İnadı ve insan…
Sanmaklar ve bulmaklar arasındadır insan hayatı…
Onlarcasını bir çırpıda didikleyebilirim…
Bugün az cümlelerle ‘inat’ oldu, aklımın uçurumundaki…
Ne sandı inadı insan, ne buldu; merakımın zirvesindeyim, paylaşayım dedim…
İnadı;
Erdemi sanmış halbuki viraneliğiymiş…
En okkalısından yumruğu saymış hayatın böğrüne böğrüne attığı meğer yediği sopaymış morartılarını sonradan anladığı…
Gücümdür, kuvvetimdir, kudretimdir diye dolanmış ortalarda halşuki korkaklığı, zayıflığı, çaresizliğiymiş…
Dostum diye yazmış kalbinin duvarlarına kalın kalemlerle gel gör ki her darbesi onarılmaz delikler açmış o çeperlere…
Akıl oyunlarından, zihin kıvrımlarından en nadide parça kabul etmiş ne komik ki böyle böyle akılsızlıklara şavullamış ruh alemini…
Ağırlık katar gözüyle bakmış, basitlik şırıngalamış en ince kılcalından bile…
İnadım; iradem ve dirayetimdir benim diye naralanmış köşe bucak oysa dudaklarından dökülen mırıl mırıl yılgınlığı, bıkkınlığı, yenikliğiymiş…
Vuslat sanmış ayrılığı, kopuşu olmuş…
Kalabalığım demiş yalnızlığı çıkmış…
İyiliğim için diye avutmuş kendini meğer epey büyük kandırmış gariban kendini…
Fıtratımdandır yalancıkları üflemiş kulaklarına haloki farkında olmadan hüsnü kabul göstermiş bir büyük arızasına…
Velhasıl Yaradana yıkmış işi, kendi uydurmasıymış apaçıklık o ki…
İnsan ve incir inadı kurdu dünyayı…
Şüpheniz olmasın bir başka inalaşmayla verecek koca alem son nefesini…
Benden söylemesi…