Son Haberler
10.02.2012 Cuma 08:35
USD 1,7550 EUR 2,3310 EUR/USD 1,3282 IMKB100   60162/%0,00
ISTANBUL Cuma: -1°C/3°CCumartesi: -1°C/5°CPazar: 1°C/6°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

IL SOLE 24 ORE: AVRUPA BİRLİĞİ, İSTANBUL İÇİN TEK LİMAN OLMAYI SÜRDÜRÜYOR
16.03.2010 14:00

ROMA, 15/03(BYE)--- Tirajı günde 334 bin olan ekonomi ağırlıklı il Sole 24 Ore gazetesinin 14 Mart 2010 tarihli sayısında, İhracat Kredisi Sigorta Hizmetleri Enstitüsü (SACE) Başkanı Giovanni Castellaneta imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan haberin özet çevirisi şöyledir:

--Üye Ülkeler, Türkiye'nin Farklılığını Kabul Etmek Zorundadır--

Türkiye'de neler oluyor ve Türkiye İslam'ın ılımlı yüzü ve işletmelerimiz açısından son derece büyük öneme sahip bir ticari ortak olduğuna göre, vatandaş ve ülke olarak bizi neden doğrudan ilgilendiriyor?

Doğu ile Batı arasında aracı ülke ve çoğunluğun Müslüman olduğu bir ülkede laik demokrasi modeli tanımlarının en uygun tabirler olduğu kanısındayım. Ön yargılar bir yana, bu iki tabirin, bu ülkenin en olağanüstü özelliklerini özetleme meziyeti de var. Bu ülkenin karmaşıklığının bazı unsurlarını ihmal etme riskiyle, bugünlerde yaşanan gerginliklerin dış politika açısından bir yorumunu vermek isterim. Gerginliklerden kastım sadece hükûmet ile Silahlı Kuvvetler arasında yaşananlar değil, aynı zamanda yine hükûmet ile yargının isyancı kısımları arasındakilerdir. Türk dış politikasının son 20 yılı gözden geçirildiğinde, 90'lı yılların ilk bölümünde PKK'nın ayrılıkçı Kürt milislerine karşı verilen savaşın tükettiği, Suriye ve Yunanistan ile ihtilaf eşiğine gelmiş, İranlı Ayetullahların rejiminin ideolojik tehdidine açık bir ülkenin iç güvenliğine yönelik başlıca tehdidi, Suriye ile yeni bir iş birliğine dayanarak, Öcalan'ın yakalanması sayesinde 10 yıllık süre zarfında ortadan kaldıran bir ülke ortaya çıkıyor. Böylece bölgesel ve uluslararası sahnelerde daha geniş ve aktif bir rol ve Avrupa Birliği'ne katılım tercihiyle daha tutarlı bir sonuç için yeni alanlar açıldı.

Türkiye'de bugünlerde yaşanan iç gerginliklerin yorum anahtarları da bu ikinci güzergâh dâhilinde aranmalıdır. Türkiye ile Avrupa'nın uygunluğu meselesi, uzun uzadıya ve yetkili kişiler tarafından incelendi. İtiraf etmeliyim ki, "hayır" partisinin gerekçeleri beni hiçbir zaman tam olarak ikna etmedi: Örneğin, dinî doğalı itirazların, yoğun nüfuslu bir Müslüman milletin muhtemel entegrasyonu sorununu ele almaya gelmeden çok önce, multiform dinî kimliğiyle hesaplaşmada Avrupa'nın gösterdiği ehliyetsizliğin aynası olduğu görüşündeyim. Birlik yönetimi ve çıkarlar bağlamında Avrupa ekseninin güneydoğuya kayması riskine bağlı gerekçeleri de aynı şeklide zayıf olarak yargıladım. Her halükarda esas nokta bu değil. Esas nokta, kanımca, düşünce şeklini değiştirmek gerektiği: Gerçek ikilem, Türkiye'nin kendisini AB'ye uygun kılma kapasitesinden ziyade, Avrupa Birliği'nin, devlet sisteminin doğasını, kültürel kimliğini ve Müslüman bir topluma uygulanan laik demokrasi modelini ani şekilde fazla bozmadan Türkiye'yi içine alabilme kapasitesindedir. Nitekim katılım sürecini kolaylaştırmak için Brüksel tarafından desteklenen, hâli hazırda Ankara'da tartışmaya açık durumdaki anayasal reform projeleri, Türk güçler yapısının daha Avrupalı bir yönde yeniden ayarlanması, sivil ve askerî yetkililer arasında daha fazla denge sağlanması, yeni bir adli sistemin oluşması yönündedir. Yani, tek bir kelimeyle, laik ilkelerin ve hâli hazırdaki Anayasa'da hayat bulan milliyetçi ideolojinin tartışmaya açılması. Meselenin iç politikada çekişme konusu olması doğaldır. Demokratik ilkelere saygı çerçevesinde devletin güçlerinin kesinlikle paylaştığı yeniden denkleştirme aracılığıyla gerekli reformları gerçekleştirecek bir uzlaşma çözümü bulmak üzere, yüksek düzey Türk kurumları arasında (Cumhurbaşkanlığı, hükûmet, Silahlı Kuvvetler) bir diyalog arzusuna dair cesaret verici işaretler ufukta görülüyor. Bu reformlar, Türkiye'nin en hassas çıkarlarını da tehlikeye attığı (Kıbrıs vakası, Ermenistan ile ilişkiler ya da Irak Kürdistan'ının idaresi meselelerinde olduğu gibi) 10 yıllık tutarlı dış politikası sayesinde kazandığı o uluslararası rolü kaybetmemesinin gereği dâhilinde gerçekleştirilmelidir. Bu amaç doğrultusunda, Avrupa ve Türkiye'nin diğer büyük müttefiki ve sponsoru ABD tarafından da yenilenmiş bir sorumluluk hissi gereklidir. Bu ülkenin iç kurumları üzerindeki hassas sonuçları anlamamak, İran'ın nükleer meselesi başta olmak üzere bölgenin en hassas dosyaları konusunda tüm tesirini uygulamakla meşgul aktör rolünü tehlikeye atma riskini doğurur.

Başlangıçtaki benzetmeye dönecek olursak, başka hiçbir ülkeye teslim edemeyeceğimiz Doğu ile aracı ülke olma rolünü kaybetmeksizin Ankara'nın kurumlarına entegrasyon sürecini tamamlamasının, bizzat Batı açısından hayati öncelik taşıdığı kanısındayım.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.

Share on Facebook