ATİNA, 30/07(BYE)--- Tirajı günde 2491 olan İmerisia gazetesinin 30 Temmuz 2010 tarihli sayısında, Kostas Venizelos imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Kosova'daki gelişmeler, sorunların farklılığı bir yana, Kıbrıs konusuna da dokunuyor. Uluslararası Lahey Adalet Divanının Kosova'nın bağımsızlığının tek taraflı ilanının uluslararası hukuku ihlal etmediğine dair kararı, Kıbrıs için olumsuz bir gelişme olmuştur. Uluslararası toplumun hoşgörüsüyle devletlerden toprak parçalarının kopması yönünde bir içtihat oluşturmuştur. Yabancı askerî güçler tarafından toprakların bölünmesi ve daha sonra da uluslararası organizasyonların hatta BM'nin damgasıyla (Kosova'nın BM'ye üyelik dilekçesi sunması bekleniyor) bağımsızlaşmasına örnek oluyor.
Bu "örnek" Kıbrıs sorununun çözümlenmesine ilişkin görüşmelerde şantaj yapmak veya cezalandırmak amacıyla kullanılabilir. Buna paralel olarak uzun zamandır sözde devletin siyasi-ekonomik statüsünün yükseltilmesi yönünde sistemli ve metotlu bir şekilde çalışan Türkiye de cesaretlendiriliyor. Yıllardan beri bilinen çevreler ve ara bulucular, işgal altındaki Kıbrıs'ta bir devletin bütün niteliklerini taşıyan ancak "tanınmamış olan bir devlet olduğunu" savunuyor.
Lefkoşa'nın ilk tepkisi, "Uluslararası mahkemenin argümanları, Kosova konusunu Kıbrıs konusundan farklı saydığını gösteriyor." şeklindeydi. Ancak uluslararası politika durgun olmadığı ve uluslararası mahkemeler de (örneğin İnsan Hakları Mahkemesi ve Lahey) karar alırken siyasi çevreleri de göz önünde tuttukları için kuşkulu ve hazırlıklı olmak zorundayız.
Kıbrıs'ta işgal oldu, nüfus şiddetle yer değiştirdi, yerleşimciler getirildi, Türkiye'nin denetimi altında olan yerli yönetim, işgal yönetimi kuruldu. Ortadaki gerçek durum bu ancak aradan geçen yılları öne süren ve topraklarda şekillene yeni gerçeklerden söz ederek bu gerçeği göz ardı edenler var. Bu bağlamda, Kosova ile temel farklılıklarımızdan birisi, güçlü uluslararası oyuncular tarafından aleyhimize değiştirilebilir.
Öte yandan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin güçlü başka bir silahı da var. BM Güvenlik Konseyinin, sözde devleti ilan ederek Kıbrıs'ın parçalanmasına yönelik Türkiye'nin faaliyetini kınayan kararları var. Ancak uluslararası sistemin öyle bir çalışma şekli var ki alınan ve yürürlükte olan kararların değişmesinin mümkün olduğu kabaca savunulabilir.
Bu arada kararın sadece Kıbrıs ile ilgili olmayan daha geniş bir boyut da var: Bundan böyle ülkeleri parçalayan girişimler güçlenecek ve yayılmacılık yasallaşacak. Etnik azınlıklar, devletlerin özellikle de ya sırtları duvara dayalı olarak hareket edecek ya da baskıcı önlemlerle onları yok etmeye çalışacak küçük ve güçsüz devletlerin kâbusunu oluşturacak. Her iki durumda da silahlı şiddet her zaman bir kâbus olacak. Krizlerle baş etmek amacıyla meşru yol olarak savaşa geri dönülecek. Kıbrıs Cumhuriyeti bugünden itibaren kendisini daha az güvenli hissetmeli ve daha hazırlıklı olmalı.
Not: Trakya'daki Türk tutumu karşısında Atina acaba ne kadar rahat olabilir?