Beni yaz beni yaz diyor biri ısrarla. Yazalım bakalım, ne çıkacak?
Hatırladığı şeyler arasında öyle anlar var ki, bu adam üstüne bir şey yaşamamış mı dersiniz, duysanız!...Ben bana aldığı bir yüzüğü gecekondusunun bahçesine atmışım, neden attığımı soruyorum, o da hatırlamıyor, ‘bir şeye kızmıştın herhalde’ diyor, o maç yaparken okulun bahçesinde, ben ağacın gölgesinde onu izler mişim, küme çalışması bizim eve denk düştüğünde, onun yanına oturmamdan, ne ikram ettiğime ve hatta küme çalışmasının konusuna kadar herşeyi hatırlıyor. Bunlar elbette yaşadığın ilk aşkın kutsallığına işaret eden şeyler ama hala aynı duyguları taşıdığına inanmak zor. Bitmesin istiyorum diyor, tersleyeceğim bir konuya girdiğimizde hemen söze noktasını koyuyor, bu kadar sahip çıkıyor geçmişine, bu kadar gözlerinden boşalıp gitmeme engel olmaya çalışıyor, bu kadar ki bırakıyor parmak arası kirlerini sıcağını bozmamak için, kümes kokusu yaysa da ortalığa, eski mahalli aşkından vazgeçmiyor, şişkin bir göbeğin hava boşluğu gibi yaşamına dair birikintilere de nefes aldırmak istiyor, herkese soruyormuş, ilk aşkınla mı evlendin yoksa eşin ilk aşkın mı oldu diye, yine de kıyamıyor onun olmayan nikahlara, inanmamı istiyor bende bulduğu güzelliğe, gamzelerimin ilk parmak basıcısı olarak.
Ona saygım sonsuz ama tuhaf aşklarım da oldu hayatta aslında benim. Bir gün yolun bir ucundan bana doğru yürüyen birine aşık oldum, o kadar klastı ki, gömleğinin ilk iki düğmesi açık, spor armalı bir ceketle, koyu füme kotu ve kahverengi spor ayakkabılarıyla gözlerimi kamaştırmıştı adeta, bir de dudakları hep kıpırdıyordu, belli ki dilinde bir şarkı veya ezberlemeye çalıştığı birkaç replik vardı, yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı ve aman Allahım, dilim lâl oldu, o bir akıl hastasıydı, kendi kendine konuşuyor ve hatta temiz gibi görünen o elbiselerinin altından yükselen kötü koku çevresini kaplıyordu. …O anı unutamam, bir insan güzelliğini ve hatta giyim zevkini bir akıl hastası olduğu halde nasıl bozmayabilirdi?
Yine başka bir gün, bir spor salonunda maç izliyorum, aslında maç amatörlerin, ben de o spor kulübünün hocasıyla görüşmek için oradayım, izleme tribününde bir adam dikkatimi çekti, o kadar asil bakıyordu ki oyun sahasına, sanki özel bir makyajla prens havası verilmişti, yanımda bir imparatorluğun varisi oturuyor gibi hissettim, yanımda derken, en az 10 sandalye vardı aramızda, gülüşü, bir kadından veresiye gibiydi, dişleri ise dudaklarının annesiydi ve hep onun üzerine kapaklanıyordu, maça bakmadığımı artık yönümü tamamıyla ona çevirdiğimi farkettiğim an kulaklarımın şunu duymasını istedim:” Canlı bir tabloyla karşı karşıyasın, ondan kaç çerçevelik resim çıkarsa bil ki, o senin hazinendir”Fakat bu melankoli uzun sürmedi, yakışıklılık birden yaşıksızlığa dönüştü, elindeki değneğiyle doğrulan adam sakattı ve maçta üstüste sayılar elde elden kızını tebrik için kalkmıştı…O an o tabloyu dizlerimde kırıp, ateşe örtü yapmak istedim ve yaptım da…
İstanbul’a ilk taşındığımız yıllarda, sokağımızın berdoşunun ağır abiliğine de vurulmuştum. Adam ne kadar alkol almış olursa olsun asla kafasını kaldırıp çevresindeki kadına kıza bakmıyordu, diyordum ki, 'bu adam içki içmese dervişin dik alası olur', esiri olduğu şeyin ahlakını satın almasına izin vermemişti çünkü, elinde baltasıyla karşısında duran ormancıya aldırmadan yerinden oynamayıp kaderine teslim olan sağlam bir ağaçtı sanki, o dik duruşu başka neyi düşündürebilirdiki insana? İçiyorsam kendime, size ne zararım var der gibi bir bilinçle şuurunu ve gururunu ayaklar altına almayan 'hoş' bir sar'hoş'. Ona rastladığım zaman sokağın ucundan kaybolduğunu görene kadar gözlerimi üzerinden ayırmazdım, kimbilir o kısacık anda kaç şişeye kapatıyordum kendimi?
Bir de bir park ve bahçe temizlikçisi. Adam görevini o kadar temiz ve fit devr alıyordu ki, sonra üzerine geçirdiği o işçi gömleğinin altındaki gövdeyi bilmeyen için nasıl bir mahrumiyet demek bilemezsiniz. Çünkü öyle böyle değil, adam kadife pantolonuyla, ipkeli kazağı yetmiyor gibi bu bakımı tamamlayan nefis traşıyla iş başı yaparken, bu adamın işi bu bulamaz diye iç geçirmeden edemiyordunuz. Sonra işçi gömleğinin altına çektiği eski pantolonuyla görevini yerine getirirken, bu temizliğin küçük bir parçası olmak için, “işte geldim buradayım, ben bu işte ustayım” dememek için kendimi nasıl tuttuğumu da bilmenizi isterdim:)))
Yine de senin ve bunlar gibi altından ‘aşk’ çıkan tüm bütün kötü ve temiz niyetlerin beni bulmasından mutluyum…..