuyor. Bütün bunları unutuyor çünkü Amerika'nın Irak'ta, Türkiye üzerinden yurda götürmesi gereken, 10 bin kamyonu, bin adet zırhlısı, 20 bin "Humvee"si var. Afganistan'da cephe gerisi, Türkiye'nin iyi niyetine dayanıyor. Git gide daha az demokratik hâl alan Erdoğan'ın Türkiye'si yüzünü şimdiden Doğu'ya çevirdiğine ve sık sık Batı'ya ve dostlarına karşı çıktığına göre Obama'nın, 80 milyon Müslümanın AB'ye katılımının Türkiye'nin Doğu'ya yönelmesine ve Batı'nın tek ılımlı İslam ülkesini yitirmesine engel olacağı şeklindeki kanısını anlamak zor. Türkiye'nin tutumundaki değişikliğin nedenleri ideolojik, ekonomik ve dâhili nedenlerdir ve AK Parti lideri Başbakan Erdoğan bu değişikliklerin merkezidir.
--Ankara, Müslüman Finansın Petrol Dolarları Sayesinde Zenginleşmiştir--
Türkler sadece Batı ile bir köprü olarak kabul edilmeyi artık istemiyor. Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki gibi, tekrar "dünyanın merkezi" olmak istiyorlar. Avrupa, bu dünyayı Birinci Dünya Savaşı sırasında topraksal anlamda; Atatürk ise laik Türk Cumhuriyetini kurarak kültürel anlamda yıkmıştır. Erdoğan, halk tarafından gittikçe daha fazla paylaşılan bir emeli başarıyla sürmektedir.
AK Partinin İslamizm başarısı, hükûmetin ekonomik politikasının başarısına bağlıdır. Erdoğan iktidara geldiğinde Türk lirası değerini sekiz kat yitirmişti. Güçlü ekonomik reformlar, sanayi ve tarım sektöründeki kalkınma sayesinde AK Parti, 2007 yılı seçimlerinde oyların yüzde 47'sini aldı. 2010 yılı Haziran ayında ihracatta 2009 yılına nispeten yüzde 13 oranında artış kaydedildi, Türk inşaat şirketleri 30 milyon dolar değerinde sözleşmelere sahip ve yabancı yatırımların değeri üç milyara yaklaştı. Su ihracatçısı Türkiye, Asya ve Avrupa arasında enerji sektöründe stratejik bir köprü durumunda. Bu devrimi, İslam bankalarında bulunan petrol dolarları, yani "yeşil sermaye" finanse etti. Faiz teklif edemedikleri için, Müslüman müşteriler tarafından coşkuyla kabul gören yatırımlar sunuyor. İlle de "ideolojinin etkisinde kalıyorlar" diye bir şey söz konusu değil, ancak Türkiye'yi laikliğinden, büyük şeytan Amerika ve küçük şeytan İsrail ile müttefikliğinden "kopartma" arzusunu paylaşıyorlar. Türkiye'nin siyasetindeki Doğu ve İslami güneye yönelik değişiklik, Rusya'nın çöküşünün yanı sıra, geleneksel düşman olan İran ve Suriye gibi ülkeler de dâhil olmak üzere, Arap-İslam piyasalarına açılımla da rastlaştı. Bu nedenle Türkiye, Ermeni lobisine karşı çıkmada, Amerika'daki Yahudi lobisine ve Orta Doğu'da "düşmanın arkasında bir dost" olarak İsrail'e daha az ihtiyaç duyuyor.
İç politikada ise, İslam partisinin kendisini ifadesine, Atatürk'ün laik mirasının "bekçisi" ordu engel oluşturmaktadır. Erdoğan, askerlerin gücünü kısıtlamada Avrupa'nın "demokrasileşme" talebine uyarak, AB'nin saflığını kullandı. Söz konusu süreç, bir rahip veya rahibeye kamuda dinî (resmî) kıyafet giymeyi yasaklayan bir ülkede laiklik karşıtı olan kilise tarafından da desteklendi. Hem İslam yanlısı seçmenler nezdinde hem de Osmanlı emperyalizmine duyulan nefretin zaman içinde yok olup, Filistin çatışması nedeniyle Amerikan ve Avrupa emperyalizmine duyulan nefretin ise sıcaklığını koruduğu Arap kamuoyunda Türkiye Başbakanı yeni Abdülnasır'a verebileceği büyük saygınlık gözönünde bulundurulduğunda, İsrail'den kopmak, kârlı ve pek de pahalıya mal olmayan bir girişim olarak kendisini gösterdi. Her hâlükârda, Türkiye'de Yahudi karşıtı propagandanın yaygınlaşmasına rağmen, Türk İslam hükûmetinin tutumunu Nazi Almanyası'nın tutumuna yaklaştırmak doğru olmaz.
Dolayısıyla İsrail ile kopma muhtemelen sürecek ve eğer AK Parti anayasal laikliğe son vererek önümüzdeki seçimleri kazanacak olursa, bu daha da artacaktır. AB arzusu, bir retorik olarak kalacak, her hâlükârda İslam ve yeni Osmanlı arzusuna nispeten daha az hissedilen bir arzu olmayı sürdürecektir. Bütün bunlara Türkiye'nin Kıbrıs'ı işgalini sürdürmesi, Ermenistan ile gerginlik, İran'a yaklaşım, Hamas'a destek, Suriye ile müttefiklik, ekonominin Doğu'ya doğru yönelişi ve İsrail ile gerginlik de eklendiğinde, Türkiye'nin AB'ye girişi Obama'nın önerilerine rağmen ihtimal dışı görünüyor.