Tarih:25 Şubat 2009
Saat 02.00 civarında arkadaşıyla birlikte lokantadan ayrılan Behçet Oktay otomobiliyle evinin yolunu tutuyordu.
Sıkıntılıydı.
Çünkü,Ergenekon'un 11. dalgasında ismi sık sık gündeme geliyordu.
Özellikle,Susurluk Soruşturması ve Ergenekon İddianamesi'nden kamuoyunun yakından tanıdığı İbrahim Şahin'le olan ilişkisi sebebiyle tüm dikkatleri üzerine çekmişti.
Peki kimdi Behçet Oktay?
1957 yılında Malatya'da doğdu ve 1978 yılında Polis Akademisi'nden mezun oldu.
Erzincan,İstanbul,Kars,Bingöl,Diyarbakır ve Afyon'da görev yaptı.
1997 yılında İbrahim Şahin'in(Susurluk soruşturması nedeniyle) görevinden alınmasının ardından Özel Hareket Daire Başkalığı'na getirildi.
Yaklaşık 13 yıl bu görevini kesintisiz bir şekilde sürdürdü.
Görevi esnasında ki başarılarından dolayı Türk Silahlı Kuvvetleri Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası'nı aldı.

Şimdi tekrar 25 Şubat'a dönüyoruz.
Behçet Oktay,seyir halindeyken aracı,Çankaya Keklikpınarı 50.Sokak Park Vilları önünde kara saplandı.
Ne olduysa o anda oldu...
Şimdi sözü yanındaki arkadaşına bırakıyoruz.
“Arkadaşlarımızla birlikte lokantadan çıktık. Evimiz yakın olduğu için biz de birlikte çıktık. Masada onu üzecek bir şey de olmadı. Otomobilinin kara saplanmasına inanılmaz bir biçimde tepki gösterdi. ‘Bunlar hep beni buluyor’ diye bağırıyordu. Ben kendisini yatıştırmaya çalışırken o aniden tabancasını çıkarıp ateş etti. Ne olduğunu bile anlayamadım. Çevreden yetişenlerle birlikte hastaneye kaldırdım.”
Peki,kimdi bu arkadaşı?
Yani Behçet Oktay'ın intiharı sırasında yanında olan kişi kimdi?
Bu konuda çok şey söylendi.
Önce, Eski Emniyer Genel Müdürlüğü Asayiş Şube Müdür Yardımcısı Mehmet Y. ile birlikte olduğu iddia edildi.
Hatta öyle ki Mehmet Y.'nin tanık olarak ifade verdiği ve az önce belirttiğimiz sözlerin sahibi olduğu söylendi.
Mehmet Y. ise yaptığı açıklamada araçta olmadığını açıkladı.
Medya'nın bir kısmı ise araçta bulunan ikinci kişi olarak Seyit A.'nın ismini öne çıkarıyordu.
Anlaşılacağı üzere her kafadan bir ses çıkıyordu.
İşin aslı ise kısa bir süre sonra öğrenildi.
Behçet Oktay'ın yanındaki çok zor çözülen(!) o kişi Halil Kesici'ydi.
Öyleyse Mehmet Y. ve Seyit A. isimlerini öne çıkaran habeler nasıl oluşturuldu.
Medya'nın bir bölümü nasıl bu kadar kesin ifadelerle araçta bulunan ikinci kişinin Mehmet Y. olduğu yolunda haberler yaptı?
Ve medyanın diğer bir bölümü nasıl bu kadar kesin bir şekilde Seyit A. ismini öne çıkarıyordu?
Doğrusu anlamak zor.

Olayın ardınan yapılan ilk incelemede olayın yüzde 99 intihar olduğuna karar verilmişti.
Özellikle de Behçet Oktay'ın elinde barut izlerinin bulunması bunun en büyük kanıtlarından biri olarak gösterildi.
Oysa ki olayda yanında ki arkadaşının elinde de barut izlerine rastlanmıştı.
Bunun üzerine ise Halil Kesici "İntiharı engellemek istedim.Silaha yakındım" açıklamasını yaptı.
Behçet Oktay'ın ailesi ise ilk günden bu yana intihar açıklamasına asla inanmadığını söylüyordu.
Ailenin en büyük kanıtlarından biri ise Behçet Oktay'ın solak oluşuydu.
Oysa kurşun sağ kulak arkasından girmişti.
Nasıl şüphelenilmesin ki?
Gayet tutarlı bir kanıt.

