İNSANLAR AÇLIĞA ALIŞMALARIDIRLAR
“Kendisi tok yatarken komşusu aç yatanlardan bizden değildir” Hz Muhammed
İnsan, yerküre üzerinde yaşamakta olan canlılar arasında en gelişmiş canlıdır.
İnsanın yaşaması için hava, su ve gıdaya gereksinimi vardır.
Bunlar olmadan yaşamda kalabilmenin olanağı yoktur.
Günlük normal asgari gıdasını alamayan insan giderek tükenir ver ölür.
Havasız ve susuz kalan insan için de ölüm kaçınılmazdır.
İnsanoğlu olarak yaşamak için yemeğe mecburuz.
Yemenin de iki türlüsü var.
Birincisi; biyolojik olarak günlük asgari normal gıdayı almaktır.
İkincisi ise; becerisi, mevki makamı olup, takvası (Allah korkusu) olmayanların; devlet kaynaklarını sömürmesi, rüşvet ve yolsuzluklar yoluyla köşeyi dönmeleridir.
Günümüzde, “Köşeyi dönmenin” başta gelen kurallarından biri, önce “dönek” olmaktır. Her türlü rüzgara yelken açıp zamana ve zemine göre “dönüş” yapmak yani “dönmek” bu işin vazgeçilmez kuralıdır.
Topluma karşı dindar görüneceksin ama fırsatını yakaladığında, takvayı filan unutup paşa paşa malı götüreceksin.
Ne diyor başı örtülü kıdemli bir köşe yazarı kendisiyle yapılan röportajda?
“Yakın zamanlaa kadar sobalı evlerde oturanlar bugün iktidarları sayesinde Villalarda oturur duruma geldiler.”
Bir başka deneyimli İslami yazar ne diyordu?
“Ayda bir kez elbise değiştirenler bugün iktidarlıklarında günde üç elbise değiştirir duruma geldiler”
Bir önemli muhafazakar siyasetçinin topluma yansıyan görüşleri nasıldı?
“ Bir yanda 4 çarpı 4 jeeplerin direksiyonlarındaki başörtülüler (türbanlar), öbür yandaysa otobüs duraklarında ki başı örtülüler…”
Yaşamımız boyunca ibret ve şaşkınlıkla gördük ki; kişisel çıkar, maddiyat, servet, lüks yaşam söz konusu olduğunda (bu yönde kapılar açıldığında), en koyu dindar görünenlerin pek çoğunun bile, din iman bağlantıları önemli ölçüde gevşemiş materyalist bağlantılarla şekil değiştirmiştir.
İslâm’ın büyük önderi Hz. Peygamber dünyevi yaşamında yamalı elbise ile gezer, kesinlikle zenginlik ve servete kendisini kaptırmaz ve ölçülü bir hayat sürerdi.
Bugün sözde alnı secdeden kalkmayan, din, Allah, kitap söylemleriyle “takva” sahibi olduklarına halkı inandırmaya çalışan ve devletin çok önemli mevkilerinde bulunan zatı muhteremlerin, yaşamına, mal varlıklarına, servetlerine bir bakın, bunun Yüce Peygamberin yaşantısı ve öğütleriyle bağdaşır tarafı var mı?
Malı, parayı, serveti bulanlar, başlarını en pahalı eşarplarla örtüp, dünya çapındaki markaların en önde gelenleriyle giyinip, lüks arabalarda yaşam sürüyorlar.
Silikon göğüslü metreslerinin adı da, dini nikahlı ikinci eştir(!).
X
Bu yöndeki anlatımımızı burada noktalıyor, biyolojik anlamda yememenin, yani insanların açlığa alışmalarının neden gerekli olduğunu ünlü bir İslam düşünürünün anlatımından sizlere aktarmak istiyoruz:
“İbni Haldun insanı maddeleştiren yaklaşımın karşısındadır.
İnsanın kendisini açlığa alıştırması gerektiğini savunmaktadır.
Açlığa alışmanın, az yemenin bir erdem olduğunu, az yemenin insanı daha Uygur, daha kişilikli kıldığını düşünmektedir.
Çok yiyen insanın düşüncesizleştiği, midesinden başka bir şeyi düşünmeyecek duruma geldiği ve hızla bencilleştiği, tüketiciliğin insanı sosyal varlık durumundan çıkarıp, saldırgan bir konuma getirdiğini belirtmektedir.
Batılı düşünce tarzına göre az yiyen az tüketen insan gelişmemiş, ‘ilkel’ ve ‘barbar’ sayılmaktadır.
Oysa İbni Haldun aksini savunmaktadır:
‘Açlık biraz biraz, bir ölçü içinde, çileciler yöntemiyle ve besinleri yavaş yavaş azaltma yoluyla oluşursa, öldürücü olmaz…
Bilesin ki, vücut için çok besin almaktan, açlık daha elverişlidir.
Her yönden… Tabi güç yetirenler için sözümüz.
Tam aç kalınmasa bile besinleri azaltmak iyidir.
Bunun vücut yapısında ve akıl gücünde, her ikisinin netliği ve iyi yönde gelişmesi için olumlu etkisi vardır.
Biz araştırmalarımızda, gösterişli ve iri yapılı hayvanların etiyle beslenenlerden türeyenlerinde bile iri yapılı oluşumuna tanık olduk.
Bu tür hayvanlarla beslenenlerin türettikleri bile genellikle iri oluyorlar.
Deve sütüyle deve etiyle beslenenlerden de aldıkları besine uygun etki görülür tutumlarında.
Bunlarda sabır, ağır yüklere katlanma ve güç yetirme gibi devede bulunan özelliklere tanık olunur.
Bunlar bağırsakları, develerin bağırsakları gibi belirli oranda sağlam ve kalın olur.
Karınlarında, güçsüzlük, narinlik diye bir şey belirmez..’ ” ¹
X
Türkiye’nin neredeyse üçte biri açlık sınırı dolaylarında yaşam sürmekte. Karnımı doyurdum diyenlerin çoğunun yiyebildiği kuru ekmek. Hükümetimiz neden yaptığı sosyal yardımları her geçen gün artırıyor…
Çünkü ülke gittikçe “açlaşıyor!”
Yukarıda anlattığımız ikinci grup yiyiciler arasında bulunamıyorsanız eger, gelin siz İbni Haldun’u dinleyin, kendinizi gerçek açlığa alıştırın…
Sağlıklı kalırsınız…
BURHAN ÖZBEY
¹ İbni Haldun – Işığın Kaynağı Doğu 4 – İbrahim Ülger Berfin Yay. 2004 S. 75