ROMA, 15/03(BYE)--- Tirajı günde 334 bin olan ekonomi ağırlıklı il Sole 24 Ore gazetesinin 14 Mart 2010 tarihli sayısında, Franco La Cecla imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan makalenin özet çevirisi şöyledir:
--Kadınların İktidar Sahibi Olduğu, Özgürlük ve Haklardan Faydalandığı Tek Müslüman Ülkede Yolculuk--
-- Önemli bir Dinî ve Kültürel Kadın Derneği Olan TÜRKKAD Her Geçen Gün Daha Fazla Güç Kazanıyor--
İstanbul'un bir dünya merkezi olduğundan şüphe edilemez çünkü müphem ve tamamlanmamış bir yerin özelliklerine sahip. Bir zamanlar Rum, Ermeni, Cenevizli ve Yahudi Levanten cemaatin merkezi, şimdilerde ise disko ve eğlence yerlerinin semti Beyoğlu'nun uzun gecesinde, Osmanlı döneminden kalma bir şarkıyı çalan gezgin kemancılar geçiyor. Turist ve yerlilerden oluşan yeni kozmopolit cemaate karışan genç Türkler, eğlence yerlerinin birine girip diğerinden çıkıyor. Buralarda akşam geç vakit yemek yeniyor; yerel içki rakıyla birlikte, dünyanın en çeşitli ve iştah kabartan mutfaklarından birinin harikulade yemeklerinin tadına varılıyor. Oxford Üniversitesinde ekonomi alanında doktorasını (PHd) yapmış genç bir Türk bayan, bana şunları söylüyor: "Dinle, bu eski bir Türk şarkısı; sözleri güç, zor aşklardan bahsediyor ama esas önemlisi artık sadece şarkılarda rastlanan bir dil: Ermenice, Rumca, Frasça, İtalyanca kelimelerle dolu Osmanlı Türkçesi; ulusu tüm kozmopolit izlerden "temizlemek" niyetiyle, Atatürk'ün gerçekleştirdiği reformla yasaklanan bir dil."
Türkleştirme mükemmel, hemen hemen mükemmel oldu. Türk dişçim, kendisini Müslüman ilan edenleri sakınan devlet vergileriyle tartaklandıkları için tekstil şirketlerini satmak zorunda kalan Yahudi arkadaşlarından hüzünle bahsediyor. Kemalist, laik ve ordunun savunduğu modelin, laiklik krizinde değil daha ziyade kültürel krizde olması bir yenilik. Konuşma taraftarı ve seyahat eden gençler ve aydınlar, bunu sana söylüyor: Şimdi Müslüman olsak da Ermeni asıllıyım, dedem Rum, ninem Yahudiydi. Yeni bir tarih bilinci var ve bu, güzel ve ilginç bir şey. Tabii ki bu devasa bir şehrin ufak bir parçası; yirmi milyon nüfusuyla bir megapol boyutları taşıyan yegane "neredeyse Avrupa" şehri. Havaalanına doğru giden yol boyunca, uçsuz bucaksızlığının farkına varıyorsunuz. Bir zamanlar yeşil ve ekili alan olan dik tepelere tırmanmış bir şehir: Boğaz'a bakan mahallelerin sarp sokakları, yoğun, kalabalık mahalleler, Anadolu'dan gelen çok sayıda yeni insan, padişahların ve Atatürk'ün Konstantinopoli'si ile hiçbir ilgisi olmayan ama ataerkil ve anaerkil hisse hâlâ son derece bağlı, kadınların başlarındaki örtünün İslamiden ziyade köylü kökenlere sahip olduğu o büyük art alan.
Ne var ki bugün, Semih Kaplanoğlu gibi Berlin'de kazanan yeni Türk yönetmenlerin filmlerinde de ülkenin iç tarafları öne çıkıyor. Genç yönetmen Yeşim Ustaoğlu'nun Pandora'nın Kutusu adlı harika filmi de Alzeimer hastası bir yaşlı kadın ve İstanbul'da yaşayan ve kadını köyünden almaya gelen kızlarını konu ediyor.
Her halükarda, bu yeni Türkiye'nin gerçek başkahramanları kadınlar gibi görünüyor. Başörtüsü taktıkları zaman bile şık ve hoşlar. Ayrıca, Tunus ve Lübnan'ın bir kısmı dışında, kadınların pek çok hakka sahip olduğu ve geniş bir özgürlük içinde yaşadıkları yegâne Müslüman ülke kesinlikle budur.
İnsanı hayrete düşüren bir başka unsur da sufizmin geri dönüşü: Ancak ülkenin işleri üzerinde aşırı etki sahibi olması nedeniyle tarikat olarak Atatürk tarafından kaldırılan dervişlerin gösterisi anlamında değil. Büyük başarı elde eden ve bugün Türkiye'nin siyasi hayatı üzerinde de büyük tesire sahip Türk kadınları tarafından idare edilen devasa bir dinî dernek TÜRKKAD (Türk Kadınları Kültürel Derneği). Uluslararası düzeyde İslami mistisizm uzmanı ve burada rahiplik yapan Fabio Alberto Ambrosio adındaki genç bir İtalyan rahip beni buraya davet etti. Hilton Oteli yanındaki idari merkezdeyiz. Son mistik sufinin manevi torunu, kocaman amfitiyatroda binlerce davetliyi kabul ediyor. Tarikat havası yok ama daha ziyade, Scala Tiyatrosunun prömiyerinde solunacak türden bir hava var. Aşırılıktan uzak ve laikliğinin üzerine titreyen bu dinî kompleks dâhilinde Türkiye, bir kez daha insanı hayrete düşürüyor.