Bu sırlarla dolu olan intiharın ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı,kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermişti.
Bunun üzerine Sincan 1.Ağır Ceza Mahkemesi ise yapılan itiraz sonucunda takipsizlik kararını kaldırdı ve soruşturmayı genişletti.
Bunun sonucunda geçtiğimiz günlerde 2 tanığın ifadesi alındı.
Bu tanıklardan Halil Kesici'nin çelişki dolu ifadesi de basına yansıdı.
İlk ifadesinde Behçet Oktay'ı "Kendisine ateş ettikten sonra hastaneye götürdüm" derken,geçtiğimiz günlerde ki ifadesinde "Olayın heyecanıyla öyle ifade vermiş olabilirim.Oktay'ın elinde silah olduğunu görmedim." dedi.
Gerçekten de bu ifadeleri de duyduktan sonra Behçet Oktay'ın intihar ettiğine tatmin olmayan, başta ailesi olmak üzere tüm kamuoyuna hak vermemek elde değil.
Bu olayın üstüne gidilmeliydi ve umarım daha da çok gidilir.
Bu gayet güzel bir gelişme.
Behçet Oktay'ın kız kardeşi Şule Oktay'a gönderilen mektup, belki konuyu saptırıyor diyeceksiniz belki de önemli bir açıklama diyeceksiniz.
Ne olursa olsun incelenmesi gerek.
Aile ve kamuoyu tatmin edilmeli.
Şimdi kamuoyunun cevabını beklediği en büyük soru;Behçet Oktay öldürüldü mü?
Yoksa intihar mı etti?
FERMAN KARAÇAM
Bugün Ferman Karaçam'ın çok güzel bir şiirini sizlerle paylaşacağım.
ACI
seni de vururlar bir gün ey acı uçuşup durduğun kanatlarından sazın sözün türkülerin tükenir ellerin koynunda kalakalırsın
şakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı gül açan yüzlerimizde göğeriyor rengin senin de
biz seni tâ eskiden tanırız hani göğüslerimize taş olur inerden avuçlarımızda hira dağıydın
al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde akdeniz rüzgarlarına karışan sendin
biliyorum hiçbir tarıh yazmayacak ve bir sır gibi kalacak yakılan kitaplarda göbek bağı anasından henüz çözülmemiş bebelerimize mitralyözlerin okyanus ötesinden ayarlandığını
seni de yakarlar bir gün ey acı bir taptuk kul gözlerinden vurursa parmakların eğri ağaç tutmaz çığlıkların çağlar aşar duymazsın
ve ben biliyorum örümceği, mağarayı, güvercini, asâyı
ve ibrahim'in baltasını biliyorum
nereden başladı bu kesik dans ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü insanlar kim?
kim kimin yanında kim kimin karşısında
meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim
üsküdür kız lisesinde okuyan genç kız çantasında kimin fotoğrafını taşıyor
kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar neden gülüyorlar ki
seni de vururlar bir gün ey acı filistin'de sapan taşlı çocuklar dalın, kolun, fidelerin, budanır kuru bir kütükle kalakalırsın
öyle bakmayın balkonlarınızdan fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu, damarlarımızı yırtıyor tuna nehri, onulmaz boşnak sızıları pompalıyor yüreğimize
pilevne türküleri ağıtlara dönüşürken, çeçenya'da yiğitler inancın emeğin/ve aşk'ın kılcal damarlarına ulanıp sustular... ve ne bağdat'tan ne şam'dan ne mekke'den ne diyarıbekir'den ne istanbul'dan ne buhara'dan bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi duymuyor
seni de vururlar bir gün ey acı halepçe'de soldurulmuş gül gibi bu sevdaya düşsen, sen de yanarsın suskun, sıcak, uzun yaz geceleri
ve siz ey analar, hani siz, gecelerinizi böler, çocuklarınıza ninniler söylerdiniz
hani siz, fatihler doğururdunuz...
gelin-kızların giysileri kirletildi çocuklar hep yetim kaldı
'elem yecidke yetimen feava'
ve ben biliyorum ben biliyorum istanbul'un bağdat'ın diyarıbekir'in mekke'nin buhara'nın birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü/sonra ey insan ey insanlık ayağa kalk
kolları ve bacakları budanmış delikanlıları boyunları gövdelerinden ayrılmış insanları gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu çocukları
gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin ve bir gün bu dünya gül bahçesine dönecek bunu böyle bilin/ ve unutmayın |
|
.
|
|
Ferman Karaçam
|
|
İnşallah Ferman Karaçam inşallah.
Birgün,bu dünya'nın gül bahçesine döneceğine inanıyoruz.
Birgün,bu dünya'da zalimin ve mazlumun kalmayacağına inanıyoruz.
mertd@haberx.com